22 Aralık 2013 Pazar

Blogmas - 2 // Son Bir Film Maratonu

Merhabalaar!
Öncelikle giriş bölümüne önce geçen haftaki yazıyı kaçıran varsa diyerekten ufak bir hatırlatma koymak istiyorum. Hıh! şu da şöyle şurada dursun.. Blogmas - 1 sıcak çikolata kaşıkları


Yılbaşı diyince benim aklıma hemen kar, geyik, noel baba desenli neyim var neyim yok ise giymek geliyor. Giyinip süslendikten sonra ise odama kapanıp bir film maratonu günü yaparım ben her yıl. (evet film izlemek için özel giyiniyorum) O havayı hissetmek, film izlerken bile bir filmdeymiş gibi davranmak falan.. beni çok mutlu ediyor. Bu yazıda hem size neler izlediğimi söylerken hem film önerisi yapmış olmak istedim nasıl iyi yapmış mıyım?
Biliyorum çoğunuz yılbaşı yaklaşırken yada bu karlı günlerde benim kadar abartıp 4 film ardarda izlemeseniz de film izliyorsunuz. Bu havada başka ne yapılabilir ki.

Ben maratonum başlarken önce Romantik-Chirstmas-komedi etiketli olabildiğince çok filmi biriktirdim. Bu her yıl aralık ayının son haftalarında yaptığım bir şey. Film maratonu günü yani. Her ne kadar bu sene üçüncüsünü yapıyor olsam da... (daha festivalin birincisini yapıp geleneksel diyen kasaba halkı gibi hissediyorum) Bu maratonu yaparken gün içinde normal yiyecek neredeyse yemem. Kahvaltı yapıp başlarım ama sonra bisküvi, kahve, çay, kek, meyve, patlamış mısır. Ivır zıvır ne varsa bu maraton günümden önce hepsi stoklanmıştır zaten ehe
Ben de bu cumartesi bu maratonu yaptım.

Önce odamın perdelerini kapatıp odayı karanlık bir sinema salonuna çevirdim. Tek sorun bilgisayarım garantide olduğu için küçük bilgisayara kalmıştım. Ekranı küçüktü ama bana yetti.
Sonra yatağımın arkasındaki çok fazla karanlıkta ışığı odada bardakları devirmemek ve her yeri batırmamak için açtım. Ne çok ışık ne tamamen karanlık olu böylece. Sonra gidip tepsine ıvır zıvır ve çayımı doldurdum ve yukarıdaki görüntüyü elde ettim.

 Sonra ilk filmim The holiday'i açtım. Holiday Jude Law ve o sıcacık hikeyesi ile her sene ilk tercihim oluyor. Hatta her yılbaşı bu filmi izlemek benim geleneğim oldu gibi bir şey. O kadar tatlı bir hikayesi var ki.. İngiltere, Jude Law ve yılbaşı teması! en sevdiğim üçlü daha ne söyleyeyim ki!

İkinci filmim için biraz yılbaşı havasından uzaklaşayım dedim veee Percy Jackson Canavarlar Denizi'ni açtım. İlk filmi çok sevmiştim! Hatta kardeşim kitaplarını okurken tüm spoilerları almıştım ondan merak edip. O yüzden film azcık heyecansızdı ama benim için. Yine de severek izledim. Hatta her genç kız gibi ilk filmde Logan Lerman'a aşık olmuştum ama kısa sürdü. ( lakin Jude law aşkım hala devam ediyor ve asla bitmeyecek)


üçüncü film için yılbaşı havasına geri döndüm hatta çocukluğuma geri döndüm ve animasyon olarak Arthur Chirstmas'ı seçtim. Böyle filmlere aşığım! Hala çok büyük bir zevkle bu tarz filmler izleyebiliyorum. Çok güzeldi..

Dördüncü ve son olarak Music From Another Room, Jude Law filmleri ararken çok dikkatimi çekmişti. İyi ki çekmiş! Ama ne yazık ki filmi bitiremedim. İlk yarım saatinden sonra film maratonum bitti :(
ama haftaya hemen filmi bitireceğim. O yüzden spoiler yok arkadaşlar yorumlarda falan ehe ama mükemmel bir film gibi duruyor. Keşke Holiday yerine onu izleseymişim. Neyse artık..

ikinci blogmas film önerileri ile bitti. Haftaya yine hediyeler için minik bir fikir vereceğim.
ay ben bu gidişle kendimi durduramam ocak ayı boyunca blogmas blogmas diye saçmalarım gibi duruyor. Eh artık umarım beğenirsiniz. Ben daha çok film izleyeceğim bu hafta varsa sizin de vana yılbaşı temalı veya aşk filmi önerileriniz alırım valla ^.^

kendinize iyi bakın!



16 Aralık 2013 Pazartesi

Blogmas-1 // sıcak çikolata kaşıkları

Merhabalar!
Sözü fazla hatta hiç uzatmadan (summer'ın yayın tarihinde bir ilk....) lafa girme istiyorum bu sefer. Çünkü hem bu haftaki postun hazırlıklarıyla hem de bugün çok yoruldum. O yüzden bir an önce yazmak istiyorum.
o kadar özenerek ve o kadar zor şartlar altında hazırladım ki bu postu anlatamam(aslında anlatırım. Çikolataları yaparken iki kere elektrik gitti devam ettim, fotoğraf makinemin şarjı bitti devam ettim, şu an yazıyı yazıyorum saat biri geçiyor yarın erken kalkacağım ama ben yine de devam ediyorumm)
ahh ahh bu kadar özenmesem. Yaptıklarımın şirinliğinden içim gitmese bu kadar uğraşmazdım. Ama inanın çok uğraştım bu sefer..
(Bknz: Dayanamayıp giriş kısmını yine uzatan Summer)

Blogmas postlarını söz verdiğim gibi her pazartesi yapacağım. İlk Blogmas yazıma -sizlerinde isteği üzerine- tatlı minik bir şeyle başlamak istedim. Çikolata ileee! Bu hafta size soğuğa, moral bozukluğuna ve mideye iyi giden çok tatlı bir hediye önerisinde bulunacağım. Sıcak çikolata kaşıkları..

Burada yapacağımız minikleri bir fincan sıcak süt içine koyduğunuzda mis gibi sıcak çikolata oluyor.Ucunda kaşık olmasının sebebi bu.  Hediye ettiğimiz kişi bu kış gününde sıcak çikolata ile mutlu oluyor. O mutlu olunca siz de mutlu oluyorsunuz.  Ayy pek açıklayıcı bir giriş yapamadım o yüzden ben direk yapılışına giriyorum.
Hazır mıyııızz!?

önce malzemelerimiz..
İster sade, ister bitter çikolata. 
plastik kaşık.
ve yaptıklarımızı süslemek için aklınıza gelebilecek her şey. Ayrıca sıcak çikolatanızın içinde hoş olabileceğini düşündüğünüz şeyler de olabilir. Benim aklıma sonradan hindistan cevizi ve çikolata parçacıkları da gelmişti ama çoktan yapmıştım.


adım bir: Çikolatayı eritiyoruz.







adım iki: Erittiğimiz çikolatadan bir kaşık alıyoruz ve tüm o süsleme malzemelerimizle çikolata katılaşmadan üstüne koyuyoruz. Sonra direk ilk birkaç dakikalığıne buzluğa sonra da buzdolabının alt tarafına alabilirsiniz.






Burada bitiyor sanıyorsanız yanılıyorsunuz! Adım iki için bir yol daha var.Kaşığa görebildiğiniz gibi çok fazla çikolata girmiyor. Sonradan süte koyulduğunda az mı olur ki dedim ve aklıma yan taraftaki kek kalıplarının miniği geldi.. dedim bunlara çikolatayı doldursam üstüne de kaşığı koysam. Ve oldu!
kaşık çikolata sertleşince sapasağlam durdu üstünde..

bu aşamada fotoğraf çekemedim ama.. Çünkü çikolata öyle çabuk katılaşıyordu ki ışık hızında hareket etmem gerekiyordu.

çikolatayı kaba koydum üstüne kaşığı batırdım süslerini serpiştirdim hooop buzdolabına

ama kısaca yandaki minik tatlı şekilleri aldılar. Başta emin değildim ama çok güzel göründüklerinde inanın arkadaşlarıma hediye vermeye kıyamayacakmışım gibi geldi bir an.




Son olarak size nasıl hediye paketi yapabileceğiniz içinde bir fikir vermek istiyorum.
Madem hediye yapıyorsun süsle püsle Summer dedim kendi kendime. Önce çikolataların kirlenmemeleri ve taşınmaları için poşet, paket tarzı bir şey gerekiyordu. Bende aldım buzdolabı poşetini üstüne evdeki kardan adam desenli peçetelerdeki kardan adam figürünü kesip yapıştırdım. Yanına da mutlu yıllar, Sıcak içiniz gibi küçük küçük notlar yazdım.

*
*


veeee dı rı rı rımmmm!
Bu süper ötesi minik, düşünceli, el yapımı denebilecek, şahane hediyeler ortaya çıktı!

*

Umarım beğenmişsinizdir ortaya çıkanları.
Umarım yaparsınız yaparken de benim gibi mutlu olursunuz.
Umarım yaptığınız kişilerde mutlu olur.

Haftaya pazartesi görüşürüzzzz!




12 Aralık 2013 Perşembe

Blogmas duyuruları

hellooo!
(bu ara arkadaşlarıma attığım mesajlara hep böyle başlıyorum buraya da böyle başlayayım dedim ehe)

nasılsınız? Benim minik bir kaç duyurum var. Öncelikle nedir bu 'Blogmas' diyebilirsiniz. Eh itiraf ediyorum ingiliz youtuber'ların vlogmas başlıklarından çarptım. Biliyorum chirstmas olarak kutlamıyoruz biz bu zamanları ama türkçe olan yeni yıl kelimelerini de böyle güzel uyduramadım hiç.
Bu arada düğmeleri düşmek üzere olan montumun düğmelerini kim sağlamlaştırır? Bu kış yapabilsem bari. Fotoğrafın geçen hafta cumartesi çekildiğine inanır mısınız? ımmm HERNEYSE (Summer yine gereksiz detaylara daldı....)

diyeceğim o dur ki yeni yıla kadar sadece BLOGMAS adı altında yazılar hazırlayacağım. Peki ne mi olacak bu yazılarda? Şöyle söyleyeyim..
-arkadaşlarınıza el yapımı hediye örnekleri
-yılbaşı kartları
-çok özel ve basit çikolatalı bir tatlı (elbet yine hediyelik)
-birkaç özel bol fotoğraflı içimden gelen her şey ile dolu yeni yıl yazıları
-yeni yıl umutları başlıklı bir yazı..
-geçtiğimiz yılın benim için fotoğraflarla bir özeti (bunu yapmak için can atıyorum!)
-yeni yıla yeni müzikler ve filmler ile girmek isteyenler için film müzik önerileri. Kim istemez ki o eski duygu anı yüklü şarkları bırakıp yeni şarkılarla yeni bir yıla girmeyi. Ruhumuzda da yeni bir sayfa açmayı ve o eski şarkıları bir daha hiç dinlememeyi! (tamam yılda iki bir iki kez dinleyebiliriz ama çok değil..)
gibi gibi gibi... (aslında düşünebildiğim şeyler bu kadardı..)

benim planım her pazartesi önümüzdeki bir ay boyunca bunlardan dördünü yapmak. Bugün neler yapabilirim diye araştırrıken seçeneklerimi çoğaltınca heyecandan duyuru yazısı yazmaya geldim ehe

Eğer ilk önce veya kesinlikle yapmamı istediğiniz bir başlık türü varsa yorumlarda belirtin. Çünkü bu fikirlerden sadece 3 ayda 4 tanesi gerçekleşecek.

yok Summer biz fikirleri beğenmedik bence şöyle bir şey yap diyerek öneriniz var ise onları da duymaya hazırım. Hatta yapmaya bile hazırım.

o değilde bu yukarıdaki maddeleri azaltmak için bana şunu şunu.. yapacağın yazıyı merakla bekliyorum diye yorum yazarsanız öyle sevaba girersiniz ki. Şunun şurasında pazartesiye ne kaldı? Benim için hepsi daha fikir seçemedim bile hangisi ile başlasam diye..

ÇOK HEYECANLIYIM BU YAZILAR İÇİNNNN!
YAŞASINNN!

AY AY! UNUTUYORDUM NEREDEYSE!
YENİ BLOG BAŞLIĞIM NASIL? ÖYLE EĞLENDİM Kİ YAPARKEN.  BİRAZDAN İÇERİ GİDİP YILBAŞI AĞACI SÜSLEYECEĞİM NEREDEYSE ÖYLE HEYECANLANDIM TÜM BUNLAR İÇİN.

EE NE DİYORSUNUZ BAKAL- ups. capslock açık kalmış ehe
bağırmıyordum yanlış anlamayın sakın..
ee  ne diyorsunuz bakalım bu duyurulara yapabilirsem çok güzel olmaz mı yaa

25 Kasım 2013 Pazartesi

radyomsu bir şey denemesi part 1

bu sefer açıklama okumak yok dinlemek var gençler.
ama ufaktan çıtlatayım şurada bana sorduğunuz soruların cevapları ile birlikte ayrıyeten konuşma nereye gittiyse bir iki bir şey anlattım. Yarım saatlik minik (MİNİK?) bir ses kaydı. Canlı olmadığı için radyomsu bir şey koydum adını. İsim çalışmalarım hala sürüyor (ama içimden bir ses adı böyle kalacak diyor)
umarım dayanabilirsiniz. 
şimdiden teşekkürleerr!

Seni dinlemek istemiyoruz bana sadece arka plandaki şarkıları ver diyen olursa kabulümdür.
Sizi direk aile salonuna alabilirim eheh






-NOTLAR-

Liss'in sorduğu soruların olduğu site Burası
*

anlatırken bahsettiğim odamın kitap alıntıları köşesi
*

belki merak eden olursa diye arka planda çalan ilk 6 şarkı Safe Heaven filmi saundtrack albümünden:
Go your own way -
We both know
Say anything
Keep your head up
Summer child
moonshine
My baby's got to pay the rant

7. şarkı: Train - Drops up a jupiter

hattaa! isterseniz konuşmasız sadece bir playlist halini bile ekledim sadece müzikleri dinlemek isteyen olursa diye.
Buyrunuz efendim..

*
bunu hazırlamamın zaman çizgisi şöyle:
ilk 45 dakika konuş ama bilgisayarın kaydetmesin
sonraki 10 dakika bunu sindirmeye çalış
bir 10 dakika da 45 dakikalık kaydını geri getirmeye çalış
sonra bir yarım saat tekrar konuş
konuşmalardaki gereksiz kısımları atarak alta bir playlist ekleme çalışmaları için de bir yarım saat
etti mi sana 3 saatten fazla.... aşağıda sesleri düzenlediğim programın ekran görüntüsü var. İnanın profesyoneller gibi uğraştım.

bir yıl sonra gelen edit: bu arada radyonun son bır ıkı dakıkası bloopers gibi saçma sapan komik bir şey olması gerekiyordu ama o etkiyi vermemiş sadece salak gibi duyulmuşumsdfghj video olsaydı daha etkili olurdu




20 Kasım 2013 Çarşamba

kalan %10'luk şarj ile kafa ütülemece

Selamlaaarr!

Hıphızlı bol imla hatalı minik bir yazı yazacağım. Şarjım şu an son %20lik kısmında saat bire geliyor...

Aslında ben bilgisayarı aldığımda şarj %100'dü şimdi de kardeşimin odasından şarjı almaya üşeniyorum ve onu uyandırmaktan korkuyorum ama ah o youtube yok mu! Bir girdim şimdi çıktım resmen! Gelsin komik videolar, gitsin ingiliz vloggerlar.. Onları yani ingilizleri böyle izledikçe video yapma işine o kadar özeniyorum ki anlatamam.

Ben de video yapamıyorum ama bir önceki postta sizden istediğim soruların cevaplarını yazarak değil de değişik bir şekilde vereceğim. O soruların cevapları da bu hafta sonu geliyooorr! şimdilik 3 tane oldular ama siz de sormak isterseniz hiç çekinmeyin. (ingilizler de videolarında bana soru sormak isterseniz aşağıya yorum bırakın diyor ama bu onlarda daha cool duruyor gibi ben durmadan o ask fm linki paylaşan manyaklardan gibi görünmek istemiyorum. Sonuçta burada blogda ben kendimi anlatıyorum ve insanların başka soruları önerileri olabilir bence? Dışarıdan çok kötü durmuyor değil mi durum ehe neyse parantez fazla uzadı )

her neyse %5'ini silmişiz şarjın. Son ana sıkıştırmadım aslında yazmayacaktım kendimi bir saat boyunca ''hayır Summer yazı yazma böyle aniden yazılmış yazılar hiç iyi olmuyor'' diyerek oyalıyordum.

Amaaa geldim ve burdayımm! Dayanamadım tabi ki!

Royals şarkısını söyleyen kız 16 yaşındaymışşşş!!! Çok şaşırdım.

Doctor Who 50. yıl özel bölümü için kimler geri sayımda parmakları göreyim bakalım!? ah günler geçmiyor....

Bugün Eric Hutchinson'un Oh! şarkısını dinlerken adamın yüzünü hiç görmediğimi fark ettim. Bu sanırım benim için bir ilk. Bu gün gizem perdesini kaldırıp baktım şarkıları gibi kendi de çok tatlıymış!

Dershane çok sıkıcı gidiyor ve o kadar uzun zamandır sinemaya gitmedim ki...

youtube'da 'the tallest man on earth' diye birini keşfettim. Şarkılarından çok adı ilgimi çekti.

Cake mania oyununu oynuyorum. Çok eskiden oynardım formumu kaybetmemişim çok iyi gidiyor oyun çok eğlenceli!


şu sıra bruno mars'a dönüş yaptım durmadan locked out of heaven'ı dinliyorum.

eğer yazıyı yayınlamazsam bilgisayar kapanacak.

İmla hataları, aniliği, her telden çalması ile bu yazıyı kabullenin aranıza alın sevin onu anne baba şefka-..... nereye gidiyorum ben bu cümleyle?



kendinize iyi bakın!

6 Kasım 2013 Çarşamba

Bir ricam olacak sizlerden

İki gündür blogu açıp yarım saat boyunca saf saf bilgisayara bakmak süretiyle saatler geçiriyorum ve aklıma hiçbir şey gelmiyor. Taslaklardan yayınlamak istedim ama yazıları düzenlemeye üşendim. Sıfırdan yazı yazmak çok daha kolay galiba.

İşte sonra hemen youtube yardımıma yetişti. Nasıl yani youtube ne alaka?, diyecek olursanız söyleyeyim. Orada komik videolar yapan insanlar var. Her hafta video yayınlıyor çoğu ve materyalleri kalmadığı zaman ayda yılda bir de ''siz sorun ben söyleyeyim videoları'' yapıyorlar.
Ben de düşündüm ki ''siz sorun ben yanıtlayayım yazısı'' yazayım.
Nasıl iyi yapmış mıyım?
Bu hani ask fm tarzı bir ''hadi soru sorun canım çok sıkıldı!'' şeysi değil hani uzuuuun uzuuun anlatabileceğim şeyler olabilir, komik sorular olabilir, benim bir şeyi nasıl yaptığım olabilir.. Aklınıza ne gelirse benimle ilgili merak ettiğiniz veya sadece sormanın komik geldiği şeyler bile olabilir. Fotoğraflarla bile cevaplarım sorularınızı. Hani mesela çalışma masan nasıl gibisinden soruları fotoğraflarlar cevaplayabilirim de.
Kendi kendime cevaplayabilirdim ama kimlerin soracağını veya ne soracağını merak da etmedim değil. Güzel blogger arkadaşlıkları edindim diye düşünüyorum çünkü :)

Örnek sorular:
İlkler ( ilk aşkın, ilk kitabın, ilk yazın, ilk buluşman nasıl geçmişti falan filan)
En utanç verici hikayen?
En büyük korkun?
Çocukken dinlediğin, izlediğin şeyler neler?
Tekrar tekrar izlediğini-dinlediğini itiraf etmeye utandığın film, dizi, müzik?
Geçen youtube'da şöyle bir soru duymuştum
'' bacakların kadar uzun parmakların mı olsun istersin yoksa parmakların kadar kısa bacakların mı?
Veya
Balık kafası insan ayakları mı yoksa insan kafası ama balık kuyruğun mu olsun isterdin?''
Böyle garip şeyler de var elbet :D

Şimdi siz deseniz ''E Summer hiçkimse soru sormazsa ne yapacaksın? Rezil olmak bir yana kendin sorup kendin mi cevaplayacaksın?''
Ahahahaha
Evet.
Çok hoş bi site buldum tüm bu sorular orada var. Bir şeyler anlatmış olmak adına seçip seçip cevaplarım artık :(

Ama bence beni düşünen birkaç kişi olsun vardır orada. Biliyorum vardır ya. İki soru bile olsa ben onları öyle bir cevaplarım ki 'her şey büyük bir patlama ile başladı...' diyerek big bang'den başlayabilirim eheh

Bekliyorum yorumlarınızı/sorularınızı efendim!

19 Ekim 2013 Cumartesi

En Yakın Arkadaşa Sürprizler

merhabalaaaaarr
Ben geçenlerde böyle çok güzel bir şey yaptım arkadaşıma. Daha doğrusu en yakın arkadaşıma. Belki çok güzel bir şey yaptım demek pek mütevazı olmadı ama çok hoş oldu yaa. İnanın bana yapılmış gibi heyecanlandım, sevindim falan böyle saf saf. Belki size de değişik fikirler verir hediyeleriniz için dedim. Arkadaşıma vermeden önce bol bol fotoğraf çektim.

Tema ne biliyor musunuz? Tema hasta olan arkadaşıma havuçlu, tarçınlı kek yapmaktı. Oradan oraya derken iki üç saatte çok şeker şeyler hazırladım. İnanın daha öncesinde hiç düşünmemiştim.  Önce dershaneden eve koşup hemen keki fırına koymaya çalıştım. Kek de bir kabarmadı bir kabarmadı. Çok üzüldüm allahtan tadı çok hoştu.

İşte kekim! Renkli peçeteyi altına koydum etrafına da kurdele doladım o kadar orijnal oldu ki kabı hazır alınmış gibi. Hatta bir erkek için fazla hanım hanımcık oldu. Eminim bunu bir kıza yapsam o kutuyu da saklardı ama ona sorduğumda bilmem annem atmıştır herhalde dedi. Ama yargılamıyorum plastik kutuydu sonuçta ehe


Sonra fırında kek pişerken aldığım tüm o hazır çayları dedim daha değişik bir şekilde vermeli. Süslemeli püslemeli. Hemen aklıma onun içinde bir şey geldi. Hazır çayın kutusunun dışını onun sevdiği renklerle kapladım.


Sonra da aldığım tüm çaylar için bir kullanma kılavuzu yazdım gibi bir şey yazdımmmm. Kekin üstünde manevi durumlar (mesela arkadaşın hasta ve sen onunla ilgilendiğini belirtmek istiyorsun) için acil durum keki yazıyordu ya bu kutuya da ''fiziksel olaylarda acil durum kutusu (nezle grip vb..)'' yazdım
*ıhlamurlar soğuk algınlığı için
*zencefil-limon çayları boğaz ağrısı +soğuk algınlığı için
*meyve çayları keyfi- yazarın önerisi: ders çalışırken içiniz


en son poşetin üstüne ''uslu bir kardeş ol ve kardeşinle keki paylaş'' yazdım. İlkokula giden bir kardeşi var. İkisi de hasta ya birer ıhlamur yapıp yemişler kekleri yaa çok sevindim.

Arkadaşımın annesi nasıl uğraşmış bu kadar demiş, sevgilisine göstermiş hepsini, sevgilisinin arkadaşı ''hemen börek açıyoruz altında kalamazsın bunun!'' demiş bana söylediğinde çok güldüm.

Ama yaptıklarımı verdiğim zaman arkadaşım sevgilim bile yapmadı bana böyle güzel bir şey demişti. Bende ona ''ee ben neredeyse 6 yıldır senin hayatındayım. Biraz biraz farkımız olsun. Sevgilinle bir sene olmadı. Merak etme o da düşünür böyle şeyler ileride'' dedim. E yani doğruya doğru şimdi ehe


Son olarak da böyle özel şeyleri gerçekten hak eden insanlara yapın.

ben geçen senelerde bir arkadaşıma yaptığım özel şeyler için şu an gerçekten çok pişmanım. Hak etmiyordu. Ve bırakın durup dururken düşülmüş şeyleri bana 5 senelik arkadaşlığımız boyunca doğum günümde bir kere olsun hediye almamıştı. İçinize oturuyor ciddiyim hak eden insanlar için uğraşın.

11 Ekim 2013 Cuma

Summer Mutfakta vol*2

Merhabalaaar!
Şöyle söyleyeyim ekmek almamak için, evden çıkmamak için, akşam yemeğinde salatayı yapmamak için... vb durumlarda kırk takla atan Summer öğlen eve gelip bayılacak kadar aç olmasında rağmen canı çektiği için kendine mücver yaptı. Evet cidden bayılacak gibi açtım. Ama söz konusu sadece kendime yemek hazırlamak olunca kendimi şef sanıp mutfağa girip saatler harcıyorum (bakınız mezuna kaldığı için ders çalışmaktan başka işi olmayan giderek Summer'ın ev kızı olması..)

Bir de bir tane mücver tipi yetmedi kabaklının yanında patatesli de yaptım!

Bu kadar değil vurucu darbe geliyooor!  Tam son mücverleri tavaya atmıştım kiiii canım hepsinin yanında meyve suyu istedi. Kuru kuru gitmez şimdi bunlar diye düşündüm ve evet açlıktan bayılacak gibi değil bayılmış halde meyve suyu almaya bakkala gittim......

Allahtan evde kimse yoktu. Kendin için hiç üşenmiyorsun bi ekmek alda gel diye koz yapardı annem kardeşim bunu..

elbette ölçü falan bilmediğim için buranın tarifine uygun yaptım gayette güzel oldu.





29 Eylül 2013 Pazar

Odanızı neşelendirmek için bir öneri #diy

Merhabalaar! Bol fotoğraflı yazılar yazmaya başladım evet. Umarım sıkılmadınız. ( Burada yeni fotoğraf makinesi almış Summer içinde kalmış tüm fotoğraflı postları yapmaya başlayacağını söylemeye çalışıyor.)

Gördüğünüz fotoğraflar odamda boş bulduğum duvara bir şeyler yapma çalışmamın ilki. Daha bir sürü var ama bunu ilk yaptım. 

nasıl yaptın sorusunu soracak olursanız şöyle..
Kapının en üstü hizasında 4 tane çivi çakıp uçlarına birer ip astım. İpin dikkat çekmesi için kalın bir ip seçtim. Sonra da tüm kartlarımı,yazılarımı arkadan ipe bantladım ve ta ta!

Fotoğraf gibi görünüyor ama onlar benim kartpostallarım. Postcrossing ile dünyanın dört bir yanından bana gelen onlarca kartpostaldan en sevdiklerim. Kartpostallarım öylece kutuda çürüyordu görüp görüp mutlu olacağım bir şey yapmak istedim ve ortaya bu çıktı. 
Dört ipe de kartpostal yerleştirecektim ki baktım çok kalabalık görünüyor ortadaki iki ipe en sevdiğim kitap sözlerini yazdım. Sonra baktım böylede ortada iki ip çok renksiz oldu o ingilizce renkli kartları boyadım. ''If not now then when?'' ''Dare to dream'' gibi laflar..

*En solda balıklı kartpostalı Cessie'nin çok sevdiğini bir postundan hatırlıyorum.
*Onun altındaki Side kartpostalını tatilden kendi evime atmıştım! Eve geldiğimde kartpostal kutuda bekliyordu beni. Çok sevinmiştim.
*Sonraaaa o en sağdaki kedili kartpostal var ya? hıh işte o benim en en en ilk kartpostalım.
*Ve en sağın altlarında bir köprü kartpostalı var ya. Bilin bakalım o kimden? Ehehe Luna'dan tabi kiiiii! Londra'dan gelen ilk ve en özel en güzel kartpostalım. 

Umarım beğenirsiniz ve size de odanıza değişik bir şeyler yapmak için fikir verir.
yaptığım bir kaç şey daha var odamda sırayla onları da anlatacağım.
kendinize iyi bakın!
until next time!





                                                      


                             





veee kapanışı en özel kartımla yapıyoruummm!!



26 Eylül 2013 Perşembe

Fotoğraflı Günlük vol*1

Böyle günün içinden birkaç fotoğrafla fotoğraflı günlükler yapacağım artık. Devamı geleceği için vol.1 dedim. bakalım düşündüğüm kadar güzel olacak mı. Günlük dedim ama günlük değil yanlış anlamayın. Yani bir gün değil. Öyle bir haftalık falan bende olup biten şeyler, genelde de twitter'da paylaştıklarım olacak gibi. Hadi başlayalım..


                                En yakın arkadaşımla koca bir yaz mesajlaşmalar dışında görüşememenin ardından uğursuzluğu bozup bir haftada 3 kere dışarı çıktık. İki miydi yoksa? Amaan işte cılkını çıkardık oturup birer çay içmenin. Ve bu beni çoook mutlu etti! Yazları sevmeme nedenime bir tane daha eklendi. En yakın arkadaşlarınla bile arana çok fazla şey girebiliyor. 
                                Fotoğrafta beni kafede bir başıma bırakıp sigara almaya gittiğinde sıkılmam sonucu ortaya çıktı. Dakika tut iki dakika sonra buradayım dedi. Tam ben fotoğrafı çekiyordum arkamda belirdi. Ben koşmuş baya diye düşünürken meğer karşıdaki büfeye gitmiş.
                                Bir tabak nugget patates kızartması falan yedim. Yedik daha doğrusu. Ben her şeyi parça parça dilimledim soslara batıra batıra elimizle ikinci bir çatal servisi istemeden yedik. Yemeklerimi paylaşabildiğim arkadaşlarım benim için daha özel. Karşımda soğuk biri olsa nezaketen bir iki patates alıp yiyemediğim her şeyin (yani tabağın yarısının) çöpe gitmesine izin verirdi.
                                Bazıları bırak garson yapsın diyor ama ben bitince önümdekileri toplamadan rahat edemiyorum ne yapayım yani.
                               Sigara almaya giderken telefonunu cebine atıyordu o an içimden ''Sanki karıştıracağım! Zaten hakkında bilmediğim bir şey yok ki!'' dedim bunu yüzümden mi anladı noldu bilmiyorum bana bakıp masaya geri bıraktı. En başta almaya çalışmasa daha mutlu olurdum ama erkek işte jeton sonradan düşüyor.

***

Geçen gün oyuncak kutumu karıştırırken bu bıcırları buldum ve ''Neden o dolapta çürüyorsunuz siz!'' diyerek aynamın üstüne dizdim hepsini. Çok şeker oldular!

***

Çok sevgili ananem minik bir ameliyat geçirdiği için yaklaşık bir aydır bizde kalıyordu. Harcamam yok nasıl olsa burada diye bize yüksek miktarda harçlıklar vermesi dışında anneme para vermiş ve şu kızın istediği etamin şeylerini buradan al demiş! Yerim yaa! Tabi bırak kitap ayraçlarını yastık kılıflarını, doğru düzgün bi seccade falan yap diyor ama bu renkli kumaşlarla ilgili çok güzle planlarım vaar! hehe

***

                Bu arada geçenlerde ders çalışırken canım sıkıldı daha önce internette gördüğüm minik bir şeyi yapmaya karar verdim. Kafa dağıtmak için aşağı yukarı yarım saatimi falan aldı. Bazen dizi, film, müzik değilde böyle uğraşlar daha iyi geliyor. Hem masadan kalkmıyorsun böylece derse geri oturması da daha zor olmuyor.
               Burada gördüğünüz tavşan desenli minik bir not defteri. Minik hatırlatma şeylerini için, birinin önerdiği şarkıyı filmi not etmelik veya dershane ile ilgili hatırlamam gereken tarihleri yazmak için dershaneye çantamda taşıyabilirim diye düşünüyorum. Çok şeker oldu!

Benden bu kadar. Kendinize iyi bakın.
Until next time!

10 Eylül 2013 Salı

etamin maceram (elimde kaldığı kadarıyla)

etamin işliyoruuum! Fotoğraflarda da gördüğünüz üzere... Aslında bunlar elimde kalanlar. Çünkü çok fazla yaptım bugs bunny'den Steve'ye, Fırat'tan snoppy'ye Tardis'e kadar...  O kadar çok figür işlerim ama hepsi şuan çok sevdiğim arkadaşlarımın kitaplarının aralarını süslüyor. Kendime yapacağım zaman hiç heves edemedim. Kitap ayracı olarak kullanmayacağımı bildiğim için. Orada burada süründüremeyecek kadar çok seviyorum hepsini ehe. O kadar uğraşıyorum sonra kullanmaya kıyamayıp kutuda saklıyorum. Kendime yapmaya hiç niyetlenmedim, bu yüzden elimde kalanlar yazıyor başlıkta. Altta gördükleriniz beğenmediğim için arkadaşlarıma vermediklerim. Onlardan da yaptıklarımın fotoğraflarını isteyeceğim ama aklıma koydum. Şimdilik bunlar var elimde. Ben de sizlere bir haber vereyim dedim ehe

kitap ayraçlarından bıktım şimdi çok çok daha güzel ve yastık kılıfı olabilecek bir şey işliyorum. Beatles ile alakalı ve çok daha büyük ve hoş bir şey. Yüzlerce etamin örneği fotoğrafı ile doldu bilgisayarım! Hangisini yapsam diye beğenemediğim için başlayamadım bir türlü. neyse bakalım siz bunlara ne diyeceksiniiizzz!

İlk fotoğraf en ilk en en ilk yaptığım ayraç. Biraz facia..


ikincisinde figür işlemeye başladım ama boyutu ayarlayamadım.
O yüzden elimde tutuyorum.


Bu tamamen kopya. İnternette gördüğüm ayracın aynısı düğmelerine kadar..
ama kendime sakladığım en şeker etamin bu


bunu işlemekten de gına geldi. Çarpı işareti ile yapmıyordum ben işleri. İlk kez yüzlerce çarpı yaptım ama gına geldi! Kaset olması gerekiyordu ama benzemeyince hevesimde kaçtı. O yüzden ne zaman biter bilemiyorum ehe



1 Eylül 2013 Pazar

Merhabalar

Şahsen artık okunmayı önemsemiyorum. Ops! Durun durun siz bloggerlar tarafından değil elbet! Hani gerçek hayatımdan insanların blogu bulmasından korkmuyorum diyecektim. Korkmuyorumda.. Bu yüzden bir çeşit düzenleme yaptım..

İkinci blogum bildiğiniz ya da bilmediğiniz gibi burası.. Artık burada müziklerimi paylaşacağım. Temasını, başlığını, stilini değiştirdim yüzüne bakılır bir hale getirdim de denebilir. ehe Çok bakımsız kalmış üvey evlat gibisadfg

Tumblr ise burası.. Tumblr insanı değilim pek ben. Orası kafa dağıtmak için arada girdiğim bir yer hani likeları, takipçiyi, oradaki muhabbetleri önemsemiyorum.

Twitter ise burası.. Zaten beni twitter'da var eden de hep blogger arkadaşlarım. İnanın öyle. Benim gerçek hayattan 3 arkadaşım var orada, gerisi tamamen bloggerlar. Takip ettiklerim de genelde bloggerlar. Bende düşündüm madem blogger arkadaşlarımla takılıyorum orada neden tüm url'leri düzenlemiyorum. Artık tüm url'ler aynı..

kardeşimle su altı çalışması. Nefesi tutmayı akıl edemiyoruz :(
tüm bunların yanında kendimden bahsetmeyi özledim burada. Yok dizi, yok tatil, yok üniversite sınavı bende ne var ne yok anlattım mı? Anlatmadım. Belki de şu sıra kendimi çok fazla anlatmadığım için bende bu ''Amaaaann kim okursa okusun blogu'' havası var. Her neyse

Matematik dersim başladı. Ufaktan test çözüyorum. Dershane ekim'de başlıyor. Kapı komşumla 6 senedir aynı sınıfdaydık, okul bitti dershanelerde aynı.. Beni kapıda beklemekten kurtulamadı.

Ders, test falan bir kenara bırakacak olursak ananem kalp ameliyatı oldu. Böyle söyleyince çok büyük olay gibi oldu ama ananem sapasağlam maşallah. Bizde kalıyor. Bizde kalınca tüm geçmiş olsun ziyaretçileri de bize toplaşıyor. Ev kalabalık. Matematik ödevimi bile bitiremedim bir haftadır. Allahtan matematik hocam tatile gittiasdfg

bir yandan yazı yazıp diğer yandan beş dakikada bir misafire çay servisi yapmak, ananem mutfağı dağınık sevmiyo diye toplamaya girişmemesi için benim en önden tüm işleri halletmem gerekiyor. Yazıyı yazmaya öğlen birde başladım saat beş oldu şuraya anca gelebildim düşünün. Zaten annemde sabah İstanbul'a gitti kardeşimle yok yarın akşama kadar. Bi de velet (kardeşim) akşam beşiktaş maçına gidecek iyi mi? Gitmişken olabilir diyo. Bak hele. Tüm evin işi bende iki gün. Yandık.

Biraz fazla hamarat gösterdim kendimi ama inanın ben canı toplamak istemediği zaman odası savaş alanı halindeyken haftalarca yaşayabilen bir canlıyımasdgfsd. Hep böyle değilim yani. Mecburiyetten.

Yahu şu arkadaşlarımın bir sosyal medyaya girince isim soyad ile arkadaşlarını araması ve beni eklemesine sinir oluyorum. Google + bunlardan biri. Hayır hayrı mı kaldı oranın? Sanki orada çevrene ekleyince bir şey olacak. İstemiyorum yahu! Benimle tek iletişimi kantinde selamlaşmak olan(lise de bitti artık) arkadaşlarımın beni orda burda ekleyip fotoğraflarını beğendirmelerini istemiyorum! Çok mu ayıp ediyorum?

Blog okumak iyi geldi bugün baya da yorum yaptım. Özlemişim.

Allahını seven bana Amerika'dan bir Smashbook defteri ile birkaç set getirsin. Nolur ya! Yok işte Türkiye'de.. Scrapbook adı altında birkaç şey buldum ama ben bunu istiyorum! :( Hadi dedim yok bulamayacağım bunları çakmasını ben yapayım. Bu kadar olmasa da olur. Yok arkadaş uygun bir çizgisiz, güzel, kalın yapraklı bir defter bulamadım! Kırtasiyelerin altını üstüne getirmeme rağmen.

Acaba annem istanbul'dayken bi Diana F+ alıp gelir mi ki? Amaann istenmez ki şimdi o da. Annem hastanede teyzeme yardımcı olmak için gitti. Neyse bi şansımı denerim bir daha ki arayışımda.

Alaaahh! ananem mutfağa girdi benim gitmem lazım arkadaşlar. Uzun zaman sonra sonuna kadar okuduysanız teşekkürler valla. Kendinize iyi bakın. Artık şarkı vermiyorum. Şarkılar için diğer bloga alayım sizi.

until next time!

26 Temmuz 2013 Cuma

üniversite meselesi

başlığı böyle koyunca nereyi kazadığımı görmek için gelmiş olabilirsiniz. Üzgünüm. Tercih yapmadım ben. Sınavdan bir ay önce ''olmuyo ya seneye deneyeceğim..'' diye çalışmayı bıraktığım için tercih yapmayı yediremedim kendime. Yapabileceğimin en iyisiyle gitmiş olmayacaktım çünkü. Gidemez miydim? Giderdim ama Ankara hayallerimi bir kenara atmak ve bulunduğum şehirdeki üniversiteyi yazmalıydım.

buradan ilk senesinde hem okul hem dershane arasında çalışıp kazananları tebrik etmek istiyorum. Gerçekten ama gerçekten çok büyük başarı. Dikkatiniz zilyon defa dağılıyor. Çok iyi başladım ben geçen seneye ama sonra okul sınavları geldi, sonra günlerce hatta haftalarca kep fotoğrafları şamatası, sonra yıllık çalışmaları, sonra yine okul sınavları, sonra yorgunluk, sonra sınıfınla son senen olduğu için derslerinden kısıp kaçırmak istemediğin fırsatlar, sonra daha çok okul sınavı bir arada, sonra rapor alma çilesi... Helal gerçekten helal.

benden bu kadar.
ha bu arada ikinci veya üçüncü senesinde kazananları da tebrik ederim elbet. Üniversiteyi kazanmak her zaman önemli iki üç dört fark etmez. Hatta! Her defasında aynı stresle yüzleşebilenler ilk senesinde kazananlardan daha çok takdiri hak ediyor bence.

24 Temmuz 2013 Çarşamba

Hayaller


Salonun balkonunun baktığı sokakta tek bir ışık yanıyor. O da kapının yanındaki banka oturduğum tam üstüme parlıyor. Yoldaşım gibi benim için. Gerektiğinde ne yazdığımı görebilmem için lazım olan ışığı sağlıyor, bazen gecenin kör saatinde kitap okuyabilmem için orada, bazense odamda dört duvar arasında bunaldığımda, kendi düşüncelerimde boğulduğumda her zaman aydınlık yerler var olduğuna inanmam için orada.

Balkona çıkıp o rahatsız banka oturduğumda kendimi... kendimi özgür hissediyorum. Orada kurduğum hayaller sanki gerçek olmaya daha bir yakın, oradayken düşündüğüm insanlar yanı başımda sanki. O özendiğim büyük aile filmlerinden birinde hissediyorum kendimi. Başrol gibi hissediyorum. Senarist gibi hissediyorum. Yönetmen gibi... hayatım oradayken tamamen benim kontrolümde sanki...

Bazen orada oturup bir hikayeye başlıyorum ama sonra hayallerimin yazılı haline dönüyor. Bir bakıyorum içten içe yapmak istediği mesleğe, senaristliğe, sonunda sahip olmuş genç kız hayatının filmini çekiyor, bir bakıyorum üniversitedeki inek çirkin kız ve ona sürpriz bir şekilde aşık olmuş bay popülerin hikayesini yazıyorum. Hayallerim bile klişe.

Bazen sadece dua ediyorum orada. Ne olur ailem bir yarım saat daha gelmesin. Biraz daha kendi kendime kalmak istiyorum. Sonra sokağa giren arabalardan biri sonunda onların oluyor. Ama üzülmüyorum. Evlerine geri dönüyorlar çünkü. Eve dönecek bir aileye sahibim diyorum. Geç gelmeleri ne kadar hoşuma gitse de sonunda gelmeleri yetiyor bana. O an için. Onlar etrafımdayken de hayallerimi yaşatabilseydim keşke. Keşke ''olmaz, o şekilde mutlu olamazsın, hatta yapamazsın'' demek yerine bu kadar ön yargılı olmasalardı.

internette bir site var. gelecekten bir gün seçiyorsun ve mektup yazıyorsun. yazdığın mektup gelecekte belirttiğin gün gelecek. Bugün yazdım ve  Sadece üç cümle yazdım.

''Sevdiğin, aşık olduğun işi yapıyor olsan iyi olur. Hayallerini tek tek hatırlatmama gerek yok eminim aklındadır hala ve umarım aklında bir plan değil birer anı olmuştur artık. Umarım bir kaçını dahi olsa gerçekleştirmişsindir.''

Hayaller Summer, hayaller gerçek olabilir. Sadece inanman lazım. Ve kalbini gerçek olabilceğine, olacağına açman gerek.


22 Temmuz 2013 Pazartesi

Grey's Anatomy 9. sezon hakkında

selamlaaaarr
Ben bu diziye hastayım! House bittikten sonra benim tek avuntum oldu adeta. Hastanelere olan özlemimi gideriyor. Bu da bitince ne yaparım artık bilmiyorum. Sanırım doktorlara en baştan başlarımasdfgh
Öncelikle en en  en baştan bol bol SPOİLER uyarımı vereyim de sonra başlayayım sonra vay efendim ben daha izlememiştim, niye uyarmıyorsun sen bizi olmasın.



------spoiler---spoiiler----spoiler---

şurada bir itiraf edeyim sanırım ben Grey's anatomy'i izlemeye 5. sezondan falan başladım... ah vurmayın tamam. ya bu dizi öyle hikaye bütünlüğünde değilki. Ne bileyim ben diziyi foxlife da yada başka bir dijiturk kanalında gördüm gördükten sonrada o sezondan devam ettim. Napiyim geri dönmeye çok üşendimadsfgh

bu itiraftan sonra başlıyorum...
--Öncelikle her sezon finalinde birilerini öldürmelerinden bıktım! dizi tamam fenomen oldu ama bir kült yapım seviyesine ulaşmak istiyorsa diziyi izleten karakterleri yaşatmaya başlasalar iyi olur.
8. sezon finalinde uçak kazası oldu. (Başlarına gelmeyen tek felaket) Mark'ı (ki bu adamı çok severdim!) ve Lexie'yi (o kadar büyük bir fanı değildim ama Mark ona aşık diye severdim) öldürdüler. Birinin bacağı gitti, birinin eli bozuldu falan filan
 9. sezon finalinde de gittiler eski başhekimi, hastanenin temel taşını öldürdüler. dr. Richard Webber'ı. Ama ben  finalden bir önceki bölümün gidişatından bile anladım.. gerçekten içime doğdu. final bölümü başladı dedim bu sezonki kaybımızda Webber hayırlı uğurlu olsun... ve ağlaya ağlaya bölümü izledim.

--9. sezon 8. bölüm ise beni çok etkiledi. bölümde kısaca doktorların, stajerlerin hastaneyi nasıl bir tapınak
gibi gördükleriyle ilgili başlıyordu. önlük hışırtılarının, makine seslerinin nasıl onlara senfoni gibi geldiklerini anlatıyordu.
Sonra bölüm tüm doktorların acile gelmiş trafik kazasında yaralılarının üstünde kalp masajı yaparken, ameliyathaneye koşarken ki halleri geliyordu ve stajerler de yorgunluktan ölüyor halde ''onlarında geçmişte bizim gibi olduklarına inanamıyorum'' demeleriyle bitiyordu.
Ne biliyim ben bu bölümü çok sevdim. Sanırım o doktorların da stajyer olduğu zamanları bildiğim için. ahh ahh ben onların küçüklüklerini bilirim!asdfcgh


--Bailey'nin düğün günü Adele'in ameliyatına girmesi, gelinliğiyle beraber acilde dolanması çok.. ım.. ne bileyim duyguluydu. Kadının düğünü ya! Ama o gitti en yakın arkadaşının karısının ameliyatlarına girdi tüm gün. Adele'de öldü ama amaaann ne bileyim anlatamıyorum ama doktorluk gerçekten zor meslek azizim!

--Meredith'in hamileliliği de artık zorlamaydı sanki hikaye kalmamışda hamile kalamayan kadını hamile bırakalım demişler gibiydi ama çok sevindim! kadın o kadar uğraştı uğraştı sonunda gitti zenci bir bebek evlat edindi uğraşmadığı anda hamile kaldı! Bide bebeği karanlıkda doğurdu. İsmini Bailey koydular ama Richard'ın öldüğünü duyunca kesin bi ismi de Richard olur. Göbek adı falan. hıh buraya yazıyorum

--Yang ve Owen'ın arasındaki ilişkiye artık bir kesinlik verilsin isteyenler diye facebook grubu kurucam! emininm tüm Grey's Anatom izleyenleri katılcak. Yang'in ikide bir terk etmesinden, Owen'ın çocuk hayalleri asla gerçek olmayacağını bile bile Yang'e aşık olmasından, Yang'in garip gözlerinden çok sıkıldım! Hayır ya Yang'i hamile bıraksınlar gelecek sezon, yada kesin olarak (bak kesin olarak diyorum) ayırsınlar bunları. Buradan senaristlere sesleniyorummm! Üzmeyin benim Owen'ımıasdfg dizide aşık olduğum karakterler sırasında. sıralamanın diğer erkekleri Mark, Jackson Avery, Derek ve Alex Karev var.


--ve yazıyı yazarken öğrendiğim bir şey! şaşkınlıktan küçük dilimi yutucam şimdi! Alex Karev 40küsür yaşarında, evli (ona yakıştıramadığım bir kadınla), eski calvin klein modeli veeee hazır mısınız! Davullar lütfen! veeee 5 çocuğu var. evet beş!
4 kızı be bir oğlu var. oğlan en küçüğü. Oğlanı beklediler herhalde olmadıkça da yapmaya devam ettiler. google'da fotoğraflara da baktım ama artık kafamda o uslanmayan Karev değil aile babası Karev.
Adam boşu boşuna oynadığı dizide çocuk doktoru değilasdfbgh
oha değil mi sizce de yaa

Ben şoku üstümden atmaya çalışmak için kafam başka yerlere vermeye gidiyorum. gidip One Tree Hill'i bitireceğim iki üç bölüm kaldı. O da bittikten sonra cuma gününe uzuuuuun  ve duygusallı bir yazı gelecek. O dizi benim hayatımdı! fringe'in bittiğinin on katı üzülüyorum.
Bu da şarkımız
kendinize iyi bakın