27 Aralık 2014 Cumartesi

şimdiden iyi seneler

Selam!

Kendi koşturmacamın içinde o kadar mutluyum ki bilgisayarım yok bahanesi oldu buraya yazmamamın kabul ediyorum. Tamam yoruluyorum ve zamanım neredeyse kalmıyor burası için ama bundan şikayetçi değilim. Eğleniyorum, bir şeyler yaratıyorum, güzel arkadaşlar ediniyorum. Her şey de yoluna girecek eminim. Yarın ev yolcusuyum. Bir hafta yılbaşıyla beraber güzelce ders çalışarak dinleneceğim. Nasıl olacak bilmiyorum ama çalışmalı. Vizeler harikaydı ama finallerden umutsuzum. Ama hayırlısı ya ders muhabbetine gerek yok şimdi.



Atölyeden şimdi size nasıl bahsetsem bilmiyorum ama şöyle söyleyeyim telefonla konuşurken anlattığım her arkadaşım, ,''oha Aylin sen nasıl böyle tam senlik bir ortama düşebildin!'' gibi şeyler söyledi. Hatta dün ''yanına gelip ortamı görmeyi, arkadaşlarını tanımayı çok isterdim'' bile dedi arkadaşım. Sözümü aldım. Finallerden sonra beni ziyarete Ankara'ya geliyor!

''Hayallerle, planlarla, fikirlerle dolu bir kızdın sen hep ve bunu gerçekleştirebilmen beni çok mutlu etti''  dedi ve bu beni çok mutlu etti.

Okulda atölyeye girdiğimden beri yurt dersten çıkıp aylaklık yaptığım bir yer değil 5-6 saatliğine uyumaya geldiğim bir yer oldu. Eskiden odamda dizi film maratonları yapan ben, artık odamla ilgilenmediğim için bavulumu 2 saatte anca topladım. Ama yılbaşı havasına girmeyi de ihmal etmedim. Arada derede dışarı çıktıkça bizimkilere yılbaşı hediyesi toparlıyorum. Anneme, babama ve kardeşime yani. Geçen gün de bu beyaz ışıkları alıp, ranza yüzünden ışık vurmayan yatağımı aydınlatmayı amaçladım ama çok şirin bir şey çıktı ortaya! ^_^


Bu arada bugün adobe premiere'i bir günde öğrenmem şerefine her yıl kutlansın istiyorum. Okulda kurgu yapacak mac dışında bir şey bulamayınca premiere'de kurgu yapmak zorunda kaldım. Vasat olmasa da yinede durumu kurtaracak bir iş yaptım ve şaka maka bir günde çalışırken öğrendim ya. Valla kutlayalım en azından analım biz bunu her sene.





ımmm var mı bakalım bahsedilecek başka bir şey?
Aa! Baldanberi benimle minik bir röportaj yaptı bu arada! Hayatımda ilk defa böyle bir şey yaptım. Mimleri saymazsak tabi. Çok özel, çok güzel bir şey oldu benim için. Kendi blogları gibi tatlılıktan ölücek bir tasarımla altıncı sayılarını yayınladılar.
Burası benim röportajıma, Burası da onların bloguna gider.
Bu arada onlarda radyo yapıyor! Hem de bu işte benden daha istikrarlı olacaklar gibi. Burasıda radyoya gider.. (bu arada dipnot röportajın beşinci sayısı da vişne çürüğü'yle idi. Kaçıranlar ve yaniden izlemek isteyenler, bir baksın bence)

başkaaa başkaa...
Başka bir şey yok ya. Yarın biraz erken kalkmalıyım. Hala babama hediye almadım.

Kendinize iyi bakın. Umarım güzel bir şekilde yeni yılınız biter. Çünkü başlangıçlar değil bitişler genelde akılda kalıyor. Eğer mutlu biterse, her şeye rağmen iyi bir yıldı ya 2014 dersiniz. Umarım öyle olur.

Ben ailemi, kardeşimi özledim. Gerçi eşşek kadar herif oldu resmen ama özledim ya.

şimdiden iyi yıllar. Büyük ihtimal 2014'ün son yazısı, son halleri bu.
Ben yılımı mutlu bitiriyorum gibi. İnanıyorum 2015'de güzel olacak.

ben şunu izleyip aşırı mutlu bir şekilde uyuyacağım. Bu videoların bana verdiği mutluluk çikolatada yok yemin ediyorum.

İYİ SENELER

8 Aralık 2014 Pazartesi

Aralık'a Mektuplar // 8

Selam.

Üstümde bir lanet mi var söyler misin lütfen?

Aslında ben Aralık ayına değil de ''bütün elektronik aletleri bozma ayı''na mı mektup yazıyorum. Telefon zaten malum. Yurda bir geldim bilgisayarım açılmıyor. Zaten bir senede 3 kere gitmiş garantiye bilgisayar, yenisini vermezlerse şikayet edeceğim bir teknosa var. Etüt odasından bildiriyorum ve bu, her şey yoluna girene kadar yazacağım son satırlar.

Ara vermek şart oldu. Zaten yazacak bir gram moral de kalmadı bende. Canım aşırı sıkkın ve yarın atölyede çalışmaya başlıyorum. Lütfen bir an önce her şey geçsin bitsin.

Olur da son olursa bu diye,

Teşekkür ederim okuduğunuz için.

7 Aralık 2014 Pazar

Aralık'a Mektuplar // 7

What is upp letters to December, number seven!

Neden bu girişi yaptım bilmiyorum. Hani insan mutlu olduğunda anlam veremediği mimikler, hareketler yapar ve ''Az önce neden böyle bir şey yaptım ben?'' diye kendinizi utanç verici şekilde sorgular ya. Aynı o hissiyatla yazdım. Şu an utanıyorum ve anlamsızlığı yüzünden elim del tuşuna gitti gidecek!

(25 dakika sonra..)
( yazar burada 25 dakikalık youtube kara deliğine yakalanır.)
...
Tüm seriyi yedinci günde mahvettim yemin ediyorum. Benden hiçbir şey olmaz.
Ciddi mod: on. Tabi bu girişten sonra beni ne kadar ciddiye alabilirseniz.

Yol yorgunluklarına ne zaman alışırım, bilen var mı? Hala böyle evden yurda dönünce deli yorgun oluyorum ve vurup kafayı yatmak yerine dizi izleyerek saatin 12'yi geçmesini bekliyorum. 12'den önce yatamıyorum bu arada.

Az önce kırk yılın başı canım oje sürmek istedi ama işleri batırırsam diye asetonum olmadığını fark ettim. İçinde 50den fazla kızın yaşadığı bir kız yurdundayım ve asetonu dert ediyorum biliyorum çok saçma ama saat 1'i geçmişse dert edebilirim bence. Herkes uyuyor.

Bu arada yılbaşı heyecanı ingiliz vloggerların vlogmas videoları ile giderek artıyor bende. Az önce tchibo'da birden dikkatimi çekti, pinterest'de gezerken tamamen gaza geldim. Eğer elimde azcık el işi kağıdı ve tüm bu ''craft'' malzemelerimin olduğu kutu evde değilde yurtta benimle birlikte olsaydı arkadaşlarımın yılbaşı hediyelerine girişecektim. Ama.. ama.. olmadı işte.
Keşke benim gibi Disney'le kafayı bozmuş arkadaşlarım olsaydı da hepsine değişik formlarda Olaf modelleri yapsaydım.Sonra hep baraber Do you wanna build a snowmaaaaan! diye şarkı söyleyerek happily ever after yaşasaydık. Ama işte yok

Bu arada telefonum bozuk dedim ya yeni bir şey almam lazım. Telefonda internet olmaması beni sıkmıyor ama işlerimden geri bırakıyor. Bakmam gereken maillere zamanında bakamıyorum, duyuruları takip edemiyorum. Hem okul hem bloggerla alakalı. Ama ne alacağım konusunda hiçbir fikrim yok. Araştırmaya nereden başlayacağım konusunda hiçbir fikrim yok çünkü en temel şeylere bile karar veremedim. Sıkı bir nokia kullanıcısıydım bu telefonuma kadar. Acaba apple dünyasına girmenin vakti geldi mi, yoksa samsung'a mı şans vereyim bilemedim.
  Sen ne dersin Aralık?

Eğer vaktim olsaydı senin bu mektuplarına biraz ara verip diy başlığı altında yılbaşı hediyesi fikirleri videosu yapacaktım. Ama şanslısın ki öyle bir videoyla uğraşacak ne zamanım ne de materyalim var. Yani kaçamazsın benden! Her gün sana böyle bazen anlamsız anlamsız, bazen aşırı ciddi, bazen öyle, bazen böyle yazacağım.

Acaba evde yılbaşı ağacını bensiz kurmuşlar mıdır? Ben olsam çoktan kurmuştum. Geçen sene o kadar çok uğraşmıştım ki o süsler ve ağaç için. Şimdi bir düşündüm de yılbaşına kadar eve gitmeyecektim ama ağacı kurmaya gidebilirim. Düşünün öyle çok istiyorum. Bak ben bunu bir düşüneyim.

Bu saçma karalamayı seslendirmeyeceğim, kusura bakma Aralık. Dünün telafisini böyle mi yapıyorsun, desen de haklısın. Ama bunlar çıktı işte bugünde..  Ses yok ama fotoğraftaki şey geçen sene bu sıralar yapılmış bir şeydi, hatırladın mı? Hıh! İşte ondan aşağı kalmadan bu sene bir tık üste çıkartarak ne hediye yapacağım şimdi ben arkadaşlarıma?

Yorgunum yorgunum diye dolanıp bire ikiye kadar yatmamak da ayrı bir saflık.

6 Aralık 2014 Cumartesi

Aralık'a Mektuplar // 6

Sevgili Aralık,

Sen bitene kadar ev yüzü göremeyeceğim sanıyordum ama birden hafta sonum boşaldı ve otobüse atladığım gibi teyzemin yanına geldim. Yarın odamda, kendi bilgisayarımda yazacağım ama şimdi kuzenimden ödünç alınmış bir bilgisayar ve sadece firesiz bu mektuplara devam etme isteğiyle yazıyorum.

Saat yine 12'yi geçti. Ama bu sefer yol yorgunluğuma rağmen bekledim gece yarısını. Dün söylemiştim ya doğum günüydü kuzenimin diye daha doğrusu manevi abimin. Aceleyle geldiğim için bir hediye alamasam da ''kendimi hediye olarak getirdim işte!'' diyerek şımardım ve şimdi yatacağım.

Benim okulum, kuzenimin gitmesi gereken bir işi, teyzemin açması gereken bir dükkanı var. Hayat telaşı yüzünden herkes erken yatıyor, kutlamalar ''senin sınavların olmadığı bir zaman yaparız''a , ''işe gitmediğin bir hafta sonu planlarız artık''a kayıyor. Ama her şey yaşanır yaşanmaz kutlandığında daha güzel olmuyor mu? Neden bir pasta alıp gelmedim ki? Bazen düşüncesizlik damarım tutuyor yemin ediyorum.

Kuzenim girdi odaya, şimdi de bilgisayar başında o şımarıyor ne yazıyorsun öyle diye yerinde duramıyor. Mail dedim, inandıramadım.

Ne fotoğraf, ne ses var bu sefer. Yarın telafi edeceğim, söz.

5 Aralık 2014 Cuma

Aralık'a Mektuplar // 5

Sevgili Aralık,

Selam!

Belkide bu selam girişiyle biraz daha canlı olmasını istedim bilmiyorum.
Sanırım sana yazdığım bu satırların biraz daha.. belki şiirsel, belki ciddi olmasını istedim ve bu yüzden tüm bunların arasındaki o ince çizgiyi kaybettim. Dört gündür her cümlem karamsarlık dolu gibi. Hani ben gibi değil.
Gün içinde böyle değilim ama. Güzel şeyler de oluyor. Mesela bugün öğleden sonram tamamen boştu ve en sevdiğim atıştırmalıklarımla harika bir film izleyebildim. Gerçekten güzel filmdi bu arada, bir ara yazarım. Mesela dün, atölyenin yeni katılanlara verdiği kurslardan biri vardı ve ben orada olduğum için gerçekten çok mutlu oldum. Anlatılanlar karşısında sıkılmadığım için, yaratıcılığın gerçekten ilerideki mesleğim olacağını anladığım için çok mutluydum.

Ama gün bitiyor akşam oluyor ve neredeyse ertesi gün yaklaşmışken ben yatmadan önce o uykusuzluk, o yorgunlukla bunları yazıyorum. Belkide gerçekten gün içinde yazmalıyım. Sadece kendi kendime kaldığım zamanlarda biraz böyle... Böyle oluyorum.

Belkide neşelenmek için tüm o youtube ünlülerinin yılbaşı temalı videolarına dalabilirim bundan sonra yazarken. Her zaman iyi geliyor onların yılbaşı neşesi. Bizde olmayan bir duyguyu nasıl hissettiriyorlar, garip değil mi? Mesela advent calendar dedikleri ve yirmi beş gün boyunca her gün bir kutu açtıkları şeyler, çocuklarına bitmeden almak istedikleri oyuncakların telaşı, daha aralığın ilk günü gittikleri ağaç alış verişleri, özenle hazırlanmış hediyeler.

Daha çok hediyeleşme bahanesi yaratacak tatile ihtiyacımız var ülke olarak bence.

Neden bu kadar hediye verme manyağıyım bilmiyorum. Yılbaşı için eve döndüğümde arkadaşlarıma yapmak istediğim şeyleri düşünmeye başladım bile. Geçen sene çok uğraşmıştım, çok güzel olmuştu hepsi. Daha orjinal ne yapacağım bilmiyorum. Annemin ve kardeşimin hediyesi tamam. Bir babam kaldı.

Hafta sonu için iki haftadır teyzeme sana geleceğim bir şey çıkmazsa diyorum ve iki haftadır atölye çalışma koyuyor. Ayıp oluyor. Bir de kuzenimin doğum günü pazar günü. Güzel olacaktı bugünden ona gitseydim. Ama hala buluşma saatinden haber yok! Belki iptal olur da sabah ilk otobüsle sürpriz yaparım. Ne güzel olur.

Hey!
Annem aradı. Baban seni özlemiş o gelemiyorsa ben giderim pazar günü onu görmeye, demiş. Yerim ya. Ne yalan söyleyeyim günler o kadar koşturmalı ki ne zamandır eve dönmüyorum oturup düşününce bile sayamıyorum. Muhtemelen gelemeyecekler ama duymak güzel. Hüzünlü ama güzel. Eğer böyle bir  tanım varsa..


4 Aralık 2014 Perşembe

Aralık'a Mektuplar // 4


sevgili Aralık,

Telefonum bozuldu bugün. Açılmıyor bile. İdareten bir telefon almak zorunda kaldım yılbaşına kadar kullanmalık. Ne internet ne whatsapp var. Nasıl? Sence ilk haftadan delirir miyim yoksa iyi mi gelir bu telefondan internete bağlanamama olayı. İkisinin arasında kalırım bence.

Moralim bozuk o yüzden ne söylesem bilmiyorum sana.

Bu akşam yazabildiğim kadar yazıp, Yaşar Kemal okumaya devam edeceğim. Bir saatlik kesintisiz bir okuma ile biter. Yani umarım. Bitmesi de lazım yarına zaten. Allahtan erken kalkmama gerek yok yarın.

Yaşar Kemal bitince Aylak Adam ile aşık olduğum Yusuf Atılgan'a geçeceğim. Sabırsızlanıyorum desem yeri.

Geri kazanıyorum galiba ben okuma şevkimi. Doğru kitapları bulamıyordum belkide.

Telefona dönelim mesela.. (üzgünüm elimde değil konuşmam lazım..) Bazı numaraların sim kartımda olmadığını fark ettim.  Kişi listemdelerdi evet ama şimdi sadece bir sayıca eksiklik tartabiliyorum. Mesela isim sayamam kimler yok diye. Ama olması gereken herkes var. Dünkü mektupta saydığım isimleri hatırlıyor musun? Hepsi orada. Uzun zamandır hayatımda olan ve olmaya devam eden herkes orada. Ama eksik insanlarım kimler olduğunu bile bilmiyorum.
Anlatamadım.
Anlatamıyorum demek istediğimi.
Hayatımdaki insanların yarısı olmasa da olurmuş değildi mesaj. Mesaj.. Of bende bilmiyorum mesajı. Bu akşam için birazcık aklım kaldı onu da kitabıma harcamak istiyorum şimdi.
Ve gidiyorum.
Vee gittim.


3 Aralık 2014 Çarşamba

Aralık'a Mektuplar // 3

Sevgili Aralık,

İki gündür o kadar yükleniyorum ki sana beni yoruyorsun diye, bugün bana söyleyecek söz bırakmadın. Teşekkür ederim.

Sen geldin, kış gelmiş oldu ama hala kalın montlarımı giyemiyorum. Giymiyorum desem daha doğru olur. Sanki içimde bir yerlerde hala tüm yaz tatilini evde geçirmiş, üniversite ile ilgili her şeyi merak eden, her şeyden korkan hallerimdeyim. Kışın geldiğini kabullenmek hayatımda bir evrenin daha bittiğinin göstergesi gibi geliyor. Tekrar korkuyorum.


Amma korkak oldum bende şu sıra.

Beni yıllardır tanıyan biriyle gerçek sohbetlerden yapmaya ihtiyacım var. Hani şu hala birbirini tanımaya çalışan insanların kısa kısa muhabbetlerinden değil.
Merve'yi özledim mesela. Her şeyi hala telefonla da olsa anlattığım tek arkadaşımı. Yüz yüze konuşmayı özledim.
Aygün'i özledim. Yüzümün girdiği o milisaniyelik anı yakalayıp, ne düşündüğümü bilen Aygün'ü.
Canan'ı, Mert'i, Büşra'yı özledim. O salt samimiyetlerini.
Neyse 2 şubat'a az kaldı. O klasik One Tree Hill sahnesi gibi yıllar öncesinden karar verilmiş buluşmaya tek giden ben olmaktan korkuyorum ama..
Yeter bu kadar korkaklık.

Yaz tatilinde, sınav telaşında sekteye uğrayan okuma düzenimi yeniden oturtmaya çalışıyorum bu arada. Senin soğuk günlerinde yapılacak en iyi şey olması ilham verdi yeniden. Bir solukta kitap bitirmenin hazzını unutmuşum.
Elimdeki kitap çok güzel.

Kusura bakma bugün oradan buradan, kısa kısa satırlar oldu.

Sana yazmayı uyku öncesine bırakmamam lazım.

2 Aralık 2014 Salı

Aralık'a Mektuplar // 2

Sevgili Aralık,

biliyorum yazarak başladım ama böyle devam etmek istiyorum. Sanki sesimle buluşunca daha bir anlam kazanacak cümlelerim gibi. Yada bir öyle bir böyle devam ederiz bilmiyorum. bazen yazarım bazen söylerim bazen susarım ki umarım sonuncusu çok olmaz.
ama şunu biliyorum,
daha ikinci günden sana yazmayı bırakma duygusu içinde olmamak güzel. Hayatımda gerçekten az şeyi başardım, yapabiliyorum diyorum. Yenilerini ekleyebilmek güzel.

Yorucu başladın, yorucu devam ediyorsun. Şimdilik her şey neşeli devam ettiği için bir şey söylemeye hakkım yokmuş gibi geliyor ama lütfen son günlerinde de bu yorgunluğu yaşamama izin verme.

Ama hakkını vereceğim yaşattığın soğuklar benim dinlenmeme sebep oluyor. Gerçekten soğuk günlerinden birinde balkonda battaniyeye sarılmış bir bardak sıcak çikolata içmek. İşte bu sadece senin soğuklarında yapabildiğim ve yapmaktan son derece keyif aldığım bir şey. Belkide balkon dakikalarımı arttırmalı, senin o burun akan ayazlarını daha fazla içime çekmeliyim. Ama çok fazla değil, sadece sıcak çikolatam bitene kadar. Keşke biraz kahve insanı olsaydım. Bu satırlarda elimde kahve daha şiirsel gelirdi.

Çok fazla yorgunluk şikayeti dolu bu mektuplar biliyorum ama mektuplarda en yoğun hissedilen duygular üzerine kurulmaz mı?

Mektuplar demişken, yarın göndermem gereken 4 adet mektup var şu an elimde. Ama benim elimdeyken değerleri yok. Umarım bundan bir kaç hafta sonra en yakın arkadaşlarıma birer gülümseme oluşturacaklar. Daha lise ortalarında kurmuştuk bu hayali.. Olur da farklı şehirlere dağılırsak biliyoruz hayat telaşından arayıp soramayacağız birbirimizi ama mektuplaşalım olur mu! demiştik hep beraber.
İşte devam etmesini istediğim başka bir şey.
Sana yazdığım bu mektuplar dışında elbet..


1 Aralık 2014 Pazartesi

Aralık'a Mektuplar // 1

Sevgili Aralık,

Eğer ilk günün Pazartesi'ye denk gelmeseydi yüzümde büyük bir gülümseme ile yazıyor olacaktım sana ama olmadı. Yılın son ayı, haftanın ilk günü.. İlker, sonlar, başlangıçlar, bitişler.. Her şey senin içinde sanki. Biliyorum bozuldu biraz mevsimler. Anlamını yitiriyor kelimeler. Ama sen her zaman anlamını koruyacaksın.  Bitişin hüznü de var içinde, yeninin sevinci de. Kar da var, karın içinde arada bir yüzünü gösterince kıymeti daha çok bilinen güneş de..


İşte buradasın.
İşte buradayım.
Sanki daha dün gibi tüm üniversite heyecanım başlaması. Ama kocaman bir üç ay geçti. Kocaman bir mevsim geçti ben yollardayken, alışmaya çalışırken tüm her şeye. Şimdi senin bitmenle de bir yıl geçmiş olacak.

Hala her şey taze hayatımda. Yeni bir insan tanımadığım veya yeni bir yer görmediğim yada daha önce bilmediğim bir şey öğrenmediğim bir günüm geçmiyor neredeyse. Okulda adım atmadığım odalar, atölyede tanışmayı dört gözle beklediğim insanlar ve kuliste tadına bakmadığım yiyecekler var daha.

İnsan hayatında sürekli yeni şeyler olmasına alışabilir mi? Yenilik ile alışmak çok mu ters kavramlar? Ben alıştım. Tekrara düştüğüm günler neşem uzaklaşıyor artık. Monotonluk kelimesinin anlamını bile unutmak istiyorum.

Az önce televizyonda rast geldiğim bir filmde, olmadık bir yerde ağladım. Ağlamak neden ihtiyaç duyulan bir şey? Bunu soruyorum çünkü ihtiyacım varmış gibi geldi. Sanki birazdan yattığımda bir nefes daha kolay uykuya dalacakmışım gibi.
Zaten uykum yok ama zihnim soğumalı biraz.

17 Kasım 2014 Pazartesi

biz aslında hiç büyümedik / video

selam!

Geçen haftalarda ilef'de yani okulumda, arkadaşımla bir sonraki dersin saatinin gelmesini beklerken (yaklaşık 3 saat kadar...) Reklam Atölyesinin alımlara başladığını öğrendik.  Günün sabahında okulda bir video çekmeyi düşündüğümü söylemiştim videoda gördüğünüz arkadaşım Anı'ya. O da direk bugün çeksek ya dedi. Şans yanımdaydı ki kameram çantamdaydı. Yaratıcılığımız üzerimizdeydi ve çok eğleniyorduk birden okulda videolar çekmeye başladık. İki ders arası hiç bu kadar eğlendiğimi hatırlamıyorum.

Okulda bir video çekmek hep aklımdaydı ama bu ne zaman olur ne başlatır bilmiyordum. Meğer bu kampanya başlatacakmış. Reklam Atölyesi her sene değişik bir kampanya ile yeni öğrencilerini yani diğer bir adıyla yarımcalarını çağırıyormuş. Bu seneki kampanyaları ise Ben aslında hiç büyümedim diyenleri aralarına katmayı amaçlıyor. Ben ve videonun sonundaki arkadaşım Anı da, atölye başvuru formumuzda değişik ve özgün bir madde olsun diye bu videoya giriştik.  Ama her şey bir yana, Reklam atölyesinin işleri bahane, eğlence şahane oldu!







Son iki vizem kalmışken bu videoyu kurgulamıştım bugün birini atlattıktan sonra da yüklüyorum. Çarşamba günü son vizeme girip bitireceğim bu esareti ve ertelenmiş planlarıma koşacağım! İki  üç gündür ne zorluklarda hallettim bir bilseniz. Bu videoyu bir kere daha izleyecek gücüm kalmadı öyle diyeyim size.

Ben bir kere daha izlemeye katlanamıyor olsam da siz izleyin! Ne düşündüğünüzü de söyleyin.

Daha tüm bu youtube heyecanımın başındayken youtube yorumlarındaki zorbalık ve nefret yüzünden ingiliz vloggerın biri artık video çekmeyeceğim demiş. Pek iç açıcı haberler değil ama eğleniyorum işte ya bu videolarla şimdilik. Asıl önemli olan da bu bence.


**

Normal video 17.11.14'de yayınlanmıştı ama ben videoyu azcık kısaltıp, azcık da değiştirip yeniden yayınladım. 25.08.15 tarihinden yazıyorum bunları. İlk defa kendi yazıma gelecekten not yazıyorum değişik hissettiriyormuş. Umarım beğenirsiniz!

Bu arada merak edenler olur mu bilmiyorum Anı'da bende atölyeye alındık!
Üstüne üstlük ben artık bir yarımca değil karıncayım!
Karınca da ne demek diyenler için burası uygun bir adres bence :)

7 Kasım 2014 Cuma

sabaha pişman olunacak post


selam!
Hastayım ve hastayken ve vizelerin iki günlüğüne bitmişken yapılacak en güzel şeyi yapıyorum. Film izliyorum. Uzun zamandır bilgisayarımın bir köşesinde beklenen dosyalara daldım ve çıkamadım. Sonra da canım çok yazmak istedi. Ordan burdan, bi filmden diğerine, hastalığımdan vizelere atlamalı bir yazı hazır olun!

Kayıtlarının yapıldığı bir videom bir de radyom var ama kurgu işine başlayamıyorum. Video bugün çıkmalıydı ama kolumu kadıracak halim yokken zor oldu.

aa bu arada kolumu kaldıracak halim yokken iki tane vizeye girdim bugün. O da iyi geldi. Hatta ikinci girdiğim vizede 50 dakikalık sınav 20 dakikada bitti ve yoklama kağıdının bana gelmesini bekleyeyim derken sınavın 55. dakikasında çıkabildim sınıftan. Vizeler iyi hoş neyse girmiyorum girmiyorum üniversite olayına. Orası zaten kurgu bekleyen radyoda konuşuldu.

Düğünlerdeki favori an ne sizin için? Yani ne biliyim gelin çiçeği atılması mı? Yoksa evet kabul ediyorum dedikleri an veya ayak basma olayı mı? Ne? Benim için damadın gelini gelinlikle ilk kez gördüğü an. Sanırım o an'dan tatmin olmazsam düğünü bile ertelerim. Öyle aşık olmalı ki.. ahh kelimelerle anlatamayacağım bir duygu seline sahibim o an ile ilgili. Tabi tüm bu büyük beklentileri azaltmak da iyi olabilir ama bunu yazıya geçmiş bir şekilde kalsın bu burada..

Mark ruffalo mukemmel biri değil mi? Bu adamı bu kadar çekici yapan ne çözemedim. ,,

aa hastayım evet. Ailemden uzakta ilk defa hasta oluyorum ve her şey o kadar farklı ki.. Tüm o annemi istiyorum duygusallığını bir kenara bırakırsak yani.. Zor ya.
 Çevrende nazının geçeceği kimse yok bir kere. Evde olsam kardeşimi canım şunu istiyo diye markete gönderirdim. Çay demlettirirdim. Hadi şunu izleyelim diye film taktırırdım o da başlarda filmle ilgilenmezdi ama sonra öyle sarardı ki gelir yanıma kurulurdu. Her zaman film müzik zevkime güvenmiştir. Sonraaaa
Mesela evde hasta olsan tüm işlerimi iptal eder, lisedeyken  okula gitmez, sınav dönemin ise bile basit bir raporla ertesi hafta yeniden girer, evden çıkmazdın. Ama burada.. Yalnızsın. İşler kendi kendini halletmiyor. Kalemi tutacak gücün olmasa da iki tane vizeye giriyorsun ama o iki vize arası 3 saati kuliste kahve çay içip laflamak yerine hemen yurda girip hızlı bir uyku için harcıyorsun. Yurda dönerken mide bulantını bastıran krakerlerden alıyorsun. Evde olsan kardeşini yollardın. Hastalığın geçsin diye yemen gereken c vitaminlerini alman gerekiyor. Tazeleri için yurt okul yolundan biraz daha fazla yürüyorsun. Ama evde olsan annen portakal suyunu sıkardı.
Böyle işte.

Bu arada az önce ölmeden önce yapılacaklar listeme bir şey ekledim. Daha önce hiçbir kuralı bu kadar katı koymamıştım. Belki de bu ilk gerçek ölmeden önce yapılacak maddem. Begin Again sahnesini bilen bilir. Kız ve adam sırasıyla birbirlerinin müziklerini dinleyerek sabah kadar New York'da yürüdüler ya. Allahım! Uzun zamandır izlediğim en romantik şeylerden biriydi. O güzelim sahnenin klibini internet aleminde bulamamak hafif koydu tabi ki ama aklımda olsun bari ben koyayım. Zaten ölmeden önce yapılacak listemin en başındaki maddeyi unutmamak gerekir.

Günlük yazamıyorum yine. O sinir bozucu olmaya başladı.

Aralık ayı boyunca blogda çok güzel bir şey yapmayı planlıyorum. Bir yandan da planda kalmaması için dua ediyorum

Hafta sonları bile çalar saatle kalkmak berbat.

Acaba lisede bu blogu söyediğim sınıf arkadaşlarımdan kaçı hala okuyor burayı. Heey Aygün, Merve eğer okuyorsanız bana haber verin çok özledim!

ımm sanırım bu kadardı yazıya başlamadan önce aklımda olanlar. Mide bulantım kafamı buraya verdiğim için azcık geçer gibi oldu o yüzden o geri gelmeden ben uykuya dalmaya çalışacağım. Yoksa uyku haram olacak bana bu gece.

22 Ekim 2014 Çarşamba

radyomsu bir şey duyurusu

aklımda bir radyo daha yapmak var. Uygun zaman, yer, mod kovalıyorum. Okulumun nasıl gittiğinden bahsedecektim ama sonra o kadar da ilgi ekici olmadığını fark ettim. Çok da heyecanlı bir hayatım yok şu sıra -.-

Size sorayım dedim. Ne konuşsam, nasıl yapsam.

İsteyen buranın altına yorum bıraksın isteyen şuradan  sorsun. Önümüzdeki bir iki hafta içinde kaydedeceğim. Yorumları, ask fm'i dikkate alıp konuşacağım. Öneri gelsin diye bekleyeceğim. Baktım beni tınlayan yok sıkıcı şu sıra ne yapıyorum olayına geri döneceğim haberiniz olsun ^.^

şu an tek belli olan şey arka plan playlist'i. Çok güzel şarkılarım var şu sıra ehe

mesela şuradan başlayın siz devamı radyoda!

19 Ekim 2014 Pazar

Ekim Romantikliği // Dizi önerisi

Yeni diziler! Romantiklikten kastım yeni diziler elbette sevgili falan bulmadım ne münasebet... Bir sürü yeni güzel dizi keşfettim, merakla beklediğim yeni diziler başladı ve eskilere yaz tatilinden sonra dönüş yaptım. Ve bu dizilerin çoğunun romantik olması da beni benden aldı (fiziksel ve ruhsal anlamda) Dedim haberi olmayan insanları da bu ekim romantikliği içine çekmeli.

Bu arada blogumun 50bin tık ve 200küsür izleyiciye ulaşması çok büyük bir olay değilmiş gibi devam ediyorum yazıya çaktırmayın. (arka planda pastalar kesiliyor, büyük planlar yapılıyor kutlama için. şştt)

ilk önce bu romatikliğin  ilk gözbebeği olan Manhattan Love Story ile başlıyorum. Mesela yeni Spiderman filmlerinde Emma Stone ve Andrew Garfield kimyasının gerçekte de sevgili olmalarından kaynaklandığını biliyorsunuz yada öğrendiniz. İşte aynı kimya burada da vardı ama ben nedense hiç düşünemedim gerçekte de beraber olduklarını. Jake Mcdorman ve Analeigh Tipton'ın beraber olduğunu. Ama öylelermiş ve harika bir kimya süper eğlenceli bir dizi çıkmış ortaya. Tüm o içlerinden geçenlerin, kendi kendilerine konuşmalarının tatlılığı öyle dozunda ve güzel ki. Mideniz artık uçan kelebeklerden bulanmaya başlayacak. Zaten daha üçüncü bölümünde.





Sonra nereden yakaladığımı bilmediğim ve bir kaç saat içinde 6 bölümlük tek sezonunu bitirdiğim minik bir dizi var. Aaa! Tabi ya BBC Entertainment'da ilk bölümünü gördüm. İşte orada Me And Mrs. Jones'u gördüm. Misfits'i hiç izlememiş ama Robert Sheehan tarafından birçok kez dikkat dağınıklığına uğramış biri olarak izlemek istedim. (bu arada Robert kıvırcık saçı yakıştırmadığım ilk erkek olabilir. Biliyorum! Çok anlamsız! Kıvırcık saçın yakışmadığı erkek!) Çok çok çok büyüleyici değildi ama bana bir şekilde o ingiliz havasını fazlasıyla verdiği ve samimi olduğu için izledim. Zaten 6 bölüm sürmüş sanırım. Dizide oğlunun en yakın arkadaşı Robert Sheeran'a aşık olma halleri içinde bir anne, eski eş, ikiz kızlar, eğlence var.




Sıra geldi 3. bölümünü birazdan izleyeceğim A To Z'ye. Normalde başrol erkeğin yakışıklılığı yüzünden başlarım böyle komedi dizilerine ama malum ünlü annemiz Cristin Milioti'yi gördü gözlerim Ben Feldman'dan önce. Cristin'ın yine böyle Ted benzeri talihe, kadere, hayatının aşkına inanan bir erkekle olması... ımm.. yorum yok diyelim. yorum yapacağım tek konu kadının şansı. Dizi icabı biliyorum ama iki dizidir hayalimdeki erkekle beraber oluyor. Hiç hoş değil.
İşte Ben Feldman online dating firmasında çalışıyor Cristin ise avukat. Karşılıklı binalardalar olmaları bana paperman  kısa filmini hatırlattı. Öyle işte.
Ya bir de söylemeden geçemicem ben ikisini çok yakıştırıyorum.





Böyle uzun zaman alacak diziler için vaktim yok ama ekim romantikliğine katılmak istiyorum derseniz yine bu akşam kesinlikle izleme planı yaptığım ve uzuuuun zmanadır isteiğim bir filmi önerebilirim. Bu dizilerin tadını alacağınıza eminim. Begin Again.
izlemediğim için size 3 kişi saysam yeter sanırım. Mark Ruffalo, Keira Knightley  ve Adam Levine. Ayırca bolca güzel müzik olacak. Sanırım. Yani trailer çok güzeldi.

22 Eylül 2014 Pazartesi

Bir Blogger Buluşması #2

Selamlaaar!
Yazıya başlamadan önce Bir Blogger Buluşmasının ilkini Mia'm ve Vişne'm ile İstanbul'da buluştuğumuz güne bir göz atmak isterseniz diye şöyle bir kenara bırakıyorum.
Mia da ortalarda yok. Ne özledim..


Malumunuz Ankara'yı yeni kazandım. Yurduma yerleşeli bile iki hafta oldu olmadı. Üniversitemin son uyum gününde işim tam bitmek üzereydi ki! Birden Cessie'den bir mesaj geldi. Aslında bir önceki yazıma yorumda bırakmış ama yurdumun interneti o sıralar iyi olmadığı için görmemiştim. 
''Biz oda arkadaşımla okuldan sonra Kızılaya gidip birkaç işimizi halledeceğiz öğlene doğru biter işimiz buluşalım mı?'' mesajıyla yorgunluğuma, her an yağacakmış gibi boğuk bir havaya ve gidişinin dönüşünü bilmediğim metrolara rağmen ''Geliyorum Cessieeee!!'' diye hemen aradım onu. 
Daha önce de mesajlaşmıştık ama buluşmadan önce aradığımda bizim ilk konuşmamızdı. Bu telefon konuşması sırasında yanımda üniversiteden bir arkadaşım olduğu için ayy şuan ilk defa konuşuyoruz biraz sonra ilk defa yüzyüze görüşeceğizz ^.^'' moduna giremedim zira dışarıdan nasıl görünebileceğini anca tahmin edebilirdim.

Her neyse işte Kızılay avm'nin önünde buluştuk. Cessie videolarda, fotoğraflarında göründüğünden daha uzundu ve oda arkadaşıyla beraber o kadar çok tatlılardı ki! Şuan hala iki kişilik odada tek kalıyorum o an ben de inşallah onlar gibi arkadaş olabileceğim bir oda arkadaşım olur diye iç geçirdim.

İşler halledildi. Cessie'nin videosunu çektiği gibi yağmur yüzünden yanıbaşımızdaki Burger King'e girmek zorunda kaldık. Yağmur dinene kadar uzuuun uzuuun yedik içtik. Sonra ben fişin arkasına yukarıda gördüğünüz kısa hatıralık notları yazdırdm. Sonra Dost kitap evinden Aşk ve Öbür Cinler'i aldım. Cessie Yabancı'yı, Burcu Koku'yu aldı. Sonra bir takıcıya girdik. Oradayken tıpkı Mia ve Vişne ile yaptığımız gibi bu günü hatırlatması için üçümüz aynı şeyi alalım mı dedim. Mia ve Vişne ile uykusuz magneti almıştık Cessie ve Burcu ile de birer küpe alalım dedim ama neyi göstersem hep bende ondan var dediler. E ben de napayım aldığım kitaba bugünün hatırası olarak minik bir not düştüm.

Öyle sıcak gelmişti ki arkadaşlıkları ben onları bırakmak istemiyordum o yüzden bir yere girip birer çay içip muhabbeti uzattık. İyi ki de yapmışız hem cessie'yi hem burcu'yu daha iyi tanıdım. Daha çok sevdim.

****

-Blogger buluşması bitti.
-Bugün ilk doğru düzgün dersime girdim. Üçer saatten altı saat ders kafa kalmadı tabi. Ama iki hocayı da çok sevdim. Alınması gereken ders kitapları da birikmeye başladı.
-Yarın okuldaki sinema salonunda sinema topluluğunun tanışma etkinliği var. Daha üye olmadım ama yarın olacağım. Etkinlik sonrasında da bir Robin Williams filmi oynatılacakmış. Çok heyecanlı!
-saat 12 olmadan uykum gelmeye başlıyor Ankara'ya geldim geleli. Hiç hoş değil.
-yan odam geçen gün itibari ile 4 kişi oldu. İnşallah çok ses olmaz.
-Ev özlemi bomboş yurt odasına girince artıyor. Ne yapmalı ki..
-Buraya da şarkıyı koyuyorum.

kendinize iyi bakın.

İçimden bir ses bir blogger buluşması 3 bu hafta sonu olacak diyor. Hadi bakalım!

15 Eylül 2014 Pazartesi

üniversitenin ilk günü

uyum programı adı altında yapılan uzuuuuun konuşmalar koysam başlığı daha iyi ve özetleyici olabilirdi tabi. Ama sıkıcı değildi sadece uzundu. neyse başa sarayım mı her şeyi? Daha anlaşılır o zaman yazı..

14 eylül pazar akşam geldim yurduma yerleştim. Bir hafta önce gelip yurdu seçmiştik ama son ana kadar evde kalmak istedim o yüzden pazar günü yerleşmeye geldim. İyi de yapmışım. Kimseyi tanımıyorum etmiyorum, zaten yurt yeni yeni doluyor iki kişilik odadayım ama odadaki diğer yatak hala birisine verilmemiş. Yani tek kalıyorum. İşte geldik annemle bavulu boşalttık, odayı düzenledik, eksiklere baktık.. Odada iş bitti bizi bahçede bekleyen babamın, kardeşimin ve o gün yanımızda olmak için gelen iki teyzemin yanına gittik. Allaah! Beni bir ağlama tuttu. Annem zaten evlenip gidiyomuşum gibi, ben o an aklımdan ''Ne halt vardı da geldin buraya yok muydu evinde üniversite oraya niye gitmedim!'' diye geçiriyorum. Babam yoktu Allahtan ama o da ayrıldıktan sonra arabada veya eve gidince ağlamıştır eminim. Üniversite sınavına girerken binanın önünde hadi iki saat sonra gürüşürüz diye ayrıldıktan sonra yanımdan ''sanki evden gidiyomuş gibi geldi'' diye ağlayan ayrılan adamdan bahsediyoruz gerçekten evden gittim diye neler olmuştur evde pazar akşamı kim bilir.

Of bakın! Ben bile evden temelli ayrılmışım gibi konuşuyorum! Halbuki bu cuma günü eve donup pazar akşamı geri gelcem Ankara'ya. Allah aşkına iki saatlik yol. İstersem özledim diye günübirlik bile giderim de işte.. Bu bomboş yurt odasında, henüz geleli iki gün olmuş, bunları yazarken bile gözleri dolar halde ve arkadaş edinemezsem diye kara kara düşünüp dert eden biriyim şuan. Hiç tanımadığım insanlarla ilk iletişimleri kurmada berbat biriyim! Aklına bir şey takılmış gibi yap git birine sor oradan muhabbet kurup adını öğren di mi? Veya konferans salonunda en boş yere oturma da böyle dışarıdan sana sıcak gelen birinin yanına geçip merhaba nereden de beraber dinleyin konferansı değil mi? Yok illa bomboş bir yere oturup başkalarının yanımı doldurması illa başkalarının bana sorması gerekiyor. Berbatım işte. Bir kere tanıştıktan, arkadaş olduktan sonra götürürüm işi ama benim olayım bu. Yapamıyorum ilk zamanlarda hiçbir şey! Takılıp kalıyorum!

Buna rağmen fakültenin havasına bayıldım. Sakin, sıcak.. Görevli öğrenciler hep yardım için çırpınıyor. Gerçi konuşmalar yapılırken yanımda oturan birileri sürekli sinema tv öğrencileri tarafından yapılan tanıtım filmi ile dalga geçti. Sürekli kıkırdadı falan. Sinir oldum. Az çok bildiğim için o tarz yapımları, yeşil ekranı, grafiğini, montajını tahmin edebildiğim için öğrenci olarak güzel bir iş çıkardıkları düşündüm ben sürekli başkalarına komik geldi ama. Olabilir. Daha bilmiyor o kıkırdayark izlediği beş dakikalık videonun arkasında dönen emeği, öğrendiklerini somut bir ürüne çevirmenin verdiği heyecanı.

Boşladım burayı biliyorum ama Ankara'ya gelmeden önce yaşadığım koşturma yüzünden en yakın arkadaşlarımla bile vedalaşamadım, kafam neredeyse artık bir sürü eksikle geldim, gelmeden önce halledilmesi gereken şeyleri zor yaptım.

Yarın daha girişken olmayı planlıyorum yada umuyorum diyelim. Zaten yarının etkinlikleri biraz daha sosyal bir salonda saatlerce konuşma dinleyerek geçmeyecek. Zaten yerimi yadırgadın dünkü ilk gecemde sabah 6 gibi ayaktaydım bugün biraz daha erken yatayım bari böyle sabahları erken uyanacaksam sürekli işim var. Saat 11 olmadı gözlerimi zor açık tutuyorum.

Halim olursa yarın da yazarım. Günlüğümü de getirdim ama ona yazasım gelmiyor nedense.. günlük yazasım yok ama vişne çürüğü'me bir üniversite ilk günler mektubu yazmak için her zaman enerjim var! Zaten mektuplar böyle anlarda en çok aranıyor. Anlatıp rahatlamak için. Hele bir alışayım  mektup bekleyen arkadaş çook!

kendinize iyi bakın. Summer daha girişken olsun, güzel arkadaşlıklar edinsin, diye de dua edin benim için. İşim dualara kaldı çünkü.

Odadaki buz dolabı çok ses çıkarıyor. Fişini mi çeksem acaba?

15 Ağustos 2014 Cuma

En Yakın Arkadaşa Sürprizler # 2

en yakın arkadaşımla ben üniversite için ayrılmadan, o yeniden sınav için çalışmaya başlamadan önce şöyle güzeeeel bir kahvaltı daha yapalım dedik. Bu ikincisiydi beraber bizim evde yaptığımız kahvaltıların. Üçüncüyü de yaptıktan sonra geleneksel demeye başlarız artık. Eh birazda üçüncü ile menüyü değiştirsem fena olmaz hani.. İkisinde de aynı şeyleri yapmıştım. Omlet, patates kızartması, yeşillikler, köy ekmeği.. Evet evet bir dahakine daha değişik şeyler yapmalıyım. En becerikli olduğum şey kahvaltı olacak bir de!


Bu evde geçirdiğimiz zamanı çok seviyorum. Dışarıda birer çay alıp saatlerce oturmak bazı mekanlarda güzel oluyor ama o mekanlar da bir süre sonra sıkıyor insanı. O yüzden ev iyidir. Ev de en yakın arkadaşla demlenmiş çay iyidir. Ona hazırlanmış kahvaltı masasında saatler geçirmek, uyuşukluk yapmak ve hiç doymamış gibi sürekli yemek iyidir.



Kahveyi sevmediğimiz halde muhabbeti iyi diye kahve yapmak iyidir. Otururken ayrı kaldığınızda ne yapacağınızı konuşursunuz. Seneye Onun da Ankara'yı seçmesi ve kazanması için alttan alttan gaz verirsiniz. En sonunda böyle bir dosta sahip olduğunuz için mutlu olursunuz. Çünkü biliyorsunuz ayrı geçicek bu sene aranızda hiçbir şeyi bozmayacak, değiştirmeyecek veya kötüleştirmeyecektir.


Bilgisayar webcam'i ile salak fotoğraflar çekmek iyidir. Tüm fotoğraflarınızın yüzde 70inden fazlasında yanınızdaki kişi en yakın arkadaşınız da olsa, sürekli aynı pozlar, aynı etkinlikler de olsa beraber hiç fotoğrafınız yokmuş gibi gelir.



Son olarak Sims 3'de en yakın arkadaşınız ve sevgilisini yapıp, onun hayalindeki evi beraber yapıp sonra da onun yanına kendinizi komşu yapmak çook güzel bir şey! Hala kendimi ve hayalimdeki erkek arkadaşı yapmadım ama en yakın zamanda bu evin yanında kendi ailemi kurup gerçeğine yıllar olmasına rağmen en yakın arkadaş olarak yaşlanacağız. Bakalım neler olacak! Çok heyecanlıyımsdfgh

uzun zamandır şarkı vermiyordum.
Burada da onu vermiş olayım. İyi haftalar gençler! ^.^

8 Ağustos 2014 Cuma

Fotoğraflı günlük Vol*3




Merhabalaar!

İçimdeki gezginlik aşkı kabardı seyahat postu yapmaya karar verdim. Vermiştim daha doğrusu. Çünkü bu fotoğraflar tıpkı Pancake Günü gibi aylaaar aylaaar öncesine ait. Ben de bu gidişimizi sadece aile fotoğraflarıyla günü bitirmeyeyim bir kaç da çevreyi gözlemleyeyim bari dedim ve aşağıdaki fotoğraflar çıktı ortaya.


Yani ben bir seyahat blogu değilim, size öyle şuraya gidin şu yiyeceği güzel, şurası gezilir diyemem. Malum burası da bir nevi günlük sadece güzel geçmiş bir günü paylaşmak amacım.
Aşağıdaki fotoğraf arabanın içinden olduğu için özür dileyerek başlayayım bari. Sabah çok erken saatlerde yollarda olduğumuz halde acelemiz olduğu için arabayı fotoğraf çekmek için durdurmayı teklif edemedim o yüzden böyle çekebildim ama muhteşem bir görüntü vardı! Ailecek manzara izlerken yolun nasıl geçtiğini anlamadık. Sabah erken saatler olduğu için yolun sadece sağ tarafı güneş görmüş ve sağ tarafındaki karlar erimişti ama sol tarafta karlar olduğu gibi duruyordu. İnanılmaz bir manzaraydı ya! Bu sabah babama söz verdirttim bir gün kendi arabamızla değil de üstü açık bir araba kiralayıp aynı yolu bir de öyle gidecektik. Manzaranın, açık yayla havalarının ve güneşin tadını çıkara çıkara..


Buradan sonrası herkesin bildiği Beypazarı sokakları..
Beyaz evleri, minik çarşısı, yerli esnafı tahta hatıralık buzdolabı magnetleri ve bibloları ile klasik bir Beypazarıydı.

Ama bir yer var ki! Oradan bahsetmeden geçersem ileride Beypazarına gidecek ve bu blogu okumuş kişilere haksızlık yapmış olurum diye korkuyorum. Burası bir Bağ evi..  Çoğunlukla grup turlarının doldurduğu bir yer o yüzden sadece ailecek giderseniz içeride yapılan eğlenceye, beypazarı kültürü tanıtımına katılabilir misiniz bilmiyorum. Biz gittiğimizde hem içeride bir grup vardı böylece biz de dinlemiş olduk eğlenceyi hem sahipleri daha önceden biliyorduk. Ama kısaca bahsedeyim..

Gelen gruplara Beypazarı yemeği yediriliyor, çevreden bahsediliyor o tamam ama bu bağ evinin en önemli özelliği yemek yerken oranın yerlisi olan sahibinin size yediğiniz yemeğin özelliğinden tutun bağ evinin geçmişine ve ailesiyle olan hikayesine kadar her şeyi anlatması. Sonra sunumu yapan kişinin babası geliyor ve hikayesi ailelerine dayanan bir şarkıyı bizzat çalıp beypazarı havası çalıp oynuyorlar. Bunu yapan baba oğul, ara sıra torun da geliyor mu sahneye babasıyla! Alın size 4 kuşaktan oluşan sımsıcak bir eğlence.
şuraya da siteyi bırakıyorum. İçeride olan biteni izlemekten kendime ait fotoğrafım yok o yüzden koyamıyorum ama siteye bakınca bir fikriniz olabilir.




3 Ağustos 2014 Pazar

Var mı bir önerisi olan?

haftaya yurt araştırmaya Ankara'ya gidiyoruz. Var mı bir önerisi, düşüncesi, söyleyeceği olan diye sormaya geldim?

Çok karışık bu işer ya. Çok korkuyorum  içime sinmeyen bir yer olacak, kalmak zorunda kalacağım. Bütün senem harap olacak diye. İnternetten yurt bakıyorum. Hiçbir yerde fiyat yazmıyor. Bir yandan çok mu erken diye düşünüyoruz. Ama birkaç arkadaşımın kaydolduğunu duyunca şaşırdım kaldım.

Yurt problemleri bir yana her konuda da herhangi bir tavsiyesi olan varsa can kulağıyla dinliyorum arkadaşlar ya. Cidden şu sıra biraz tavsiye iyi gidebilir ne yaptığımı bilmiyormuşum gibi geliyor

şimdiden teşekkürler.


24 Temmuz 2014 Perşembe

Üniversite



her şey çok yeni.
başka bir şehre gidiyorum.
Ben mutluyum. Yapmak istediğim şeyi yapacağım. Okurken ayaklarım geri geri gitmeyecek. Sonrasını bilmem. Kimse bilemez. Düşünmemem de lazım daha okulumu bile görmedim ama işte aile bu düşündürtüyor. Yine de mutluyum.

Ankara'ya gidiyorum gençleeer! Hatta gitmekle kalmayıp Ankara Üniversitesi'ne gidiyorum!
Eşit ağırlıktan hazırlanırken ilk sıraya sözelden tercih yapmak nasıl aklıma geldi bilmiyorum ama iyi ki yapmışım. Şimdi biraz daha umutla gidiyorum. Ailemle benim hep düşündüğümüz bölümü ilk sıraya yazsaydım bir sürü bilinmemezlik içinde olurdum giderken. Acaba sevecek miyim? Acaba mezuniyetten sonra bu mesleği yapabilecek miyim? Ohoo oo! Ama şimdi biraz daha rahatım. En azından seveceğimi biliyorum.

Annem gideceğim için çok üzgün ama sinirlilikle karışık üzgün. Öğrendiği andan beri bir yandan bölümümle ilgili laf sokuyor diğer yandan ''git de gör ayaklarının üstünde durmayı. Burada okusaydın da birkaç sene daha geç başlasaydın ayaklarının üstünde durmaya. Zaten eninde sonunda ayrılacaksın bizden ne bu acele'', diyerek dalıp dalıp gidiyor. Mutlu değil yani ama alışacak.
Babam her zamanki destekleyici, eve gelir gelmez ''tebrik ederim kızımm'' diyerek öpen, ankara'ya gideceğim kesinleşince hemen Ankara'daki amcamı arayıp ''bize oralarda yazdım edersin değil mi?'' diyen babam işte. Yerim ya.

sizde bunca zamandır okuyup okuyup ''EEEEH! Hadi Summer hangi bölümmüş bu'' diyorsunuz ve kızıyorsunuz değil mi? Kızmayın ben bile yeni yeni alışıyorum. Sınava hazırlanırken bile hiç aklımda olmayan bir şey olunca sadece tercih zamanı araştırabilmiştim ayrıntılarını. Tamam tamam tatava yapmıyorum.
Halkla ilişkiler ve tanıtım. Ta ta ta taaaamm!

Ben alışmaya gidiyorum.. Gideceğime, üniversiteme, bölümüme.. Alışmaya gidiyorum diyorsam yanlış anlamayın. Tüm bu gerçeklikleri unutuna kadar dizi film izlemeye gidiyorumsdfgh

geçen sene bu aralar şöyleymişim. Vay arkadaş ya!
vay be iki yıl sonunda cidden her şey bitti. İnanamıyorum hala..

O değil de şimdi bi deniz tatili ne güzel giderdi yaa

20 Temmuz 2014 Pazar

Pancake günü!

sanırım aylardan şubat yada mart idi..
ben her zamanki gibi İngiliz Vloggerlarımı açmış günlük enerjimi topluyordum ki! Bir de ne göreyim.. Bütün videoların başlıkları ''pancake day'' diye yazılmış. Allah Allah dedim pancake günü mü olurmuş. Meğer oluyormuş efenim.. İzlediklerimin hepsi öyle ballandıra ballandıra yapıp yediler ki canım fena istedi ben de hemen mutfağa girdim. Onlar balla yedi ben nutellayla. Sonunda da aşağıdaki fotoğraflar çıktı.  Aslında videoda çekmiştim ama editleme olayında biraz sorun yaşadım o yüzden şimdilik sadece fotoğraflar var.
(evet her şey mart ayında yapıldı ama bir yazıya yeni çevrildi. Üşengeçlik değil sınav..)

Bu arada pancake günü de neymiş nasıl kutlanıyormuş derseniz şuraya o gün izlediğim bir kaç video linkini bırakıyorum.
 Burada Marcus ve Niomi iki sevgili. O muhteşem ev kimin evi, 7*24 beraber mi yaşıyorlar iki yıldır videolarını izliyorum hala anlamadım arkadaş. Neyse yaptıkları pancake tarzı çok değişikti

Burada ise benim sevgilim Kick The PJ! Onu bir senedir takip ediyorum herkes ona PJ diyor ama gerçek adı gizem. Benim bahsim Peter James üzerine ama... Yaratıcılığına bayılıyoruumm!

Tarifi zaten belli. Yani nasıl yapıldığı belli ama ben malzemeleri hangi ölçüde kullanacağımı bilemediydim. Baya araştırmıştım en sonunda bu tarifi yapmaya karar vermiştim. Tadı da yenebilirdi hani ama anneminkilere hiç benzemedi o yüzden içime sinmedi.

En önce meyveleri kestim elbette. Neden? Çünkü pancake olurken ben de arada bir iki bir iki attım ağzıma. Portakalla muzu çileği aynı anda yemek garipti ama bal ve portakal ikilisi en sevdiğim oldu! Sonra nutalla ve çilek ehe




Peki ya yaptığım ilk pancake'e kaç puan!?

Tava kızarmış mı diye kaşığın ucuyla damlatmıştım. O da anca şirinlerin yiyebileceği bir boyutta panceke oldu çıktı ehe



ama sonra dağ gibi yığdım valla hepsini. Böyle bir kase balı üstüne yığıp, meyveleri boca edip filmlerdeki gibi yiyip triplere giresim geldi. Ama yapmadım. Kardeşimle film açıp iki saat boyunca hep yiye içe izledik filmi.

Hatta izlediğimiz film Book Thief idi. Ben her zamanki gibi filme ba-yıl-dım! ama kardeşim azcık sıkıldı gibi.

sol taraftaki çubuğun ucundakileri de son anda akıl ettim. Bir deneme yaptım baktım oldu. Dedim summer sen bu tarifi aklında tut arkadaşların kahvaltıya gelirse özel bir günde yaparsın. Üstünü de süslersin güzel güzel (^.^)












10 Temmuz 2014 Perşembe

Bloga daha bugün yaz geldi!

Gördüğünüz gibi temayı yeniledim. Öyle şirin oldu öyle içime sindi ki gelip her gün yazı yazabilirim. Çok fena şevke geldim anlayacağınız. Ama fena yoruldum. Boynum küt dedi kaldı oynatamıyorum..  Hal böyleyken yazacak bir şey gelmedi aklıma ben de burada yokken aldığım mimlerden kısaca bahsedip, aldığım ödüllere teşekkür edeyim dedim! Nasıl?

İlk önce bir tanecik Cessiem'in Güldüren blog ödülüm var! Güldüren blog diyince başta bi şaşırdım yalan yok, çok mu komik yazıyorum diye düşündüm ama açıklamasını okuyunca muhteşem bir gülümsemeye asıl ben sahip oldum! ''ne kadar komik ahahah'' diye değil ''ya ne tatlı allam'' şeklinde bir gülümseme konuyormuş yüzüne. Sen daha tatlısın Cessie! Çok teşekkür ederim! (*.*)

Sonraaaa.. hıh! Deep'in En samimi blog listesi'nde de adım geçmiş yani oradan da bir ödül almışım. Naslı mutlu oldum anlatamam! Deep buraların en eskisi, en kararlı bir şekilde blogunu yürüteni. Ondan böyle bir ödül almak da ayrı bir duygu ehe

Bu arada Deep'in kitap çıkardığını duymamış olanlara buradan duyurabilirim bence. Ben de üstünden çok geçtikten sonra öğrenmiştim. Kitabın bilgileri burada..

Madem bilgilendirmeye başladık yeni bir bilgi ile devam edeyim. Ayşe'nin adresinde adının geçmesi ile sorun yaşadığını biliyordum o da bir karar vermiş ve yeni adresiyle yeniden başlamış blogunu. 
Adresi artık burası
ve yeni adı Gizemli kimlik!

malum eski blogu gidince beni mimlediği sayfalara ulaşamıyorum halbuki not almışım. Gizemli kimlik affet zamanında yapmayınca zaman aşımına uğradı mimlerin! Halbuki tam benlikti bir kaçı. Neyse artık

Sağ kalan iki tane mim var biri Cessie'nin blogunda müzikli mim. Görür görmez hemen ben de yapmalıyım!!!! diyerek onu da kenara not almıştım. Hemen başlıyorum ayy çok heyecanlı yaa. öhm.

kısaca kurallar şöyle: müzik listeni karışığa alıyorsun ve her sorunun karşısına o an çalan şarkıyı yazıyorsun ve bolca eğleniyorsun! Hadi bakalımm..

If someone says 'are you okay' you say
Justin Timberlake - That Girl

How would you describe yourself?
Flume, Chet  Faker - Drop the game

What do you like in a guy / girl?
Frozen Sountrack - for the first time in forever

How do you feel today?
Sam Smith - I'm not the only one

What is your life's purpose?
Bastille - Oblivion

What's your motto?
Lorde - Royals

What do your friends think of you?
Imany - Shape of a broken heart

What do your parents think of you?
John Newman - Love me again

What do you think about very often?
John Legend - Save the night

What is 2+2 ?
Phillip Phillis - home

What do you think of your best friend?
Ed Sheeran - Lego House

What do you want to be when you grow up?
Plain White T's - Last Breathe

What is your life story?
Gavin DeGraw - Soldier

What do you think when you see the person you like?
Ben Rector - Moving Backwards

What will you dance to at your wedding?
James Arthur - Is this love?

What will they play at your funeral?
Jason Mraz - Coyotes

What is your hobby / interest?
Bruno mars - Moonshine

What is your biggest fear?
Fun. - out on the town 

What is your biggest secret?
Jens Lekman - Erica America

What do you want right now?
Robin Thicke - Blurred Lines

What do you think of your friends?
James Blunt - Bonfire heart

What will you post this as?
Imagine Dragons - It's Tıme

ahahaha inanmayacaksınız ama bazıları benim içinkesinlikle anlam ifade ediyor!
Mesela ''Bir erkekde ne ararsın?'''ın karşısına Frozen filminden For the firs time in forever geldi ya? Hıh! İşte bir erkekde bu şarkının hangi filmde olduğunu bilmesini ararım. hı hımm Disney filmleriyle ilgilenen bir erkek.. işte bunları aradığım için hala yalnızım....

veya ''hayat motto'n ne?'' sorusuna Lorde'nin Royals şarkısı gelmiş ya. Şarkının bir kısmında ''life is great without a care'' hayat aldırış etmediğimiz zaman daha güzel diyor ya. Belki hayat mottom olabilir. Her şeye fazla anlam yüklemeden sadece yaşamak gerçekten daha güzel olabilir.

asıl bomba geliyor!! ''Arkadaşlarım senin hakkımda ne düşünüyor?'' sorusuna denk gelen  Imany - Shape of a broken heart geldi yaa! Kırılmış bir kalbin şekli... Ne biliyim gerçek aşk geçmişimi düşününce benim hakkımda böyle düşünen birkaç kişi bulabilirim sanırım.

''Hayat hikayen ne?'' sorusuna Gavin DeGraw - Soldier geldi ya.. İşte orada koptum ben. Çünkü benim hayatımda gerçekten anlamlandırdığım ve sözlerinin gerçek yaşanmış zorluklar üzerine böyle yazıldığını hissettiğim tek şarkı. Beni çok etkilemiştir ve güçlü olmayı düşününce aklıma gelen nasir şarkılardandır.. Çok severim.

Ayrıca klibi de harika. Hadi siz onu dinleyin ben de tekrar izleyeyim bakayım. bu şarkıların çoğunu o kadar çok özlemişim ki. Çok sağ ol cessie!


27 Haziran 2014 Cuma

Merhaba

''Merhaba'' dan daha uygun bir şey bulamadım. Uzaklaşmamak lazım buralardan çok fazla. Dönüşü zor oluyor..
Bildiğiniz gibi şuan 19 yaşında, aile ile ilgili bilgileri sadece kendi anne babası ve kardeşinden ibaret olan, üniversite sınavını yeni atlatmış ve ne olacağı hakkında hiçbir fikri olmayan, iki senedir uzayda geometri başlığı altında gördüğüm uzayda bir noktadan ibaret biriyim şuan. Boşlukta öylece duruyorum ve her şey evrenin elinde.

Küçükken ne olacaksın diye sorulunca hiçbir zaman direk cevap vermedim ben. O sırada izlediğim dizinin kendimi en fazla özdeşleştirdiğim karakteri ne mesleği yapıyorsa onu söyledim. Belki hayat kurtarmanın büyüsüyle doktor, belki Amerika'nın o büyüleyici tiyatral sahneleri sayesinde avukat, belki sihirli annem sayesinde minik bir cafem olsun dedim.

Sonra babam bir akşam elinde Harry Potter felsefe taşı ile geldi. Çok ısrar ettiğimiz için yatma saati geçtiğini bile bile filmin ilk yarısını o akşam izledik diğer yarısını ise ertesi sabah. Aşık oldum ben de.. Daniel Radclffe'e elbet. Sonra sonra zengin ve yakışıklı esas oğlandan kaydı gözüm Rupert Grint'e aşık oldum.

İlk yabancı dizim ve bir nevi çocukluğum olan The O.C. ekranlardaydı sonra. Dizi hala devam ediyordu ben ise yabancı yapımları altyazılı mı yoksa dublajlı mı izlemişim aldırmıyordum. Öyle küçüktüm. Seth Cohen'a aşık oldum. Sevgilisi Summer'ın yerinde olmak istedim. Burada anladım esas oğlanlarla alakam yoktu benim. Herkesin gözdesi, yakışıklı, zenginde değildi aklım, onun en yakın arkadaşı, genellikle çok komik, sempatik ve iyi kalpliydi benim esas oğlanım.

Sonra One Tree Hill geldi. Soundtracki sayesinde müziğe olan ilgim ufkum arttı. Nathan Scott geldi.  Haley James Scott ve James Lucas Scott geldi. Hayatımın örnek ailesini oluşturdular. O aileye sahip olmak istedim.


Meslekler ilgili giriş yaptım ama oraya gitmek değildi niyetim. Niyetim.. hayalimdeki aileyi anlatmaktı. ufak bir  öz geçmişini  anlatmak istedim kafamda oluşan her şeyin.Aşık olacağım erkekde neler aradığımı anladım bu filmler diziler sayesinde, sahip olmak istediğim ailenin hayali bu sayede kuruldu onu demek istiyordum.

Kendimi hiçbir zaman bir memur kafasında düşünemedim. Ciddi giyimler, belirli saatler, yaratıcılık gerektiren bir şey yok, dolayısıyla değişik bir şey yok, dosyalarla raporlarla uğraşacağımı düşünemedim hiç. Bir gün bile kendimi öyle hayal edemedim.
Mükemmel bir hayatta benim yapmam gereken işte kendime ait bir alanım olmalı, bir şeyler yaratmalıyım, gezebilmeliyim, belki değişik ülkeleri belki şehirleri belki arada sırada bir üst sokağa gitmem gerekmeli. Asla zorla gitmemeliyim. Mutlu uyanmalı günü iple çekmeliyim. İnsanlara gülümsediğimde insanlar bunu fark etmeli günlerine neşe vermeliyim.

belki bir cafem olur şirin. içi evimden yada gelenlerin evinden farksız. Çocuklarım kahvesini nasıl içtiğini bildiğim devamlı müşterilerle arkadaş olur. Birer ablası abisi olur fazladan. Eşim iş arkadaşları ile toplantılarını cafede yapmayı önerir sırf beni görmek için. Çocuklarım harçlık almayı unuttuğumda yanıma uğrar onlara da kolaylık olur belki.

yağmurdan sığınanlara, bir çay ile saatlerce muhabbet eden en yakın arkadaşlara kapım hep açık olur. Sevgilisi istediğini söylerken sadece su alan gence ''bir dilim pastanın ve kekin yanında ikinci kahve sevgililere özel bedava'' derim. Cafemde kendi yaptığım hediyelik eşyaları sergiler satarım belki. İnsanlara değişik fikirler vermiş olurum. Bir pano yapmalı.. Evet bir pano... Cafede bakışan insanlara bir iletişim yolu amaçlı. Belki biri bir sabah panoya ''her sabah 16 numarada bir orta kahve içen hayallerimin aşkı... yarın seni sekizde burada bekliyor olacağım'' yazar.
Başkalarının ilk buluşmaları, hayata gözlerini yeni açmış bebeklerin ''merhaba dünya'' dedikleri partiler benim cafemde olur. İlk buluşmaya çiçeksiz geldiğini geç fark edenler için bir köşede her daim taze buketim olur. Kötü bir gün geçiren ofis çalışanına içten bir şekilde iyi günler dediğim için öğleden sonrası iyi geçer belki. Onu o an mutlu edecek tek şey bir sıcak çikolata olan kızlarla cafenin sakin bir anında dertleşiriz.
Pazar günleri cafeyi çocuklarımla beraber açıp birlikte orada kahvaltı hazırlarız. Günü çalışırken ama eğlenirken geçiririz böylece. Sonra günün yarısında çocuklar arkadaşlarını, annesi ve babasına tercih eder ve yalnız kalırız eşimle. Baş başa.. Servis aralarında liseli aşıklar gibi bakışırız, müşteriler gitsin diye dua etmeli ama varlıkları için minnettar oluruz.

hayalimdeki iş yaşamı bu. Gerçi iş, aşk, aile yaşamı bu desem daha doğru olur. Hayalimdeki aileye dair de çok düşünüyorum şu sıra. Hani ben bunları gelecekteki mesleğimle igili belirli hiçbir şey yok diye böyle rahat hayal kurabiliyorum ya, şuan evliliğe çook uzun zaman olduğu ve şuan bir sevgilim olmadığı içinde çok bol keseden evlilik  hayatı hayali kurabiliyorum. Ama oraya girmek istemiyorum çünkü çok uzun çok özel. Sıkılırsınız, sıkılmayın. Ben ki pinterest üzerinde gelecekteki düğününü planlamış, apayrı bir hayal defteri olan bir kızım size burada anlattığım minik bir cafe hayalim ohooo dedirtmesin üzülürüm.

işte hayalim buyken benim üniversitede neler okuyabileceğimi ailemin ve dönemin şartlarına uyacak şekilde seçmekten nefret ediyorum. Başka ülkelerde olduğu gibi ''üniversiteye başlamadan önce ben bir yıl dünyayı gezicem yaa'' yada ''önce bi kendimi tanımalıyım'' diyememekten nefret ediyorum. Oralarda insanlar yapacağı meslekten emin olmadıkları için, yani bu mesleği okurum tamam ama bu işi yaparken mutlu olur muyum bilmiyorum dedikleri için liseden sonra bir yıllarını o mesleğin içinde en alt kademeden de olsa kıyısında köşesinde geçiriyorlar. Biz? Biz ise sonunda o işi yapmaktan mutlu olup olmayacağımızı bilmediğimiz bir okula girmeye hak kazanmak için fazladan bir yılımızı harcıyoruz.

Bir hafta belki birkaç gün sonra puanlar gelecek seçimler yapılacak kader çarkı dönecek ve inşallah benim için en hayırlı yere girmiş olacağım. Sadece her şey netleşmeden, o hızlı hayat akışına girmeden önce sahip olduğum hayalleri hatırlamak istediğim için bunları yazdım. İleride bir gün unutursam hatırlamak için.. Çünkü biliyorum ilerideki yıllarda başka başka telaşlara girip şuan önümde belirli hiçbir şey yokken kurabildiğim hayalleri kuramayacağım.

bunu bana ne yazdırdı bilmiyorum. Çok ordan burdan, çok özel ama bloga dönüş yazısı işte. Ufak ufak yeniden alışacağım buralara, yazmaya. Harika planlarım var. Biliyorum blogger yazları sakin geçer ama ben sarılacağım buraya bu yaz. inşallah. Yani.. Umarım..
özlemişim.

4 Haziran 2014 Çarşamba

keep calm and fuck the universe


sınava iki hafta kala moraller stabil.
çay kahve stokları deli gibi tüketiliyor.
oturup ders çalışmaktan popom düzleşti.
odamın şeklini değiştirdim belki ders çalışma şevki verir diye.
vermedi.
integral kusucam.
coğrafyadan çok korkuyorum.
bugün geçen sene ygs'de 120binden Lys ile 30bine çekmiş bir kız tanıdım.
şapka çıkarttım ne diyeyim.
umutlarım yeşerdi.
hiç değilse sen 120bin kadar kötü değilsin dedim kendime.
yarın saçımı kestircem.
buralarda bir iki aydır süper londra havası var keyfime diyecek yok.
şu sıra beni tek mutlu eden şey postcrossing kartpostalları.


ha bir de aşık oldum ama o mutlu etmedi ağzıma sıçtı.
zaten platonik aşklar ne içindir.
bu sefer başka bir şehirde ikamet etmeyen birini bulabildim
ama zamanlama tutmadı
sadece ''takılıyoruz'' kafasına girdik.
onun ''takılıyoruz''u ile benim ''takılıyoruz''um uyuşmadı.
baktım ufaktan ufaktan sadece arkadaş oluyoruz
üzüldüm.
''sevgilim olmayacaksan bi daha seni görmek istemiyorum ulan!'' dedim (içimden)
gitmeme kararı aldım onun olduğu buluşmalara (bir gün 8 saat önce aldım bu kararı)
ama var ya çok emindim ''o kişi'' olma ihtimalinden.
öyle böyle değil baya emindim yani
bi şans vereydik iyiydi.
dışarıda karşılaştığımız, başbaşa yemek yediğimiz günler var ya?
inanmayacaksınız burç fallarımda çıktı.
bir kere değil iki değil üç değil tüm hafta!
''bugun etkilendiğiniz biriyle yalnız kalabilirsiniz'' falan diye
artık burçlara inanıyorum
hiç aklımda yokken onlarca kez karşıma çıktı sokaklarda
eh dedim evren gözüme mi sokmaya çalışıyo seni
çalışmıyormuş meğer
bu kaçıncı bilmem
beni bir aşk'a daha çok yaklaştırıp yine aşksız bırakmaya çalışıyormuş sevgili evren
well fuck you universe
bıktım artık kıyısına gelip yaşanmamış duygulardan

sakinim.

kardeşim az önce son kalan kirazları yedi.
sinirliyim.
ahududulu limonlu rocco varmış masamda.
midemi bulandırdı o da.
kiraz istiyorum.
bu sene daha hiç üzüm yemedim.
de bundan size ne?
daldan dala atlamalı yazı türünün dibi oldu bu
bir de benim sınava iki hafta kala yazdıklarıma bakın
neyse bakalım olan oldu
birazda nedeni belirsiz bir şekilde mutsuzum.
''daha ne nedeni ulan platonik aşıksın işte'' diyebilirsiniz.
diyin diyin.
ben de öyle diyordum ama
ben aşık olmaya aşığım
biliyorum
o yüzden geçmesini bekliyorum
yinede..
öyle işte..

12 Nisan 2014 Cumartesi

Radyomsu bir şey-3 // Özel konuk // En yakın arkadaş etiketi

Merhabalar! Bir önceki yazıda bahsettiğim özel konuklu radyo işte karşınızda!
Umarım beğenirsiniz biz en yakın arkadaşımla birbirimize sorular sorduk güldük eğlendik. Bence çok şeker oldu. En yakın arkadaşım konuşmamızın editlenmiş halini dinlemediği merak ettiği için bir an önce yayınlamaya karar verdim.

*Bu arada dinleyemeyenler için DNS ayarlarını değiştirmelerini öneriyorum. Bilmeyenler için ilgili siteyi koyayım şöyle şuraya. Video da mevcut sitede. Dns ayarlarınızı değiştirdiğiniz zaman site açılıyor. Ancak o zaman dinleyebiliyorsunuz.












Bu arada elbette bu blog gizliydi ama en yakın arkadaşımla radyo yaptığımızdan beri değil. Benim için çok büyük bir şeydi paylaşmak. Yazdıklarımın hiçbirine tekrar göz atma gereği duymadım çünkü saklayacak bir şeyim yoktu. Hakkım olmadan yazılarını okudum dedi ama nasıl hakkın olmasın ya? Saçmalama lütfen Okumamanı istesem en başta katar mıydım seni bu işe. 

İşte arkadaşım bazı şeyleri üstüne alınmış ki o cümleleri üstüne alınması gereken yeryuzundeki son kişi o. Bunları okuyacak eminim bunu da bilsin istiyorum.
Hayatında daha büyük bir yer kapladığımı sanıyordum dedi. Neden böyle düşündü bilmiyorum aklıma sadece onunla geçirdiğimiz güzel günleri genelde burada gelip anlatmadığım için bunu düşünebileceği geldi. Ama bu tamamen şansızlık. Ona hediyeler yaptığım zamanlarda eski blogumdaydım. Çektiğimiz fotoğraflar sayısız kere bilgisayar bozulduğu için silindi. Hatta Şuan dışarı kapalı olan kapattığım eski bloguma girdim ve ilk sayfadan onunla ilgili birkaç yazı buldum. Ekran görüntüsü aldım buraya ekliyorum. 

bu 20 mart 2012'de atılmış eski bloguma. Yani senin doğum gününü kutladığımız hafta

bu da 15 şubat yani benim doğum günüm 2012 yılı. Radyoda bahsettiğim hayatımın en güzel günü.

Yani diyeceğim o ki merve güzel bir gün geçirdiğimizde sırf bloga ya zamansızlıktan ya da başka bir şeyden ekleyemedim diye hayatımda daha büyük bir yer kaplamadığını nerden çıkardın bilmiyorum. 





1 Nisan 2014 Salı

Bir süre yokum

Not 1: az sonra ben yazdıkça, siz okudukça oluşacak upuzun yazı şu ara hayatım hakkında o an aklıma gelen her şeyden, uzun zamandır içerlediğim olaylardan kişilerden, ve bazı son dakika haberlerinden oluşacaktır.
Not 2: son lys sınavıma girene kadar atacağım son post budur.
Not 3: Arada sadece çoktan kaydedilmiş olduğu için yayınlayacağım bir radyo olacaktır. Önümüzdeki haftalarda yaşadığımın bir göstergesi olarak o radyoyu yayınlayacağım. Ayrıca radyoda tek başıma konuşmadım konuğum vardı.

vay ben ne ciddi bir giriş oldu! ehe! Naber?

İlk olarak beni maille, bloga yorum atarak veya telefonla arayıp sınavdan önce sonra her şekilde halim hatırımı soran herkes çok teşekkür ederim. Özellikle Ayşe esınavdan önce, sınavdan sonra bir de üstüne sonuçlar açıklandıktan sonra özellikle bloga gelip üç kere yorum atması yok mu! Sen ne şeker bir insansın yahu!

Sınavdan çok mutlu çıkmıştım ama hayatım boyunca mutlu çıktığım hiçbir sınav iyi geçmedi. Bu neden iyi geçsin ki? Ayrıcalık tanınmadı ve sonuçlar açıklanınca hayal kırıklığımı, göz yaşlarımı bol bol yaşadım. Detay vermek istemiyorum ama beklediğim değildi. çok kötü de değildi. Elbette geçen seneden kat kat iyi yaptım ama yeterli değil işte.. Bu yüzden gerçekten sıkı bir maratona sokmaya karar verdim kendimi.. Çünkü ben ailemden şimdiye kadar duymadığım lafları duydum bu sınavdan sonra. Öyle küfür, kötü söz değil. Ailem şimdiye kadar beni ders sınav konusunda bir kere bile yönlendirmemiştir. Ama bu sefer çalışmadın, çalışmıyorsun daha sıkı çalışmalısın gibi konuştular. Ne yalan söyleyeyim koydu. Bu yüzden arada sırada da olsa girdiğim blogu bir süre iki üç ay kadar kenara kaldırıyorum. (az önce kapıdan ne zaman bırakacaksın şu bilgisayarı diyen annem moralime tüy dikti bu yazı nasıl devam eder bilmem.)

Bazı duygusal şeyler de yaşadım. Arkadaşlarıma darıldım. Kendimi biraz yalnızlığa bıraktım. Bilgisayarım diziler filmler ve ben son iki haftadır dünyadaki en mutlu ikiliydik ama bu artık bitmeli. Dedim ya arkadaşlarıma darıldım diye.. Burada arkadaşlarıma yaptığım hediyelerden bahsederdim hep, siz de onlar sana ne yapıyor derdiniz.. Bir süre bunu dert ettim. Çünkü doğum günümle başlayan arkadaşlarım tarafından boşverildiğim hissi biraz ağırlaşmıştı artık. Sonra vişnem aniden attığı mesajlarıyla, sınav tecrübeleri ile yanımda oldu

Sonra biraz daha kötü hissettim aniden bir mektup belirdi kapımda yanında da yurt dışından postcrossing sayesinde gelmiş üç tane kartpostal. Üniversiteyi Eskişehirde okuyan lise arkadaşım tamamen bana moral vermek amaçlı bir sayfa döktürmüş.


 Sonra yeniden kötü hissedecektim lakin doğu günümü unutan bir arkadaşımın daha dün annemin iş yerine bıraktığı hediye ile bu akşam tekrar ayaklandım! Aylin aslım albümü yanına, elleriyle kesip biçtiği iyi dilekler dolu notlar!














Favorimi en sona sakladım. En yakın arkadaşlarımdan biri ortada hiçbir şey yokken, bir gün gel buluşalım dertleşelim kafa dağıtalım dedi. buluştuk dertleştik kafa dağıttık bolca abur cubur yedik. O ayrıldığı kız arkadaşından ben ailemden dert yandım. Sonra ortada hiçbir şey yokken bana bir hediye verdi. Bu nereden çıktı dediğimde,
'' sen her zaman benim yanımdasın, arkadaş grubumuzu çok önemsiyorum. Sen bizi mutlu etmek için hep çook şey yaptın sürprizler, planlar ama biz sana hiçbir şey yapmadık. Bu kolyeyi genel bir teşekkür olarak düşün kimsenin haberi yok sana bunu aldığımdan ama hepimiz adına aldım. Genel bir teşekkür ve iyi ki varsın hediyesi.. '' dedi!

hepsi ardarda sanki gerçekten çevremdeki insanlar nasıl mutsuz olduğumu fark etmiş gibi geldi.

Hala kırgınlıklar yok mu? Var.
Siz bana sorardınız hep ''onlar seni mutlu etmek için ne yapıyor'' derdiniz. Bir iki ay öncesine kadar emin değilim derdim. Ama şu an yine kendimi dünyanın en şansı insanları arasında görmekte bir sakınca bulmuyorum. yanii....
Onlar seni mutlu etmek için ne yapıyor? Çok şey..

bu kadar anlattım. Size değil, bakın ne kadar çok seviliyorum demek için değil kendime hatırlatmak için yazdım bu kadar. Bu ruh haline devam etmemek için.

Bu arada şükretmenin anlamını yeniden anlıyorum. Kendime de bolca hatırlatmaya çalışıyorum. Çevremde onca hastalık, talihsiz olaylar yüzünden kötü geçmiş sınavlar, hak ettiğini alamayan insanlar var ki.. Benim yaşadığım istediğim sıralamanın biraz altında almam ve böyle ilgi şımarıklıkları yapmam hiç hoş değil.

Biraz kafa dağıtalım..

Size bir şarkı önereyim. Frozen Soundtrack. Özellikle Do You Wanna Build a Snowman. Dilimden aklımdan hiç düşmüyor. Tabi önce filmi izleyin. yok böyle bir şekerlik! Evde odama girerken çalınana her kapıya ''Do you wanna build a snowmaaaaann'' diye cevap veriyorum.
Bir de elbette Let it go var!

Kafa dağıtmak için çok çizim yapar oldum. bu da yeni bir şey benim için. Yeni kalemler boyalar falan bile aldım.

Bir ara yaşadığımı belli etmek için gelip radyoyu yayınlayacağım. Çok eğlenceli bir radyo oldu ve arkadaşım sık sık ağzından adımı kaçırdı. Gerçek adımı merak edenler mutlaka dinlesin.

Yine çok şeker bir defter aldım. Geçen sene gibi. Edebiyat çalışırken gaza getirmesi için. Umarım işe yarar.

Annem üniversite hocası ne kadar arkadaşı, müşterisi varsa sırayla hafta sonları kahvaltıya çağırıyor. Beni gaza getirmeye çalışıyor galiba. Nasıl olcak bilmem. Geçen hafta ingilizce hocası getirmiş geçen sene çalımadan o kadar ingilizce yapmışsın eger bu sene bir iki hafta çalışıp girmek istersen ders veririm dedi. Bir bakmışsınız ben butun sene turev integral trigonometri ile kafayı yedıkten sonra ingilizceden tercih yapmışım falanasdf ne komik olur.

Odam hala ygs materyalleri dolu.  Hepsini seneye hazırlanacak kardeşimin odasına paslamak için güzel bir gün. Hem daha eve de gelmedi. Evet bir an önce kalkıp şu işi bitireyim.

Siz iyisiniz di mi?
Her ne kadar bloga bakmasam da yorumlarınız bana mail geliyor. Anında haberim olur her şeyden haberiniz olsun. Kimin niye bana ihtiyacı olsun onu da bilmiyorum ama asdfgh neyse işte

Bana şans dileyin dua edin!
Benim stresin asıl şimdi başlıyormuş gibi hissediyorum.
Bu sırada da kendinize iyi bakın.

Ne zaman yayınlayacağımı bilmediğim radyoda görüşürüz.