26 Temmuz 2013 Cuma

üniversite meselesi

başlığı böyle koyunca nereyi kazadığımı görmek için gelmiş olabilirsiniz. Üzgünüm. Tercih yapmadım ben. Sınavdan bir ay önce ''olmuyo ya seneye deneyeceğim..'' diye çalışmayı bıraktığım için tercih yapmayı yediremedim kendime. Yapabileceğimin en iyisiyle gitmiş olmayacaktım çünkü. Gidemez miydim? Giderdim ama Ankara hayallerimi bir kenara atmak ve bulunduğum şehirdeki üniversiteyi yazmalıydım.

buradan ilk senesinde hem okul hem dershane arasında çalışıp kazananları tebrik etmek istiyorum. Gerçekten ama gerçekten çok büyük başarı. Dikkatiniz zilyon defa dağılıyor. Çok iyi başladım ben geçen seneye ama sonra okul sınavları geldi, sonra günlerce hatta haftalarca kep fotoğrafları şamatası, sonra yıllık çalışmaları, sonra yine okul sınavları, sonra yorgunluk, sonra sınıfınla son senen olduğu için derslerinden kısıp kaçırmak istemediğin fırsatlar, sonra daha çok okul sınavı bir arada, sonra rapor alma çilesi... Helal gerçekten helal.

benden bu kadar.
ha bu arada ikinci veya üçüncü senesinde kazananları da tebrik ederim elbet. Üniversiteyi kazanmak her zaman önemli iki üç dört fark etmez. Hatta! Her defasında aynı stresle yüzleşebilenler ilk senesinde kazananlardan daha çok takdiri hak ediyor bence.

24 Temmuz 2013 Çarşamba

Hayaller


Salonun balkonunun baktığı sokakta tek bir ışık yanıyor. O da kapının yanındaki banka oturduğum tam üstüme parlıyor. Yoldaşım gibi benim için. Gerektiğinde ne yazdığımı görebilmem için lazım olan ışığı sağlıyor, bazen gecenin kör saatinde kitap okuyabilmem için orada, bazense odamda dört duvar arasında bunaldığımda, kendi düşüncelerimde boğulduğumda her zaman aydınlık yerler var olduğuna inanmam için orada.

Balkona çıkıp o rahatsız banka oturduğumda kendimi... kendimi özgür hissediyorum. Orada kurduğum hayaller sanki gerçek olmaya daha bir yakın, oradayken düşündüğüm insanlar yanı başımda sanki. O özendiğim büyük aile filmlerinden birinde hissediyorum kendimi. Başrol gibi hissediyorum. Senarist gibi hissediyorum. Yönetmen gibi... hayatım oradayken tamamen benim kontrolümde sanki...

Bazen orada oturup bir hikayeye başlıyorum ama sonra hayallerimin yazılı haline dönüyor. Bir bakıyorum içten içe yapmak istediği mesleğe, senaristliğe, sonunda sahip olmuş genç kız hayatının filmini çekiyor, bir bakıyorum üniversitedeki inek çirkin kız ve ona sürpriz bir şekilde aşık olmuş bay popülerin hikayesini yazıyorum. Hayallerim bile klişe.

Bazen sadece dua ediyorum orada. Ne olur ailem bir yarım saat daha gelmesin. Biraz daha kendi kendime kalmak istiyorum. Sonra sokağa giren arabalardan biri sonunda onların oluyor. Ama üzülmüyorum. Evlerine geri dönüyorlar çünkü. Eve dönecek bir aileye sahibim diyorum. Geç gelmeleri ne kadar hoşuma gitse de sonunda gelmeleri yetiyor bana. O an için. Onlar etrafımdayken de hayallerimi yaşatabilseydim keşke. Keşke ''olmaz, o şekilde mutlu olamazsın, hatta yapamazsın'' demek yerine bu kadar ön yargılı olmasalardı.

internette bir site var. gelecekten bir gün seçiyorsun ve mektup yazıyorsun. yazdığın mektup gelecekte belirttiğin gün gelecek. Bugün yazdım ve  Sadece üç cümle yazdım.

''Sevdiğin, aşık olduğun işi yapıyor olsan iyi olur. Hayallerini tek tek hatırlatmama gerek yok eminim aklındadır hala ve umarım aklında bir plan değil birer anı olmuştur artık. Umarım bir kaçını dahi olsa gerçekleştirmişsindir.''

Hayaller Summer, hayaller gerçek olabilir. Sadece inanman lazım. Ve kalbini gerçek olabilceğine, olacağına açman gerek.


22 Temmuz 2013 Pazartesi

Grey's Anatomy 9. sezon hakkında

selamlaaaarr
Ben bu diziye hastayım! House bittikten sonra benim tek avuntum oldu adeta. Hastanelere olan özlemimi gideriyor. Bu da bitince ne yaparım artık bilmiyorum. Sanırım doktorlara en baştan başlarımasdfgh
Öncelikle en en  en baştan bol bol SPOİLER uyarımı vereyim de sonra başlayayım sonra vay efendim ben daha izlememiştim, niye uyarmıyorsun sen bizi olmasın.



------spoiler---spoiiler----spoiler---

şurada bir itiraf edeyim sanırım ben Grey's anatomy'i izlemeye 5. sezondan falan başladım... ah vurmayın tamam. ya bu dizi öyle hikaye bütünlüğünde değilki. Ne bileyim ben diziyi foxlife da yada başka bir dijiturk kanalında gördüm gördükten sonrada o sezondan devam ettim. Napiyim geri dönmeye çok üşendimadsfgh

bu itiraftan sonra başlıyorum...
--Öncelikle her sezon finalinde birilerini öldürmelerinden bıktım! dizi tamam fenomen oldu ama bir kült yapım seviyesine ulaşmak istiyorsa diziyi izleten karakterleri yaşatmaya başlasalar iyi olur.
8. sezon finalinde uçak kazası oldu. (Başlarına gelmeyen tek felaket) Mark'ı (ki bu adamı çok severdim!) ve Lexie'yi (o kadar büyük bir fanı değildim ama Mark ona aşık diye severdim) öldürdüler. Birinin bacağı gitti, birinin eli bozuldu falan filan
 9. sezon finalinde de gittiler eski başhekimi, hastanenin temel taşını öldürdüler. dr. Richard Webber'ı. Ama ben  finalden bir önceki bölümün gidişatından bile anladım.. gerçekten içime doğdu. final bölümü başladı dedim bu sezonki kaybımızda Webber hayırlı uğurlu olsun... ve ağlaya ağlaya bölümü izledim.

--9. sezon 8. bölüm ise beni çok etkiledi. bölümde kısaca doktorların, stajerlerin hastaneyi nasıl bir tapınak
gibi gördükleriyle ilgili başlıyordu. önlük hışırtılarının, makine seslerinin nasıl onlara senfoni gibi geldiklerini anlatıyordu.
Sonra bölüm tüm doktorların acile gelmiş trafik kazasında yaralılarının üstünde kalp masajı yaparken, ameliyathaneye koşarken ki halleri geliyordu ve stajerler de yorgunluktan ölüyor halde ''onlarında geçmişte bizim gibi olduklarına inanamıyorum'' demeleriyle bitiyordu.
Ne biliyim ben bu bölümü çok sevdim. Sanırım o doktorların da stajyer olduğu zamanları bildiğim için. ahh ahh ben onların küçüklüklerini bilirim!asdfcgh


--Bailey'nin düğün günü Adele'in ameliyatına girmesi, gelinliğiyle beraber acilde dolanması çok.. ım.. ne bileyim duyguluydu. Kadının düğünü ya! Ama o gitti en yakın arkadaşının karısının ameliyatlarına girdi tüm gün. Adele'de öldü ama amaaann ne bileyim anlatamıyorum ama doktorluk gerçekten zor meslek azizim!

--Meredith'in hamileliliği de artık zorlamaydı sanki hikaye kalmamışda hamile kalamayan kadını hamile bırakalım demişler gibiydi ama çok sevindim! kadın o kadar uğraştı uğraştı sonunda gitti zenci bir bebek evlat edindi uğraşmadığı anda hamile kaldı! Bide bebeği karanlıkda doğurdu. İsmini Bailey koydular ama Richard'ın öldüğünü duyunca kesin bi ismi de Richard olur. Göbek adı falan. hıh buraya yazıyorum

--Yang ve Owen'ın arasındaki ilişkiye artık bir kesinlik verilsin isteyenler diye facebook grubu kurucam! emininm tüm Grey's Anatom izleyenleri katılcak. Yang'in ikide bir terk etmesinden, Owen'ın çocuk hayalleri asla gerçek olmayacağını bile bile Yang'e aşık olmasından, Yang'in garip gözlerinden çok sıkıldım! Hayır ya Yang'i hamile bıraksınlar gelecek sezon, yada kesin olarak (bak kesin olarak diyorum) ayırsınlar bunları. Buradan senaristlere sesleniyorummm! Üzmeyin benim Owen'ımıasdfg dizide aşık olduğum karakterler sırasında. sıralamanın diğer erkekleri Mark, Jackson Avery, Derek ve Alex Karev var.


--ve yazıyı yazarken öğrendiğim bir şey! şaşkınlıktan küçük dilimi yutucam şimdi! Alex Karev 40küsür yaşarında, evli (ona yakıştıramadığım bir kadınla), eski calvin klein modeli veeee hazır mısınız! Davullar lütfen! veeee 5 çocuğu var. evet beş!
4 kızı be bir oğlu var. oğlan en küçüğü. Oğlanı beklediler herhalde olmadıkça da yapmaya devam ettiler. google'da fotoğraflara da baktım ama artık kafamda o uslanmayan Karev değil aile babası Karev.
Adam boşu boşuna oynadığı dizide çocuk doktoru değilasdfbgh
oha değil mi sizce de yaa

Ben şoku üstümden atmaya çalışmak için kafam başka yerlere vermeye gidiyorum. gidip One Tree Hill'i bitireceğim iki üç bölüm kaldı. O da bittikten sonra cuma gününe uzuuuuun  ve duygusallı bir yazı gelecek. O dizi benim hayatımdı! fringe'in bittiğinin on katı üzülüyorum.
Bu da şarkımız
kendinize iyi bakın

2 Temmuz 2013 Salı

tatil postu #1

merhabalaaaarrr
bu tatilin şarkısına da merhabaa!
bugün tatilin... ımmm.. du bakiyim kaç gün olmuş cumartesi sabahı geldik bugün çarşamba... yok daha salı ve şu an otelde 4. gecemiz! Veee cumartesi gününe kadar yine buradayız.
günler birbirine karıştı. Sahilin hemen karşısındaki otelimizden sahile, sahilden havuza, havuzdan yatağa bir 4 gün geçirdik. Sanırım bu bizim bu tarz olan ilk tatilimizdi. Her şey dahil bir otelde kalmak yani. Biz hep bir haftalık yazlık kiralar kendimiz pişirip yemeği, o eve kalabalık gitmeyi everdik. Teyzeler kuzenler doluşmak..

tatil güzel. Henüz ne otelde ne sahilde bir yakışıklı alarmı durumuna geçemedim. Hep sarışın alman ve hepsi sevgilisi ile el ele.......

Ben uyuyamıyorum. annemle babam bir odada kardeşimle ben bir odadayız. Onlar saat 10 dedin mi yatmaya giderken biz kardeşimle biraz verandada oturup, tavla oynayıp, bir şeyler içip, odaya geç girdiğimizde yetmezmiş gibi evden ayrılmadan önce depoladığım filmleri eskitip öyle yatıyoruz bu da biri ikiyi buluyor. Sonra ertesi gün kabak gibi güneşin altında sahilde uyuklayıp kıpkırmızı oluyoruz tabi o ayrı.....
ama bu gün kardeşim yeni edindiği arkadaşına beni sattı. Yarın gidiyorlar ben biraz onlarla oturayım dedi ve gitti bende kaldım bilgisayarla tek başıma aklıma hemen blog geldi! Yazacağım yazacağım derken anca 4. gün geldim.

böyle işte. Bu kadar sevgili görmek azcık sinirime dokunmuyor değil. Bu kadar erken açıklanıp tatil moralimin içine eden LYS'de sinirime dokunuyor. seneye gireceğim. Daha fazla konuşmaya gerek yok sanırım istemiyorum da. Uzun zamandır bir sene daha denemek aklımdayken neden şu an bu kadar üzülüyorum onu da bilmiyorum elbet.

Öyle işte neşeli başlayan yazı lys ve dört bir yanımı sarmış sevgililer yüzünden bozuk moralle bitti. Kusura bakmayın. blog için fotoğraf çekmek yeni aklıma geldi çekiyorum bir kaç fotoğraf. Son tatil postum kesinlikle fotobloglar gibi bir post olacak. Kaldığımız yerden tarihi yerlere kadar.

Antalya Side'deyim ben bu arada!
Burası o kadar güzel ki seneye için aynı otelde yer ayırtsak mı lafı bile geçti bayıldık!
ben birazdan ojelerimi yenileyip bir duş alıp yatacağım.
(ben gitmeden şu otele bir yakışıklı gelse de.. ahh ahh sizde dua edin de gelsin! ehe)
kendinize iyi bakın.


Tanrım bu ne sıcak.