12 Ağustos 2015 Çarşamba

13 ağustos perşembe saat 2/48

Biraz blog okuyasım geldi, sonra meteor yağmurundan haberdar oldum balkondaki banka yatıp gökyüzüne bakarken, soğuktan donarak playlistimi baştan sonra dinledim, sonra içeri girip bilgisayarı kucağıma alır almaz elim yeni yayın oluştur butonuna gitti. Neden bahsederim, ne kadar gider hiçbir fikrim yok. Bir ara bir blog vardı şimdi adını söylemek istemiyorum yaşıyor mu bilmem-aman! Yani blogu yaşıyor mu bilmem kendisi yaşıyordur herhalde aman işte o blog  gibi oldum yada olma yolundayım böyle iki ayda bir gelir böyle upuzun bir yazı yazar giderdi. Kim okumuş, ne kadar okunmuş, kaç kere tıklanmış hiç bakmazdı. Ama yazdığı yazılar da yazıydı hani. Her okuyuşumda başka bir tat alır, iki ay boyunca ezberleyene kadar okur, gitgide gizli anlamlar çıkarırdım satırlarından. Yada ben yaşadığım şeylerle okuduğum şeyler arasında çok çabuk bağ kuran biri olduğum için her farklı gün başka bir anlam taşırdı o satırlarda. Yani kısaca öyle olmak isterdim.

Ama fena halde hayata daldım. Yani elbette yapılacak şeyler kadar boş zamanda var. Yani isterse insan zaman yaratabiliyor. Şunun şurasında bir yada bir buçuk aydır biraz bi boşluğum var o da akrabalara, yapılması gereken şeylere, görevlere, sorumluluklara gitti. Üzülüyorum tabi bende. Okumak istediğim kitapları bırak okumayı alamadım bile. İzlemek istediğim şeyleri uykudan feda ederek izleyebiliyorum da kitaplar ve diğerleri olmuyor.

Artık bu yaz yapacağım diyerek kendi kendime verdiğim sözleri gerçekleştirmek için çok az vaktim kaldı.

Başkasına verilen sözler bir şey ama kendine verdiğin sözler öyle alelade bir şey değil. Yerine getiremeyeceğini bile bile sırf günü atlatmak için söylüyorsun kendine. Ama karşındaki söylediğin şeye inanıyor sen duygularına bile inanmıyorsun yeri geliyor. Ben bunu hissedemem,  ben bunu yapacak kadar güçlü değilim, ben onu hak etmiyorum... Bir sürü şey dönüyor aklında. En azından benim öyle.

Şu boş geçirdiğim kısa zamanda kendime çok söz verdim. İlişkide yada normal hayatta nerede olursa olsun bir daha asla ilk adımı atmamam kararım gibi yada istediğim şeyleri istediğim anda gerçekten çok istemekten vazgeçmek gibi. Mükemmel erkeğin var olduğuna inanmayı bırakmak gibi yada söz konusu ailem olduğunda olayları zamana bırakmayı daha çok tercih etmem gerektiği gibi.

Zamana bırakmayı sadece ailemle değil herkesle, her şeyle öğrenmem lazım. En önemlisi, zamana bırakması en zor olanı da hayaller. Gerçi lisedeyken erkence yatıp hayal kurarken günlük yada kısa hikayeler yazmaktan 2-3 saat boyunca uyumadığım geceler olurdu. Bazen sabahlardım da. Yapamıyorum artık. Yatağımın hemen üstünde kocaman harflerle ''I can't fall asleep but i sure can dream'' yazıyor. Hakkını veremiyorum o cümlenin birkaç senedir.

Ya ben lisedeyken radyo da dinlerdim, şimdi hiç dinlemiyorum. Belki de bu yüzden radyo spotu yazmakta bu kadar zorluk çekiyorum. Bazen de canlı değil kaydedilmiş yayınlar dinlerdim iki buçuk üç saatlik. Hatta bir keresinde bir filmin sadece sesini dinlediğim olmuştu. İşte bunlar hep değişik değişik tecrübeler.

Böyle abuk subuk şeyler denemeyi seviyorum.
Bir keresinde otobüste yan koltukta oturan iki kadın için iki ayrı hikaye yazmıştım.
Sene başında aldığım küçük bir not defteri vardı. Bir gece esti ben bu akşam yazarak bu defteri bitireceğim dedim. Tabi ki bitiremedim. Çok kötü bir bilek ağrısı usulca yatağıma sıvıştım. Defterin yarısını azcık geçtim ama bitmedi.
Daha önce izlemediğim bir filmin soundtrackini, ev ile Ankara arası bir yolculuğu müziğe aklımdan sahne uydurarak geçirmiştim.
Bazende bir karar vermek zorunda kaldığımda camdan dışarı bakar, dışarıda tamamen benim kontrolüm dışında gerçekleşen bir olay üzerinden yazı tura atarım. Mesela bir adam yolda sağa dönerse birini sola dönerse diğerini seçeceğim derim ve o adama bağlı olarak kararımı veririm.

Lisede edebiyat öğretmenime ''Hayatımı kazanmak için yazmak istiyorum. Edebiyat mı okusam ben?'' demiştim o da ''yazmak için edebiyat okumana gerek yok. Yazarak hayatını kazanabileceğin başka meslekler de var ayrıca yazmak üniversitede öğrenilmez sen istersen her zaman her yerde yazabilirsin'' demişti. O zamanlar şu an okuduğum bölümün baş harfini bile bilmiyordum tabi. Reklam yazarlığı diye bir şey de bilmiyordum. Ama varmış. Bende şans mı, kader mi desem, Allah yüzüme güldü de benim için yapacağı en büyük iyiliği yapıp bu bölümü okumamı mı sağladı bilmiyorum ama galiba yine yazarak hayatımı kazanacağım. Bu konuda haklıyım bu arada.. Yani tercih vakti gelene kadar daha önce aklımın ucundan geçmemiş bir bölümde okuyorum şu an ve hayatımda hiç olmadığım kadar mutluyum. Geri kalan hayatım işte bu üniversite yıllarına göre şekillenmeyecek mi? Evet. Hıh işte ben hayatım boyunca karşıma çıkacak bütün şansımı bu üniversiteye ve bu bölüme girmek için kullandım bence. Bundan sonra şans yüzüme çok zor güler çünkü hayatımın şansını daha ben 19 yaşındayken burada harcadım.

Çok fazla uykum var. Yazı ulaşmak istediğim yere gitmiyor saçmalamaya başladım diye bırakıyorum burada. Çünkü çok dağıldım. İşte kendime verdiğim bir sözü tutuyorum şu an. Son zamanlarda blog yazılarını daha çok yazmaya başlayacağım diyerek bitirmek bende alışkanlık olmuştu ama hiçbir zaman düzenli yazmıyordum. O zaman seni okuyanlara bu sözü verme Aylin demiştim kendi kendime. Bende vermiyorum. Elbette buraya daha sık yazmak istiyorum. Ama bir şeyler yazacağım zaman bir kağıt ve bir kalem her zaman daha yakın oluyor bana.




2 yorum:

  1. Yazmaya devam ettiğin sürece , okumaya devam edecek insanlar olsun etrafında...
    Sevgilerimi sunuyorum ...
    www.grilady.blogspot.com.tr

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ona inanıyorum ben de. Çok teşekkür ederim

      Sil