9 Aralık 2015 Çarşamba

hatırlanması gereken bir gün

Çok garip şeyler oluyor. Hız trenine binmiş gibiyim. Çevremde bir şeyler oluyor ama tek gördüğüm silüetler ve tek hissettiğim midemdeki o his.

Anladım Aralık'a mektuplar yine yalan oldu. Artık estikçe yazacağım. Şuraya yazmıyor olabilirim bir haftadır ama günlüğüm taşıyor çünkü hayatım dolup taşıyor. Yeni şeylerle, heyecanlarla, deneyimlerle..

Beynimin süzgeçlerini yaktım dedim mesela dündü sanırım.
Bugün de beynim kulaklarımdan akacak artık. Yorgunluk üstüne hastalık üstüne koşuşturmacalı günler falan.

Sadece bu günü hatırlamak isteyeceğimi düşündüm ufak bir yazdım uyumaya gidiyorum.

Kendinize iyi bakın.


2 Aralık 2015 Çarşamba

hayat akışı

Selam.
Kafam güzel olduğundan bilgisayarı açmaya üşendiğim için telefondan yazdığımı bir kenara not edeyim de öyle başlayayım madem anlatmaya. İnanın çok zorlanıyorum ama bu seriyi de firesiz devam ettirmeyi kadar çok istiyorum ki bı yüzden şu an yazıyorum. (Ne yazacağımı bilmeden)

Yeni insanlar tanımak her zaman çok güzel mesela. Bugün bir sürü yeni insanı daha yakından tanıdım. Çok mutlu oldum ya öyle böyle değil. Hele bu insanların bir sene önce benim oldugum durumlarda oldugunu düşündükçe daha bi garip mutlu oluyorum. Çünkü onlarla empati yapma yeteneğim artıyor. Her şeyi daha bi onların bakış açısıyla bakıyorum falan...

Kadere inanıyorum. Çalışma arkadaşlarmın kaseden seçilen birer isim değil benim ve bizim için biçilmiş birer kaftan oluğuna inanıyorum. 

Ayrıca olanaklarımız, tercihrimiz dışında gerçekleşen şeylerin bizim için daha güzel şeyler olduğuna da inanıyorum.

Hayatı akışına bırakmak gerekiyor bazen.

Bazen değl aslınds her zaman.

Kendinize iyi bakın.
Hiç yoktan karşınıza çıkan şeyler hakkında endişe duymayı bırakın, keyif almaya bakın. Çünkü emin olun o sizin için çok güzel bir şey.

12 Ağustos 2015 Çarşamba

13 ağustos perşembe saat 2/48

Biraz blog okuyasım geldi, sonra meteor yağmurundan haberdar oldum balkondaki banka yatıp gökyüzüne bakarken, soğuktan donarak playlistimi baştan sonra dinledim, sonra içeri girip bilgisayarı kucağıma alır almaz elim yeni yayın oluştur butonuna gitti. Neden bahsederim, ne kadar gider hiçbir fikrim yok. Bir ara bir blog vardı şimdi adını söylemek istemiyorum yaşıyor mu bilmem-aman! Yani blogu yaşıyor mu bilmem kendisi yaşıyordur herhalde aman işte o blog  gibi oldum yada olma yolundayım böyle iki ayda bir gelir böyle upuzun bir yazı yazar giderdi. Kim okumuş, ne kadar okunmuş, kaç kere tıklanmış hiç bakmazdı. Ama yazdığı yazılar da yazıydı hani. Her okuyuşumda başka bir tat alır, iki ay boyunca ezberleyene kadar okur, gitgide gizli anlamlar çıkarırdım satırlarından. Yada ben yaşadığım şeylerle okuduğum şeyler arasında çok çabuk bağ kuran biri olduğum için her farklı gün başka bir anlam taşırdı o satırlarda. Yani kısaca öyle olmak isterdim.

Ama fena halde hayata daldım. Yani elbette yapılacak şeyler kadar boş zamanda var. Yani isterse insan zaman yaratabiliyor. Şunun şurasında bir yada bir buçuk aydır biraz bi boşluğum var o da akrabalara, yapılması gereken şeylere, görevlere, sorumluluklara gitti. Üzülüyorum tabi bende. Okumak istediğim kitapları bırak okumayı alamadım bile. İzlemek istediğim şeyleri uykudan feda ederek izleyebiliyorum da kitaplar ve diğerleri olmuyor.

Artık bu yaz yapacağım diyerek kendi kendime verdiğim sözleri gerçekleştirmek için çok az vaktim kaldı.

Başkasına verilen sözler bir şey ama kendine verdiğin sözler öyle alelade bir şey değil. Yerine getiremeyeceğini bile bile sırf günü atlatmak için söylüyorsun kendine. Ama karşındaki söylediğin şeye inanıyor sen duygularına bile inanmıyorsun yeri geliyor. Ben bunu hissedemem,  ben bunu yapacak kadar güçlü değilim, ben onu hak etmiyorum... Bir sürü şey dönüyor aklında. En azından benim öyle.

Şu boş geçirdiğim kısa zamanda kendime çok söz verdim. İlişkide yada normal hayatta nerede olursa olsun bir daha asla ilk adımı atmamam kararım gibi yada istediğim şeyleri istediğim anda gerçekten çok istemekten vazgeçmek gibi. Mükemmel erkeğin var olduğuna inanmayı bırakmak gibi yada söz konusu ailem olduğunda olayları zamana bırakmayı daha çok tercih etmem gerektiği gibi.

Zamana bırakmayı sadece ailemle değil herkesle, her şeyle öğrenmem lazım. En önemlisi, zamana bırakması en zor olanı da hayaller. Gerçi lisedeyken erkence yatıp hayal kurarken günlük yada kısa hikayeler yazmaktan 2-3 saat boyunca uyumadığım geceler olurdu. Bazen sabahlardım da. Yapamıyorum artık. Yatağımın hemen üstünde kocaman harflerle ''I can't fall asleep but i sure can dream'' yazıyor. Hakkını veremiyorum o cümlenin birkaç senedir.

Ya ben lisedeyken radyo da dinlerdim, şimdi hiç dinlemiyorum. Belki de bu yüzden radyo spotu yazmakta bu kadar zorluk çekiyorum. Bazen de canlı değil kaydedilmiş yayınlar dinlerdim iki buçuk üç saatlik. Hatta bir keresinde bir filmin sadece sesini dinlediğim olmuştu. İşte bunlar hep değişik değişik tecrübeler.

Böyle abuk subuk şeyler denemeyi seviyorum.
Bir keresinde otobüste yan koltukta oturan iki kadın için iki ayrı hikaye yazmıştım.
Sene başında aldığım küçük bir not defteri vardı. Bir gece esti ben bu akşam yazarak bu defteri bitireceğim dedim. Tabi ki bitiremedim. Çok kötü bir bilek ağrısı usulca yatağıma sıvıştım. Defterin yarısını azcık geçtim ama bitmedi.
Daha önce izlemediğim bir filmin soundtrackini, ev ile Ankara arası bir yolculuğu müziğe aklımdan sahne uydurarak geçirmiştim.
Bazende bir karar vermek zorunda kaldığımda camdan dışarı bakar, dışarıda tamamen benim kontrolüm dışında gerçekleşen bir olay üzerinden yazı tura atarım. Mesela bir adam yolda sağa dönerse birini sola dönerse diğerini seçeceğim derim ve o adama bağlı olarak kararımı veririm.

Lisede edebiyat öğretmenime ''Hayatımı kazanmak için yazmak istiyorum. Edebiyat mı okusam ben?'' demiştim o da ''yazmak için edebiyat okumana gerek yok. Yazarak hayatını kazanabileceğin başka meslekler de var ayrıca yazmak üniversitede öğrenilmez sen istersen her zaman her yerde yazabilirsin'' demişti. O zamanlar şu an okuduğum bölümün baş harfini bile bilmiyordum tabi. Reklam yazarlığı diye bir şey de bilmiyordum. Ama varmış. Bende şans mı, kader mi desem, Allah yüzüme güldü de benim için yapacağı en büyük iyiliği yapıp bu bölümü okumamı mı sağladı bilmiyorum ama galiba yine yazarak hayatımı kazanacağım. Bu konuda haklıyım bu arada.. Yani tercih vakti gelene kadar daha önce aklımın ucundan geçmemiş bir bölümde okuyorum şu an ve hayatımda hiç olmadığım kadar mutluyum. Geri kalan hayatım işte bu üniversite yıllarına göre şekillenmeyecek mi? Evet. Hıh işte ben hayatım boyunca karşıma çıkacak bütün şansımı bu üniversiteye ve bu bölüme girmek için kullandım bence. Bundan sonra şans yüzüme çok zor güler çünkü hayatımın şansını daha ben 19 yaşındayken burada harcadım.

Çok fazla uykum var. Yazı ulaşmak istediğim yere gitmiyor saçmalamaya başladım diye bırakıyorum burada. Çünkü çok dağıldım. İşte kendime verdiğim bir sözü tutuyorum şu an. Son zamanlarda blog yazılarını daha çok yazmaya başlayacağım diyerek bitirmek bende alışkanlık olmuştu ama hiçbir zaman düzenli yazmıyordum. O zaman seni okuyanlara bu sözü verme Aylin demiştim kendi kendime. Bende vermiyorum. Elbette buraya daha sık yazmak istiyorum. Ama bir şeyler yazacağım zaman bir kağıt ve bir kalem her zaman daha yakın oluyor bana.




9 Haziran 2015 Salı

geçiyordum uğradım

Kendim için yazmayı unutuyorum.
Yardım edin.

Az önce bir filmin sahnesinde her şeye rağmen gizli adını tekrar tekrar değiştirip yine de kısa hikayeler yazmaya devam eden bir adamın hikayesine tanık olunca bazı duygular depreşti bende. İçimde bir şeyler uçuştu.

Kendim için yazmayı unuttum. Klavyenin seslerine yarışan cümlelerimi kovalamayı ne kadar sevdiğimi unuttum. Yazmanın bir boş vakit değerlendirme uğraşı değil de bir zamanlar yazmaktan kalan arta kalanlarda diğer işleri yaptığımı unuttum.

Şimdi de olacak zaman değildi zaten yazmak için. Evden ayrılıyorum yine. İki saatten az bir zamanda evden çıkmam, iki saatten biraz fazla bir zamanda başka bir şehirde olmam lazım. Şu an gerçekten bambaşka bir şehirde olmayı dört gözle bekliyorum. Yine içimdeki gezgin ruh havalandı bu günlerde. Tanımadığım sokaklarda dolanmak istiyorum yine. Çok klişe konuştuğumu biliyorum yine tekrara bağladım ama istiyorum. Eğer birazdan Ankara'ya gidecek olmasaydım evde yaz depresyonuma girerdim sanırım.  Belki bu iki saatlik otobüs yolculuğu biraz olsun tatmin eder beni.

Dönünce karşılaşacağım bir macera da olabilir bu arada. Bu yüzden bu seferki dönüşüm biraz daha heyecanlı. Yanlış zamanlamaya sahip bir macera, nasıl olacağı hakkında hiçbir fikrim yok. Bakalım..

Ya ben az önce hiçbir şey anlatmadan kendi kafamdan bir şeyler mi anlattım?
Resmen yazının anlattığı bir şey yok.

Özlemişim.

Zaten yaz gelirken canlanmaz mı blog alemi? Benim bildiğim hep öyle olur. Yani garip bir zamanda dönmedim. Bu yaz yapılacaklar biraz daha kendimi seneye hazırlamak amaçlı, ödev misali şeyler ama buraya da zaman ayıracağım. Bu sefer günlük vari değil ama.. Eski defterleri açıp, hikayeleri, denemeleri dökeceğim, yenilerini ekleyeceğim.

Hadi bakalım dediğinizi duyar gibiyim.. O zaman hadi bakalım!

21 Şubat 2015 Cumartesi

Bir geldim pir geldim

Ne kadar oldu şurada yazmaya başlayalı? Beş yıl oldu mu, olacak mı? Kaç blogger gördüm, kimisiyle tanıştım, kimisine bir tane bile yorum bırakmadan yazılarını yayınladığı gün okudum, kimisinin yerinde olmak istedim bazen, yaşadığı hayatları yaşamak, tanıdığı insanları tanımak.. Çoğunun ortak noktası ne oldu ama biliyor musunuz? Hayatlarında yeni bir sayfa açınca yada yeni bir şeye başladıkları zaman önce blogu boşladılar sonra kapattılar.
Ama ben onlardan olmak istemiyorum.

''Geri döndüm artık her hafta yazı yazacağım! '' demek istemiyorum. Hem kendime o baskıyı kurmak hem beklentide olan insanları (hala var mı bilmiyorum ama..) beklentiye sokmamak için ama daha çok yazmaya çalışacağım ve bu çalışmaya da buradan, bugün başlıyorum.

Artık çevremde hemen hemen herkesin buradan haberi olması biraz sıkıntı, biliyorum. Umarsızca platonik aşklarımdan konuşamayacağım. Yada yolunda gitmeyen her şeyde hemen buraya koşup, ''Dünyanın sonu geldi!'' kıvamında yazılar yazamam. Deli gibi mutlu olduğum günler hem blog yazmak aklımın ucundan geçmediği hem de birine anlatırsam büyüsü bozulacakmış gibi geldiği için zaten yazmıyorum.
İşte bu da beni ''Eee ne yazacağım ben şimdi?'' ye döndürüyor.

Ben hiç film eleştirmeni olmadım burada. Bir günde 3-5 film izlediysem belki film arayan insanlar vardır diye isimlerini zikrettim sadece.Kitap zaten hiç yorumlamadım. Hatta önermedim bile galiba, yanlış olmasın.
Her şeye ufak ufak ilgi duymak benim kişisel bir özelliğimden çıkıp bu sayfanın amaçsızlığının bir göstergesi olmuş. Bu yüzden düşünmemeye, dert etmemeye karar verdim. Ben yine bu yazı yazdığım sayfayı açınca içimden ne gelirse azcık törpü ile anlatacağım. Ne hakkında olur, ne içerir, yine bir video mu olur, resimsiz destansı bir yazı mı yoksa radyo mu hiç bilemem.
Aslında burası hakkında bu tahmin edilememezliği seviyorum biraz.
Aha yazarken birden blogun teması ortaya çıktı.. Ne zaman neden bahsedeceği belli olmayan Aylin'in Summer'ın blogu.


Of çok fazla negatiflik doldu. Biraz günlük moduna geçeyim mi? İtiraz eden kimseyi göremiyorum?
ve başlıyorum..

Yakın tarihten uzağa gidiyorum. Şubat 15 doğum günümdü mesela. Evdeydim o tarihte tatilin son günleriydi. Şimdi Ankaradayım. İşte birbirinden güzel dostları gördüm, liseyi yeniden kurdum desem yeridir. Beni gerçekten tanıyan insanlar var çevremde. Bir hediyenin pahasından yada güzelliğinden ziyade hakkında düşünülmüşlüğüne, zaman harcanmasına verdiğim önemi bilen, beni bu şekilde mutlu etmek isteyen insanlarla dolu çevrem. O kadar şanslıyım ki onlara sahip olduğum ve lise bitmesine rağmen sahip olmaya devam edeceğimi bildiğim için..
Vişne Çürüğü'nin taa istanbullardan kargoladığı kocaman paket, sonra lise arkadaşlarımdan birinin İngiltere hayalimi bildiği için aldığı o kırmızı telefon kulubesi şeklinde olan kumbaraya attığı küçük küçük notlar, diğerinin yarım metrelik bir kinder çikolata ile beni soktuğu kahkahalar, bir diğerinin 4 yıllık lise hayatımızda özel olan her günden birer fotoğraf seçip onları özel çerçeveleyerek buzdolabı magnetleri haline getirmesi, yeni sahip olduğum için çoook şanslı olduğum bir başka birinin neredeyse bir muhabbet kurup, tanışmamıza sebep olan dizinin t shirtünü alması... Dünyadaki en şanslı insanlar biri saymayayım kendimi de ne yapayım şimdi?


Sonra yurdun o tekdüze kahvaltısından bıkan ve en sevdiği öğün kahvaltı olan ben, deli gibi her sabah bir tek kuş sütünün eksik olduğu kahvaltı masaları kurup, her kahvaltıda bir film izlemeye başladım. Tabi her sabah bir film işini tatil boyunca değil bir hafta falan yapabildim ama sağlam kahvaltılar yaptım hep.
Sonra bir gün televizyonda rocky 1'i izledim ve daha önce hiçbir rocky filmini izlemediğimi fark ettim! Gönül isterdi ki bunun farkına vardığım zaman o bir hafta her kahvaltıda bir rocky bitirmiş olayım ama yok! Taktım mı takıyorum ben.. Ertesi güne 6 Rocky filmi de bitmiştisdfgh tamam pek gurur duyduğum bir gün geçirmedim ama yaptım. (ortadaki sahne birinci filmdeki evlenme teklifiydi.. Nesi bu kadar çekti bu filmin, bu adamın hiç bilmiyorum ama favorilerimden biri artık. Seri olarak değil ortadaki filmler sıkıcıydı ama ilk 2 film güzeldi)
İşte sonra kanaviçe işlemeyi özlediğimi fark edip elime iğne iplik aldım ama annemi dinlemeyip yine abuk subuk şeyler toy story karakteri işlemeye başladım. Woody bitti ancak Jessie'nın yarısına geldiğimde çoktan vaktim kalmamıştı kanaviçeye falan..



Şu nedenden vaktim kalmamıştı.. Çok boş bir tatil geçirmeyeceğime dair kendi kendime verdiğim söz yüzünden. Bende iki hafta sersemliğin ardından atölye ödevlerimi yapmaya, alıştırmalar yazmaya, dünyadaki diğer reklamları takip etmeye ne bileyim işime yarayacak her şeyi yapmaya başladım. Tabi kendimi okula gidermiş gibi buna adamadım ama boşlamadım da işte.. Zaten sonra okullar açılınca başlarsak yetişemeyeceğimiz bir iş için atölye arkadaşlarımla 7de 8de bazen 10da başayan ve 12den önce bitmeyen skype toplantıları yaptık.

Bulunduğum yerden, yaptığım işten, çevremdeki insanlardan en ufak bir sıkıntım dahil yok ki bunları yapabiliyorum. Bugün cumartesi, yarın pazar mesela..(hadi canım! dediğinizi duyuyorum dalga geçmeyin lütfen arkadaşlar)öhm neyse bugün toplantı yoktu ama yarın olacak. Yarına alternatif fikirlerimizle gitmemiz gerekiyor. Çarşamba günü Ankara'ya geldim çarşamba günü dahil her gün okulda, atölyedeydim ama hiçbir derse girmedim mesela ama her gün okuldaydım! Böyle anlatınca ben bile bazen kendi kendime şaşırıyorum ama günlerin, işlerin, yapılacak şeylerin içinde o kadar kayboluyorum ve bir o kadar şikayet etmiyorum ki..

Ya ben resmen (kısaca) hayatımdan çok memnunum. Belki bu yüzden bu kadar uğrayamadım buralara. Şubat ayı bitecek ben yeni yıldan beri sadece bir yazı yazmışım. Bir. BİR!

Şubat sonunda yada martın ilk günü yayınlanacak bir videom var ki öyle bir şeye dönüşecek ki (umarım yapabilirim) her ayın sonunda yeni bir video gelecek. En azından bunun beklentisine girebilirim, girebilirsiniz bence.

Ben gidip kimileri tarafından çok sevildiğini bilsem bile umursamadan eski yazılarımı temizleyeceğim! Evet bunu yapacağım.. Dediğim gibi çok fazla tanıdık ve çok fazla utanç verici derece hopeless romantic kıvamında yazı var. Hiç bilmiyorum belki geç kaldım ve en istemediğim kişi tarafından okundu o yazılar belki değil blogumun benim bile farkımda değil, yine kendi kendine gelin güvey olan bir Summer vakası ile karşı karşıyayız. Ama ben ufak bir temizliğe girişiyorum.

(derin bir iç çekiş...)
Aynı eski günlükleri okumak gibi olacak bu.. Gidip enerji depolamalıyım bir kahve yapayım kendime sonra temizliğe başlarım.

Sizde kendinize iyi bakın! Hatırlıyorsanız beni bir yerlerden ve okuduysanız bu destanı yorum yapın falan.. Çünkü her gün gelen o 100 kişinin yeni hiçbir şey olmamasına rağmen bu bloga nereden geldiği hakkında hiçbir fikrim yok.

Eski günlük demişken.. Günlük bile yazmıyorum ben ya.. Bir ayda Atölyede sadece fikirlerle araştırmalarla dolu bir defter bitirmiş olabilirsin Aylin hanım! Ama kelimelerinin birazını buraya birazını da günlüğüne sakla. En azından burada bahsetmeye çekindiklerini günlüğüne yaz yoksa patlayacaksın bir gün..

Bu da kendime bir not olsun.
Hatta size de olsun.
Biliyorum şu kelimeyi okuyorsanız siz de bir bloggersınız. Anlamışsınızdır derdimi.

of yazmaya yazmaya yazı nasıl bitirilir unutmuşum bit-mi-yor. Bitiremiyorum.

Haydin bir sonraki yazı (muhtemelen video) da görüşürüz!

11 Ocak 2015 Pazar

yazmış olmak için evet, ama öyle samimiyetsiz değil


Yazmam gerekiyor çünkü birileri cok istiyor. Yazmak da istiyordum ama bilgisayarim yoktu, etut odasinda yazmayi istemiyordum, sinavlarim vardi.. bahaneler, bahaneler..
Bu yarı turkce karakter icermeyen yaziyi sevin olur mu? Telefondan yazildi diye küçümsemeyin Bagriniza basin. Ona bi oda verin. Bir evi olsun.. ehe tamam sustum.

Kisa bir yaşıyorum yazisi bu ama ayni zamanda blog yazmiyorum diye neredeyse bana kusecek yeni arkadasima (evet atölyede bir blogger arkadaşım var ve evet çok mutluyum) kendimi affettirme yazisi. Yeni arkadaş.. yeni arkadaşlarim.. Hatta okulun icinde ikinci bir evim oldu şu iki ayda biliyor musunuz? Okul açıldiğindan beri sadece üç beş kisiyle konusup, bir kisiyle yapisik ikiz gibi kardes gibi olan ben birden mukemmel insanlarla dolu atolyeye dustum. (Pek birden degil gerçi anam agladi girene kadar ama ...)

Ya ne kadar mutluyum hem cevremdeki insanlardan hem yaptigim işten anlatamam.  Aslinda anlatirim ama nazar değer diye anlatmiyorum. Böyle başıma gelmis cok guzel seyleri bolca baskalarina anlatinca hep basima kotu seyler geliyor o yuzden yani. Ama mutluyum ya cok hemde. Bütlere de kalmazsam dünyanin en mutlu insani olabilirim öyle söyliyim.

En basitinden, ufak tefek seylerden bahsedeyim mi bir kaç tane?

Mesela atölyede müziğin hiç kapanmamasini ve dur durak bilmeksizin müziklerini paylaşan insanlari cok seviyorum.  Mesela bu şarkiyi ogrendigim icin cok mutluyum. Ogreten guzel insan bir kac gune ayrilacagi icin ankara'dan o kadar mutlu degilim ama olsun gittiği yerde cok mutlu olacak insallah ve sevdigi isi yapicak diye uzulmemeye calisiyorum. Hem temelli gitmiyor ya! Gelecek nasilsa arada.

Sinav zamanlari siğinacak bir yuvam olmasi cok hoş oldu atolye ile. Siniflar son bes dakikaya kadar acilmayinca kucucuk koridorlarimiz mahser yerine donuyor. Her yer bas agritiyor gurultuden ama atolye sicacik, erken gelenler cayi demlemis, sessiz sakinn..

Baskaaaa baskaaa
sahi atolyede video islerine bakan biri oldum ciktim (acaba neden) ve butun bilgisayarlar Mac oldugu icin acil kurgu yapmam gerektigi gun bir gunde adobe premiere i ogrendim! (Evet daha once hic kullanmamistim. Hiç. HİÇ.)

Az kalsın Ankara'da yapmak istediğim şeyler listesindeki bir numaralı şeyi atölyeden biri ile yapacaktım hatta. Jolly Joker'de Cem Adrian dinleyecektim ama izin alamadım. Nedan bu kadar geç başlıyor.  Başlama saati olarak 10 nedir arkadaşım? Zaten 11de yurtta olmam lazım...

Son ve en önemli şeyi söyleyeyim mi? Nihayet hayatımın nereye gidebileceğini görebiliyorum. Meslek, istediğim yaşam, arkadaşlıklar.. Her şey atölye sayesinde daha net artık.

Ve beni asıl mutlu eden şey ŞURADAKİ kızın söylediği şeyi yapabiliyor olmak. Bir şeyler yaratmak ve bir şeylerin altında imzam olsun çok istiyorum ve şuan önümde olan seçenekler ile bunu yapabilcek gibi görünüyorum.
Atölyenin bana kattigi çok sey var elbet reklamcilik alaninda ama onlar ayri konular diye girmiyorum simdilik. Yazı ciddileşmesin. Gelecek kaygısına bürünmesin bir anda.

bu arada gidiyorum geliyorum o izleyici sayısı 209'da.. Noldu o ya bozuldu mu bir şeyler olmuş...
ehe neyse siz bu yeni yılın ilk yazısını tüm yazım yanlışlarıyla sevmeye çalışırken ben finallere çalışmaya devam ediyorum.