27 Aralık 2014 Cumartesi

şimdiden iyi seneler

Selam!

Kendi koşturmacamın içinde o kadar mutluyum ki bilgisayarım yok bahanesi oldu buraya yazmamamın kabul ediyorum. Tamam yoruluyorum ve zamanım neredeyse kalmıyor burası için ama bundan şikayetçi değilim. Eğleniyorum, bir şeyler yaratıyorum, güzel arkadaşlar ediniyorum. Her şey de yoluna girecek eminim. Yarın ev yolcusuyum. Bir hafta yılbaşıyla beraber güzelce ders çalışarak dinleneceğim. Nasıl olacak bilmiyorum ama çalışmalı. Vizeler harikaydı ama finallerden umutsuzum. Ama hayırlısı ya ders muhabbetine gerek yok şimdi.



Atölyeden şimdi size nasıl bahsetsem bilmiyorum ama şöyle söyleyeyim telefonla konuşurken anlattığım her arkadaşım, ,''oha Aylin sen nasıl böyle tam senlik bir ortama düşebildin!'' gibi şeyler söyledi. Hatta dün ''yanına gelip ortamı görmeyi, arkadaşlarını tanımayı çok isterdim'' bile dedi arkadaşım. Sözümü aldım. Finallerden sonra beni ziyarete Ankara'ya geliyor!

''Hayallerle, planlarla, fikirlerle dolu bir kızdın sen hep ve bunu gerçekleştirebilmen beni çok mutlu etti''  dedi ve bu beni çok mutlu etti.

Okulda atölyeye girdiğimden beri yurt dersten çıkıp aylaklık yaptığım bir yer değil 5-6 saatliğine uyumaya geldiğim bir yer oldu. Eskiden odamda dizi film maratonları yapan ben, artık odamla ilgilenmediğim için bavulumu 2 saatte anca topladım. Ama yılbaşı havasına girmeyi de ihmal etmedim. Arada derede dışarı çıktıkça bizimkilere yılbaşı hediyesi toparlıyorum. Anneme, babama ve kardeşime yani. Geçen gün de bu beyaz ışıkları alıp, ranza yüzünden ışık vurmayan yatağımı aydınlatmayı amaçladım ama çok şirin bir şey çıktı ortaya! ^_^


Bu arada bugün adobe premiere'i bir günde öğrenmem şerefine her yıl kutlansın istiyorum. Okulda kurgu yapacak mac dışında bir şey bulamayınca premiere'de kurgu yapmak zorunda kaldım. Vasat olmasa da yinede durumu kurtaracak bir iş yaptım ve şaka maka bir günde çalışırken öğrendim ya. Valla kutlayalım en azından analım biz bunu her sene.





ımmm var mı bakalım bahsedilecek başka bir şey?
Aa! Baldanberi benimle minik bir röportaj yaptı bu arada! Hayatımda ilk defa böyle bir şey yaptım. Mimleri saymazsak tabi. Çok özel, çok güzel bir şey oldu benim için. Kendi blogları gibi tatlılıktan ölücek bir tasarımla altıncı sayılarını yayınladılar.
Burası benim röportajıma, Burası da onların bloguna gider.
Bu arada onlarda radyo yapıyor! Hem de bu işte benden daha istikrarlı olacaklar gibi. Burasıda radyoya gider.. (bu arada dipnot röportajın beşinci sayısı da vişne çürüğü'yle idi. Kaçıranlar ve yaniden izlemek isteyenler, bir baksın bence)

başkaaa başkaa...
Başka bir şey yok ya. Yarın biraz erken kalkmalıyım. Hala babama hediye almadım.

Kendinize iyi bakın. Umarım güzel bir şekilde yeni yılınız biter. Çünkü başlangıçlar değil bitişler genelde akılda kalıyor. Eğer mutlu biterse, her şeye rağmen iyi bir yıldı ya 2014 dersiniz. Umarım öyle olur.

Ben ailemi, kardeşimi özledim. Gerçi eşşek kadar herif oldu resmen ama özledim ya.

şimdiden iyi yıllar. Büyük ihtimal 2014'ün son yazısı, son halleri bu.
Ben yılımı mutlu bitiriyorum gibi. İnanıyorum 2015'de güzel olacak.

ben şunu izleyip aşırı mutlu bir şekilde uyuyacağım. Bu videoların bana verdiği mutluluk çikolatada yok yemin ediyorum.

İYİ SENELER

8 Aralık 2014 Pazartesi

Aralık'a Mektuplar // 8

Selam.

Üstümde bir lanet mi var söyler misin lütfen?

Aslında ben Aralık ayına değil de ''bütün elektronik aletleri bozma ayı''na mı mektup yazıyorum. Telefon zaten malum. Yurda bir geldim bilgisayarım açılmıyor. Zaten bir senede 3 kere gitmiş garantiye bilgisayar, yenisini vermezlerse şikayet edeceğim bir teknosa var. Etüt odasından bildiriyorum ve bu, her şey yoluna girene kadar yazacağım son satırlar.

Ara vermek şart oldu. Zaten yazacak bir gram moral de kalmadı bende. Canım aşırı sıkkın ve yarın atölyede çalışmaya başlıyorum. Lütfen bir an önce her şey geçsin bitsin.

Olur da son olursa bu diye,

Teşekkür ederim okuduğunuz için.

7 Aralık 2014 Pazar

Aralık'a Mektuplar // 7

What is upp letters to December, number seven!

Neden bu girişi yaptım bilmiyorum. Hani insan mutlu olduğunda anlam veremediği mimikler, hareketler yapar ve ''Az önce neden böyle bir şey yaptım ben?'' diye kendinizi utanç verici şekilde sorgular ya. Aynı o hissiyatla yazdım. Şu an utanıyorum ve anlamsızlığı yüzünden elim del tuşuna gitti gidecek!

(25 dakika sonra..)
( yazar burada 25 dakikalık youtube kara deliğine yakalanır.)
...
Tüm seriyi yedinci günde mahvettim yemin ediyorum. Benden hiçbir şey olmaz.
Ciddi mod: on. Tabi bu girişten sonra beni ne kadar ciddiye alabilirseniz.

Yol yorgunluklarına ne zaman alışırım, bilen var mı? Hala böyle evden yurda dönünce deli yorgun oluyorum ve vurup kafayı yatmak yerine dizi izleyerek saatin 12'yi geçmesini bekliyorum. 12'den önce yatamıyorum bu arada.

Az önce kırk yılın başı canım oje sürmek istedi ama işleri batırırsam diye asetonum olmadığını fark ettim. İçinde 50den fazla kızın yaşadığı bir kız yurdundayım ve asetonu dert ediyorum biliyorum çok saçma ama saat 1'i geçmişse dert edebilirim bence. Herkes uyuyor.

Bu arada yılbaşı heyecanı ingiliz vloggerların vlogmas videoları ile giderek artıyor bende. Az önce tchibo'da birden dikkatimi çekti, pinterest'de gezerken tamamen gaza geldim. Eğer elimde azcık el işi kağıdı ve tüm bu ''craft'' malzemelerimin olduğu kutu evde değilde yurtta benimle birlikte olsaydı arkadaşlarımın yılbaşı hediyelerine girişecektim. Ama.. ama.. olmadı işte.
Keşke benim gibi Disney'le kafayı bozmuş arkadaşlarım olsaydı da hepsine değişik formlarda Olaf modelleri yapsaydım.Sonra hep baraber Do you wanna build a snowmaaaaan! diye şarkı söyleyerek happily ever after yaşasaydık. Ama işte yok

Bu arada telefonum bozuk dedim ya yeni bir şey almam lazım. Telefonda internet olmaması beni sıkmıyor ama işlerimden geri bırakıyor. Bakmam gereken maillere zamanında bakamıyorum, duyuruları takip edemiyorum. Hem okul hem bloggerla alakalı. Ama ne alacağım konusunda hiçbir fikrim yok. Araştırmaya nereden başlayacağım konusunda hiçbir fikrim yok çünkü en temel şeylere bile karar veremedim. Sıkı bir nokia kullanıcısıydım bu telefonuma kadar. Acaba apple dünyasına girmenin vakti geldi mi, yoksa samsung'a mı şans vereyim bilemedim.
  Sen ne dersin Aralık?

Eğer vaktim olsaydı senin bu mektuplarına biraz ara verip diy başlığı altında yılbaşı hediyesi fikirleri videosu yapacaktım. Ama şanslısın ki öyle bir videoyla uğraşacak ne zamanım ne de materyalim var. Yani kaçamazsın benden! Her gün sana böyle bazen anlamsız anlamsız, bazen aşırı ciddi, bazen öyle, bazen böyle yazacağım.

Acaba evde yılbaşı ağacını bensiz kurmuşlar mıdır? Ben olsam çoktan kurmuştum. Geçen sene o kadar çok uğraşmıştım ki o süsler ve ağaç için. Şimdi bir düşündüm de yılbaşına kadar eve gitmeyecektim ama ağacı kurmaya gidebilirim. Düşünün öyle çok istiyorum. Bak ben bunu bir düşüneyim.

Bu saçma karalamayı seslendirmeyeceğim, kusura bakma Aralık. Dünün telafisini böyle mi yapıyorsun, desen de haklısın. Ama bunlar çıktı işte bugünde..  Ses yok ama fotoğraftaki şey geçen sene bu sıralar yapılmış bir şeydi, hatırladın mı? Hıh! İşte ondan aşağı kalmadan bu sene bir tık üste çıkartarak ne hediye yapacağım şimdi ben arkadaşlarıma?

Yorgunum yorgunum diye dolanıp bire ikiye kadar yatmamak da ayrı bir saflık.

6 Aralık 2014 Cumartesi

Aralık'a Mektuplar // 6

Sevgili Aralık,

Sen bitene kadar ev yüzü göremeyeceğim sanıyordum ama birden hafta sonum boşaldı ve otobüse atladığım gibi teyzemin yanına geldim. Yarın odamda, kendi bilgisayarımda yazacağım ama şimdi kuzenimden ödünç alınmış bir bilgisayar ve sadece firesiz bu mektuplara devam etme isteğiyle yazıyorum.

Saat yine 12'yi geçti. Ama bu sefer yol yorgunluğuma rağmen bekledim gece yarısını. Dün söylemiştim ya doğum günüydü kuzenimin diye daha doğrusu manevi abimin. Aceleyle geldiğim için bir hediye alamasam da ''kendimi hediye olarak getirdim işte!'' diyerek şımardım ve şimdi yatacağım.

Benim okulum, kuzenimin gitmesi gereken bir işi, teyzemin açması gereken bir dükkanı var. Hayat telaşı yüzünden herkes erken yatıyor, kutlamalar ''senin sınavların olmadığı bir zaman yaparız''a , ''işe gitmediğin bir hafta sonu planlarız artık''a kayıyor. Ama her şey yaşanır yaşanmaz kutlandığında daha güzel olmuyor mu? Neden bir pasta alıp gelmedim ki? Bazen düşüncesizlik damarım tutuyor yemin ediyorum.

Kuzenim girdi odaya, şimdi de bilgisayar başında o şımarıyor ne yazıyorsun öyle diye yerinde duramıyor. Mail dedim, inandıramadım.

Ne fotoğraf, ne ses var bu sefer. Yarın telafi edeceğim, söz.

5 Aralık 2014 Cuma

Aralık'a Mektuplar // 5

Sevgili Aralık,

Selam!

Belkide bu selam girişiyle biraz daha canlı olmasını istedim bilmiyorum.
Sanırım sana yazdığım bu satırların biraz daha.. belki şiirsel, belki ciddi olmasını istedim ve bu yüzden tüm bunların arasındaki o ince çizgiyi kaybettim. Dört gündür her cümlem karamsarlık dolu gibi. Hani ben gibi değil.
Gün içinde böyle değilim ama. Güzel şeyler de oluyor. Mesela bugün öğleden sonram tamamen boştu ve en sevdiğim atıştırmalıklarımla harika bir film izleyebildim. Gerçekten güzel filmdi bu arada, bir ara yazarım. Mesela dün, atölyenin yeni katılanlara verdiği kurslardan biri vardı ve ben orada olduğum için gerçekten çok mutlu oldum. Anlatılanlar karşısında sıkılmadığım için, yaratıcılığın gerçekten ilerideki mesleğim olacağını anladığım için çok mutluydum.

Ama gün bitiyor akşam oluyor ve neredeyse ertesi gün yaklaşmışken ben yatmadan önce o uykusuzluk, o yorgunlukla bunları yazıyorum. Belkide gerçekten gün içinde yazmalıyım. Sadece kendi kendime kaldığım zamanlarda biraz böyle... Böyle oluyorum.

Belkide neşelenmek için tüm o youtube ünlülerinin yılbaşı temalı videolarına dalabilirim bundan sonra yazarken. Her zaman iyi geliyor onların yılbaşı neşesi. Bizde olmayan bir duyguyu nasıl hissettiriyorlar, garip değil mi? Mesela advent calendar dedikleri ve yirmi beş gün boyunca her gün bir kutu açtıkları şeyler, çocuklarına bitmeden almak istedikleri oyuncakların telaşı, daha aralığın ilk günü gittikleri ağaç alış verişleri, özenle hazırlanmış hediyeler.

Daha çok hediyeleşme bahanesi yaratacak tatile ihtiyacımız var ülke olarak bence.

Neden bu kadar hediye verme manyağıyım bilmiyorum. Yılbaşı için eve döndüğümde arkadaşlarıma yapmak istediğim şeyleri düşünmeye başladım bile. Geçen sene çok uğraşmıştım, çok güzel olmuştu hepsi. Daha orjinal ne yapacağım bilmiyorum. Annemin ve kardeşimin hediyesi tamam. Bir babam kaldı.

Hafta sonu için iki haftadır teyzeme sana geleceğim bir şey çıkmazsa diyorum ve iki haftadır atölye çalışma koyuyor. Ayıp oluyor. Bir de kuzenimin doğum günü pazar günü. Güzel olacaktı bugünden ona gitseydim. Ama hala buluşma saatinden haber yok! Belki iptal olur da sabah ilk otobüsle sürpriz yaparım. Ne güzel olur.

Hey!
Annem aradı. Baban seni özlemiş o gelemiyorsa ben giderim pazar günü onu görmeye, demiş. Yerim ya. Ne yalan söyleyeyim günler o kadar koşturmalı ki ne zamandır eve dönmüyorum oturup düşününce bile sayamıyorum. Muhtemelen gelemeyecekler ama duymak güzel. Hüzünlü ama güzel. Eğer böyle bir  tanım varsa..


4 Aralık 2014 Perşembe

Aralık'a Mektuplar // 4


sevgili Aralık,

Telefonum bozuldu bugün. Açılmıyor bile. İdareten bir telefon almak zorunda kaldım yılbaşına kadar kullanmalık. Ne internet ne whatsapp var. Nasıl? Sence ilk haftadan delirir miyim yoksa iyi mi gelir bu telefondan internete bağlanamama olayı. İkisinin arasında kalırım bence.

Moralim bozuk o yüzden ne söylesem bilmiyorum sana.

Bu akşam yazabildiğim kadar yazıp, Yaşar Kemal okumaya devam edeceğim. Bir saatlik kesintisiz bir okuma ile biter. Yani umarım. Bitmesi de lazım yarına zaten. Allahtan erken kalkmama gerek yok yarın.

Yaşar Kemal bitince Aylak Adam ile aşık olduğum Yusuf Atılgan'a geçeceğim. Sabırsızlanıyorum desem yeri.

Geri kazanıyorum galiba ben okuma şevkimi. Doğru kitapları bulamıyordum belkide.

Telefona dönelim mesela.. (üzgünüm elimde değil konuşmam lazım..) Bazı numaraların sim kartımda olmadığını fark ettim.  Kişi listemdelerdi evet ama şimdi sadece bir sayıca eksiklik tartabiliyorum. Mesela isim sayamam kimler yok diye. Ama olması gereken herkes var. Dünkü mektupta saydığım isimleri hatırlıyor musun? Hepsi orada. Uzun zamandır hayatımda olan ve olmaya devam eden herkes orada. Ama eksik insanlarım kimler olduğunu bile bilmiyorum.
Anlatamadım.
Anlatamıyorum demek istediğimi.
Hayatımdaki insanların yarısı olmasa da olurmuş değildi mesaj. Mesaj.. Of bende bilmiyorum mesajı. Bu akşam için birazcık aklım kaldı onu da kitabıma harcamak istiyorum şimdi.
Ve gidiyorum.
Vee gittim.


3 Aralık 2014 Çarşamba

Aralık'a Mektuplar // 3

Sevgili Aralık,

İki gündür o kadar yükleniyorum ki sana beni yoruyorsun diye, bugün bana söyleyecek söz bırakmadın. Teşekkür ederim.

Sen geldin, kış gelmiş oldu ama hala kalın montlarımı giyemiyorum. Giymiyorum desem daha doğru olur. Sanki içimde bir yerlerde hala tüm yaz tatilini evde geçirmiş, üniversite ile ilgili her şeyi merak eden, her şeyden korkan hallerimdeyim. Kışın geldiğini kabullenmek hayatımda bir evrenin daha bittiğinin göstergesi gibi geliyor. Tekrar korkuyorum.


Amma korkak oldum bende şu sıra.

Beni yıllardır tanıyan biriyle gerçek sohbetlerden yapmaya ihtiyacım var. Hani şu hala birbirini tanımaya çalışan insanların kısa kısa muhabbetlerinden değil.
Merve'yi özledim mesela. Her şeyi hala telefonla da olsa anlattığım tek arkadaşımı. Yüz yüze konuşmayı özledim.
Aygün'i özledim. Yüzümün girdiği o milisaniyelik anı yakalayıp, ne düşündüğümü bilen Aygün'ü.
Canan'ı, Mert'i, Büşra'yı özledim. O salt samimiyetlerini.
Neyse 2 şubat'a az kaldı. O klasik One Tree Hill sahnesi gibi yıllar öncesinden karar verilmiş buluşmaya tek giden ben olmaktan korkuyorum ama..
Yeter bu kadar korkaklık.

Yaz tatilinde, sınav telaşında sekteye uğrayan okuma düzenimi yeniden oturtmaya çalışıyorum bu arada. Senin soğuk günlerinde yapılacak en iyi şey olması ilham verdi yeniden. Bir solukta kitap bitirmenin hazzını unutmuşum.
Elimdeki kitap çok güzel.

Kusura bakma bugün oradan buradan, kısa kısa satırlar oldu.

Sana yazmayı uyku öncesine bırakmamam lazım.

2 Aralık 2014 Salı

Aralık'a Mektuplar // 2

Sevgili Aralık,

biliyorum yazarak başladım ama böyle devam etmek istiyorum. Sanki sesimle buluşunca daha bir anlam kazanacak cümlelerim gibi. Yada bir öyle bir böyle devam ederiz bilmiyorum. bazen yazarım bazen söylerim bazen susarım ki umarım sonuncusu çok olmaz.
ama şunu biliyorum,
daha ikinci günden sana yazmayı bırakma duygusu içinde olmamak güzel. Hayatımda gerçekten az şeyi başardım, yapabiliyorum diyorum. Yenilerini ekleyebilmek güzel.

Yorucu başladın, yorucu devam ediyorsun. Şimdilik her şey neşeli devam ettiği için bir şey söylemeye hakkım yokmuş gibi geliyor ama lütfen son günlerinde de bu yorgunluğu yaşamama izin verme.

Ama hakkını vereceğim yaşattığın soğuklar benim dinlenmeme sebep oluyor. Gerçekten soğuk günlerinden birinde balkonda battaniyeye sarılmış bir bardak sıcak çikolata içmek. İşte bu sadece senin soğuklarında yapabildiğim ve yapmaktan son derece keyif aldığım bir şey. Belkide balkon dakikalarımı arttırmalı, senin o burun akan ayazlarını daha fazla içime çekmeliyim. Ama çok fazla değil, sadece sıcak çikolatam bitene kadar. Keşke biraz kahve insanı olsaydım. Bu satırlarda elimde kahve daha şiirsel gelirdi.

Çok fazla yorgunluk şikayeti dolu bu mektuplar biliyorum ama mektuplarda en yoğun hissedilen duygular üzerine kurulmaz mı?

Mektuplar demişken, yarın göndermem gereken 4 adet mektup var şu an elimde. Ama benim elimdeyken değerleri yok. Umarım bundan bir kaç hafta sonra en yakın arkadaşlarıma birer gülümseme oluşturacaklar. Daha lise ortalarında kurmuştuk bu hayali.. Olur da farklı şehirlere dağılırsak biliyoruz hayat telaşından arayıp soramayacağız birbirimizi ama mektuplaşalım olur mu! demiştik hep beraber.
İşte devam etmesini istediğim başka bir şey.
Sana yazdığım bu mektuplar dışında elbet..


1 Aralık 2014 Pazartesi

Aralık'a Mektuplar // 1

Sevgili Aralık,

Eğer ilk günün Pazartesi'ye denk gelmeseydi yüzümde büyük bir gülümseme ile yazıyor olacaktım sana ama olmadı. Yılın son ayı, haftanın ilk günü.. İlker, sonlar, başlangıçlar, bitişler.. Her şey senin içinde sanki. Biliyorum bozuldu biraz mevsimler. Anlamını yitiriyor kelimeler. Ama sen her zaman anlamını koruyacaksın.  Bitişin hüznü de var içinde, yeninin sevinci de. Kar da var, karın içinde arada bir yüzünü gösterince kıymeti daha çok bilinen güneş de..


İşte buradasın.
İşte buradayım.
Sanki daha dün gibi tüm üniversite heyecanım başlaması. Ama kocaman bir üç ay geçti. Kocaman bir mevsim geçti ben yollardayken, alışmaya çalışırken tüm her şeye. Şimdi senin bitmenle de bir yıl geçmiş olacak.

Hala her şey taze hayatımda. Yeni bir insan tanımadığım veya yeni bir yer görmediğim yada daha önce bilmediğim bir şey öğrenmediğim bir günüm geçmiyor neredeyse. Okulda adım atmadığım odalar, atölyede tanışmayı dört gözle beklediğim insanlar ve kuliste tadına bakmadığım yiyecekler var daha.

İnsan hayatında sürekli yeni şeyler olmasına alışabilir mi? Yenilik ile alışmak çok mu ters kavramlar? Ben alıştım. Tekrara düştüğüm günler neşem uzaklaşıyor artık. Monotonluk kelimesinin anlamını bile unutmak istiyorum.

Az önce televizyonda rast geldiğim bir filmde, olmadık bir yerde ağladım. Ağlamak neden ihtiyaç duyulan bir şey? Bunu soruyorum çünkü ihtiyacım varmış gibi geldi. Sanki birazdan yattığımda bir nefes daha kolay uykuya dalacakmışım gibi.
Zaten uykum yok ama zihnim soğumalı biraz.