17 Kasım 2014 Pazartesi

biz aslında hiç büyümedik / video

selam!

Geçen haftalarda ilef'de yani okulumda, arkadaşımla bir sonraki dersin saatinin gelmesini beklerken (yaklaşık 3 saat kadar...) Reklam Atölyesinin alımlara başladığını öğrendik.  Günün sabahında okulda bir video çekmeyi düşündüğümü söylemiştim videoda gördüğünüz arkadaşım Anı'ya. O da direk bugün çeksek ya dedi. Şans yanımdaydı ki kameram çantamdaydı. Yaratıcılığımız üzerimizdeydi ve çok eğleniyorduk birden okulda videolar çekmeye başladık. İki ders arası hiç bu kadar eğlendiğimi hatırlamıyorum.

Okulda bir video çekmek hep aklımdaydı ama bu ne zaman olur ne başlatır bilmiyordum. Meğer bu kampanya başlatacakmış. Reklam Atölyesi her sene değişik bir kampanya ile yeni öğrencilerini yani diğer bir adıyla yarımcalarını çağırıyormuş. Bu seneki kampanyaları ise Ben aslında hiç büyümedim diyenleri aralarına katmayı amaçlıyor. Ben ve videonun sonundaki arkadaşım Anı da, atölye başvuru formumuzda değişik ve özgün bir madde olsun diye bu videoya giriştik.  Ama her şey bir yana, Reklam atölyesinin işleri bahane, eğlence şahane oldu!







Son iki vizem kalmışken bu videoyu kurgulamıştım bugün birini atlattıktan sonra da yüklüyorum. Çarşamba günü son vizeme girip bitireceğim bu esareti ve ertelenmiş planlarıma koşacağım! İki  üç gündür ne zorluklarda hallettim bir bilseniz. Bu videoyu bir kere daha izleyecek gücüm kalmadı öyle diyeyim size.

Ben bir kere daha izlemeye katlanamıyor olsam da siz izleyin! Ne düşündüğünüzü de söyleyin.

Daha tüm bu youtube heyecanımın başındayken youtube yorumlarındaki zorbalık ve nefret yüzünden ingiliz vloggerın biri artık video çekmeyeceğim demiş. Pek iç açıcı haberler değil ama eğleniyorum işte ya bu videolarla şimdilik. Asıl önemli olan da bu bence.


**

Normal video 17.11.14'de yayınlanmıştı ama ben videoyu azcık kısaltıp, azcık da değiştirip yeniden yayınladım. 25.08.15 tarihinden yazıyorum bunları. İlk defa kendi yazıma gelecekten not yazıyorum değişik hissettiriyormuş. Umarım beğenirsiniz!

Bu arada merak edenler olur mu bilmiyorum Anı'da bende atölyeye alındık!
Üstüne üstlük ben artık bir yarımca değil karıncayım!
Karınca da ne demek diyenler için burası uygun bir adres bence :)

7 Kasım 2014 Cuma

sabaha pişman olunacak post


selam!
Hastayım ve hastayken ve vizelerin iki günlüğüne bitmişken yapılacak en güzel şeyi yapıyorum. Film izliyorum. Uzun zamandır bilgisayarımın bir köşesinde beklenen dosyalara daldım ve çıkamadım. Sonra da canım çok yazmak istedi. Ordan burdan, bi filmden diğerine, hastalığımdan vizelere atlamalı bir yazı hazır olun!

Kayıtlarının yapıldığı bir videom bir de radyom var ama kurgu işine başlayamıyorum. Video bugün çıkmalıydı ama kolumu kadıracak halim yokken zor oldu.

aa bu arada kolumu kaldıracak halim yokken iki tane vizeye girdim bugün. O da iyi geldi. Hatta ikinci girdiğim vizede 50 dakikalık sınav 20 dakikada bitti ve yoklama kağıdının bana gelmesini bekleyeyim derken sınavın 55. dakikasında çıkabildim sınıftan. Vizeler iyi hoş neyse girmiyorum girmiyorum üniversite olayına. Orası zaten kurgu bekleyen radyoda konuşuldu.

Düğünlerdeki favori an ne sizin için? Yani ne biliyim gelin çiçeği atılması mı? Yoksa evet kabul ediyorum dedikleri an veya ayak basma olayı mı? Ne? Benim için damadın gelini gelinlikle ilk kez gördüğü an. Sanırım o an'dan tatmin olmazsam düğünü bile ertelerim. Öyle aşık olmalı ki.. ahh kelimelerle anlatamayacağım bir duygu seline sahibim o an ile ilgili. Tabi tüm bu büyük beklentileri azaltmak da iyi olabilir ama bunu yazıya geçmiş bir şekilde kalsın bu burada..

Mark ruffalo mukemmel biri değil mi? Bu adamı bu kadar çekici yapan ne çözemedim. ,,

aa hastayım evet. Ailemden uzakta ilk defa hasta oluyorum ve her şey o kadar farklı ki.. Tüm o annemi istiyorum duygusallığını bir kenara bırakırsak yani.. Zor ya.
 Çevrende nazının geçeceği kimse yok bir kere. Evde olsam kardeşimi canım şunu istiyo diye markete gönderirdim. Çay demlettirirdim. Hadi şunu izleyelim diye film taktırırdım o da başlarda filmle ilgilenmezdi ama sonra öyle sarardı ki gelir yanıma kurulurdu. Her zaman film müzik zevkime güvenmiştir. Sonraaaa
Mesela evde hasta olsan tüm işlerimi iptal eder, lisedeyken  okula gitmez, sınav dönemin ise bile basit bir raporla ertesi hafta yeniden girer, evden çıkmazdın. Ama burada.. Yalnızsın. İşler kendi kendini halletmiyor. Kalemi tutacak gücün olmasa da iki tane vizeye giriyorsun ama o iki vize arası 3 saati kuliste kahve çay içip laflamak yerine hemen yurda girip hızlı bir uyku için harcıyorsun. Yurda dönerken mide bulantını bastıran krakerlerden alıyorsun. Evde olsan kardeşini yollardın. Hastalığın geçsin diye yemen gereken c vitaminlerini alman gerekiyor. Tazeleri için yurt okul yolundan biraz daha fazla yürüyorsun. Ama evde olsan annen portakal suyunu sıkardı.
Böyle işte.

Bu arada az önce ölmeden önce yapılacaklar listeme bir şey ekledim. Daha önce hiçbir kuralı bu kadar katı koymamıştım. Belki de bu ilk gerçek ölmeden önce yapılacak maddem. Begin Again sahnesini bilen bilir. Kız ve adam sırasıyla birbirlerinin müziklerini dinleyerek sabah kadar New York'da yürüdüler ya. Allahım! Uzun zamandır izlediğim en romantik şeylerden biriydi. O güzelim sahnenin klibini internet aleminde bulamamak hafif koydu tabi ki ama aklımda olsun bari ben koyayım. Zaten ölmeden önce yapılacak listemin en başındaki maddeyi unutmamak gerekir.

Günlük yazamıyorum yine. O sinir bozucu olmaya başladı.

Aralık ayı boyunca blogda çok güzel bir şey yapmayı planlıyorum. Bir yandan da planda kalmaması için dua ediyorum

Hafta sonları bile çalar saatle kalkmak berbat.

Acaba lisede bu blogu söyediğim sınıf arkadaşlarımdan kaçı hala okuyor burayı. Heey Aygün, Merve eğer okuyorsanız bana haber verin çok özledim!

ımm sanırım bu kadardı yazıya başlamadan önce aklımda olanlar. Mide bulantım kafamı buraya verdiğim için azcık geçer gibi oldu o yüzden o geri gelmeden ben uykuya dalmaya çalışacağım. Yoksa uyku haram olacak bana bu gece.