27 Haziran 2014 Cuma

Merhaba

''Merhaba'' dan daha uygun bir şey bulamadım. Uzaklaşmamak lazım buralardan çok fazla. Dönüşü zor oluyor..
Bildiğiniz gibi şuan 19 yaşında, aile ile ilgili bilgileri sadece kendi anne babası ve kardeşinden ibaret olan, üniversite sınavını yeni atlatmış ve ne olacağı hakkında hiçbir fikri olmayan, iki senedir uzayda geometri başlığı altında gördüğüm uzayda bir noktadan ibaret biriyim şuan. Boşlukta öylece duruyorum ve her şey evrenin elinde.

Küçükken ne olacaksın diye sorulunca hiçbir zaman direk cevap vermedim ben. O sırada izlediğim dizinin kendimi en fazla özdeşleştirdiğim karakteri ne mesleği yapıyorsa onu söyledim. Belki hayat kurtarmanın büyüsüyle doktor, belki Amerika'nın o büyüleyici tiyatral sahneleri sayesinde avukat, belki sihirli annem sayesinde minik bir cafem olsun dedim.

Sonra babam bir akşam elinde Harry Potter felsefe taşı ile geldi. Çok ısrar ettiğimiz için yatma saati geçtiğini bile bile filmin ilk yarısını o akşam izledik diğer yarısını ise ertesi sabah. Aşık oldum ben de.. Daniel Radclffe'e elbet. Sonra sonra zengin ve yakışıklı esas oğlandan kaydı gözüm Rupert Grint'e aşık oldum.

İlk yabancı dizim ve bir nevi çocukluğum olan The O.C. ekranlardaydı sonra. Dizi hala devam ediyordu ben ise yabancı yapımları altyazılı mı yoksa dublajlı mı izlemişim aldırmıyordum. Öyle küçüktüm. Seth Cohen'a aşık oldum. Sevgilisi Summer'ın yerinde olmak istedim. Burada anladım esas oğlanlarla alakam yoktu benim. Herkesin gözdesi, yakışıklı, zenginde değildi aklım, onun en yakın arkadaşı, genellikle çok komik, sempatik ve iyi kalpliydi benim esas oğlanım.

Sonra One Tree Hill geldi. Soundtracki sayesinde müziğe olan ilgim ufkum arttı. Nathan Scott geldi.  Haley James Scott ve James Lucas Scott geldi. Hayatımın örnek ailesini oluşturdular. O aileye sahip olmak istedim.


Meslekler ilgili giriş yaptım ama oraya gitmek değildi niyetim. Niyetim.. hayalimdeki aileyi anlatmaktı. ufak bir  öz geçmişini  anlatmak istedim kafamda oluşan her şeyin.Aşık olacağım erkekde neler aradığımı anladım bu filmler diziler sayesinde, sahip olmak istediğim ailenin hayali bu sayede kuruldu onu demek istiyordum.

Kendimi hiçbir zaman bir memur kafasında düşünemedim. Ciddi giyimler, belirli saatler, yaratıcılık gerektiren bir şey yok, dolayısıyla değişik bir şey yok, dosyalarla raporlarla uğraşacağımı düşünemedim hiç. Bir gün bile kendimi öyle hayal edemedim.
Mükemmel bir hayatta benim yapmam gereken işte kendime ait bir alanım olmalı, bir şeyler yaratmalıyım, gezebilmeliyim, belki değişik ülkeleri belki şehirleri belki arada sırada bir üst sokağa gitmem gerekmeli. Asla zorla gitmemeliyim. Mutlu uyanmalı günü iple çekmeliyim. İnsanlara gülümsediğimde insanlar bunu fark etmeli günlerine neşe vermeliyim.

belki bir cafem olur şirin. içi evimden yada gelenlerin evinden farksız. Çocuklarım kahvesini nasıl içtiğini bildiğim devamlı müşterilerle arkadaş olur. Birer ablası abisi olur fazladan. Eşim iş arkadaşları ile toplantılarını cafede yapmayı önerir sırf beni görmek için. Çocuklarım harçlık almayı unuttuğumda yanıma uğrar onlara da kolaylık olur belki.

yağmurdan sığınanlara, bir çay ile saatlerce muhabbet eden en yakın arkadaşlara kapım hep açık olur. Sevgilisi istediğini söylerken sadece su alan gence ''bir dilim pastanın ve kekin yanında ikinci kahve sevgililere özel bedava'' derim. Cafemde kendi yaptığım hediyelik eşyaları sergiler satarım belki. İnsanlara değişik fikirler vermiş olurum. Bir pano yapmalı.. Evet bir pano... Cafede bakışan insanlara bir iletişim yolu amaçlı. Belki biri bir sabah panoya ''her sabah 16 numarada bir orta kahve içen hayallerimin aşkı... yarın seni sekizde burada bekliyor olacağım'' yazar.
Başkalarının ilk buluşmaları, hayata gözlerini yeni açmış bebeklerin ''merhaba dünya'' dedikleri partiler benim cafemde olur. İlk buluşmaya çiçeksiz geldiğini geç fark edenler için bir köşede her daim taze buketim olur. Kötü bir gün geçiren ofis çalışanına içten bir şekilde iyi günler dediğim için öğleden sonrası iyi geçer belki. Onu o an mutlu edecek tek şey bir sıcak çikolata olan kızlarla cafenin sakin bir anında dertleşiriz.
Pazar günleri cafeyi çocuklarımla beraber açıp birlikte orada kahvaltı hazırlarız. Günü çalışırken ama eğlenirken geçiririz böylece. Sonra günün yarısında çocuklar arkadaşlarını, annesi ve babasına tercih eder ve yalnız kalırız eşimle. Baş başa.. Servis aralarında liseli aşıklar gibi bakışırız, müşteriler gitsin diye dua etmeli ama varlıkları için minnettar oluruz.

hayalimdeki iş yaşamı bu. Gerçi iş, aşk, aile yaşamı bu desem daha doğru olur. Hayalimdeki aileye dair de çok düşünüyorum şu sıra. Hani ben bunları gelecekteki mesleğimle igili belirli hiçbir şey yok diye böyle rahat hayal kurabiliyorum ya, şuan evliliğe çook uzun zaman olduğu ve şuan bir sevgilim olmadığı içinde çok bol keseden evlilik  hayatı hayali kurabiliyorum. Ama oraya girmek istemiyorum çünkü çok uzun çok özel. Sıkılırsınız, sıkılmayın. Ben ki pinterest üzerinde gelecekteki düğününü planlamış, apayrı bir hayal defteri olan bir kızım size burada anlattığım minik bir cafe hayalim ohooo dedirtmesin üzülürüm.

işte hayalim buyken benim üniversitede neler okuyabileceğimi ailemin ve dönemin şartlarına uyacak şekilde seçmekten nefret ediyorum. Başka ülkelerde olduğu gibi ''üniversiteye başlamadan önce ben bir yıl dünyayı gezicem yaa'' yada ''önce bi kendimi tanımalıyım'' diyememekten nefret ediyorum. Oralarda insanlar yapacağı meslekten emin olmadıkları için, yani bu mesleği okurum tamam ama bu işi yaparken mutlu olur muyum bilmiyorum dedikleri için liseden sonra bir yıllarını o mesleğin içinde en alt kademeden de olsa kıyısında köşesinde geçiriyorlar. Biz? Biz ise sonunda o işi yapmaktan mutlu olup olmayacağımızı bilmediğimiz bir okula girmeye hak kazanmak için fazladan bir yılımızı harcıyoruz.

Bir hafta belki birkaç gün sonra puanlar gelecek seçimler yapılacak kader çarkı dönecek ve inşallah benim için en hayırlı yere girmiş olacağım. Sadece her şey netleşmeden, o hızlı hayat akışına girmeden önce sahip olduğum hayalleri hatırlamak istediğim için bunları yazdım. İleride bir gün unutursam hatırlamak için.. Çünkü biliyorum ilerideki yıllarda başka başka telaşlara girip şuan önümde belirli hiçbir şey yokken kurabildiğim hayalleri kuramayacağım.

bunu bana ne yazdırdı bilmiyorum. Çok ordan burdan, çok özel ama bloga dönüş yazısı işte. Ufak ufak yeniden alışacağım buralara, yazmaya. Harika planlarım var. Biliyorum blogger yazları sakin geçer ama ben sarılacağım buraya bu yaz. inşallah. Yani.. Umarım..
özlemişim.

4 Haziran 2014 Çarşamba

keep calm and fuck the universe


sınava iki hafta kala moraller stabil.
çay kahve stokları deli gibi tüketiliyor.
oturup ders çalışmaktan popom düzleşti.
odamın şeklini değiştirdim belki ders çalışma şevki verir diye.
vermedi.
integral kusucam.
coğrafyadan çok korkuyorum.
bugün geçen sene ygs'de 120binden Lys ile 30bine çekmiş bir kız tanıdım.
şapka çıkarttım ne diyeyim.
umutlarım yeşerdi.
hiç değilse sen 120bin kadar kötü değilsin dedim kendime.
yarın saçımı kestircem.
buralarda bir iki aydır süper londra havası var keyfime diyecek yok.
şu sıra beni tek mutlu eden şey postcrossing kartpostalları.


ha bir de aşık oldum ama o mutlu etmedi ağzıma sıçtı.
zaten platonik aşklar ne içindir.
bu sefer başka bir şehirde ikamet etmeyen birini bulabildim
ama zamanlama tutmadı
sadece ''takılıyoruz'' kafasına girdik.
onun ''takılıyoruz''u ile benim ''takılıyoruz''um uyuşmadı.
baktım ufaktan ufaktan sadece arkadaş oluyoruz
üzüldüm.
''sevgilim olmayacaksan bi daha seni görmek istemiyorum ulan!'' dedim (içimden)
gitmeme kararı aldım onun olduğu buluşmalara (bir gün 8 saat önce aldım bu kararı)
ama var ya çok emindim ''o kişi'' olma ihtimalinden.
öyle böyle değil baya emindim yani
bi şans vereydik iyiydi.
dışarıda karşılaştığımız, başbaşa yemek yediğimiz günler var ya?
inanmayacaksınız burç fallarımda çıktı.
bir kere değil iki değil üç değil tüm hafta!
''bugun etkilendiğiniz biriyle yalnız kalabilirsiniz'' falan diye
artık burçlara inanıyorum
hiç aklımda yokken onlarca kez karşıma çıktı sokaklarda
eh dedim evren gözüme mi sokmaya çalışıyo seni
çalışmıyormuş meğer
bu kaçıncı bilmem
beni bir aşk'a daha çok yaklaştırıp yine aşksız bırakmaya çalışıyormuş sevgili evren
well fuck you universe
bıktım artık kıyısına gelip yaşanmamış duygulardan

sakinim.

kardeşim az önce son kalan kirazları yedi.
sinirliyim.
ahududulu limonlu rocco varmış masamda.
midemi bulandırdı o da.
kiraz istiyorum.
bu sene daha hiç üzüm yemedim.
de bundan size ne?
daldan dala atlamalı yazı türünün dibi oldu bu
bir de benim sınava iki hafta kala yazdıklarıma bakın
neyse bakalım olan oldu
birazda nedeni belirsiz bir şekilde mutsuzum.
''daha ne nedeni ulan platonik aşıksın işte'' diyebilirsiniz.
diyin diyin.
ben de öyle diyordum ama
ben aşık olmaya aşığım
biliyorum
o yüzden geçmesini bekliyorum
yinede..
öyle işte..