30 Haziran 2012 Cumartesi

zamanın bolluğu yüzünden hiçbir şey yapamıyorum

Garip bir başlık evet. Yazı bittiğinde anlam bulacak bitiremezsenizde anlarım zira biraz fazla kopuk kopuk. Yine de durum bu evet..

düşünmeden yazmaya başlamak.. uzun zamandır yapmadığım bir şeydi.. ne olacak nasıl olacak bilmiyorum.. aklımda hiçbir şey yok sadece içimde bir yerlerde bir şeyler yazma isteği var. bunun nedeni uzun zamandır bir arkadaşı karşıma almamış olmam sanırım. Bazı şeylerin gökten zembille inmeyeceğini anlamam lazım.

Hiç kimse kapımın önüne gelp beni zorla ''beraber bir şeyler yapalım!'' diye dışarı çıkarmayacak

Hiç kimse neler yapıyorsun bakalı diye mesaj atmayacak durduk yere. Yapsalar bile mutlaka bir şey isteyecekler..

Hiç kimse yanılıyor olmasına rağmen inadı yüzünden geri adım atıp karşıma çıkıp özür dilemeyecek. Bende haklı olmama rağmen şimdiye kadar attığım geri adımları düşünüp o zaman yaptıysan şimdi de yap diyeceğim. Uzun zaman bunu yapmadığım  için garip olacak ama olsun.. Arkadaşlıklar güllük gülüstanlık gitmiyor her zaman. Kaybetmek istemiyorsan bazı şeyleri yutacaksın. Önemli olan bu kelimeleri yutmanın arkadaşlığımıza değip değmeyeceği.. bunu da çözdüm mü değmeyin keyfime..

Arayıp birlikte olmak istediğim o kadar çok kişi var ki, yapmak istediğim  o kadar çok şey var ki, okumak istediğim o kadar kitap izlemek istediğim o kadar film var ki...
Ne durduruyor seni derseniz zamanın bolluğu durduruyor. Evet aynen öyle.. o kadar çok bol zamanım var ki nasıl olsa yaparım, amaaan şimdi gerek yok diyerek sürekli ertelemek beni durduruyor. Amann tatilim neyle dolacak bırak sonra yaparsın diye diye 3ayın bir ayı bitiyor hatta bitti!

Birini arayıp hadi kahvaltıya gidelim mi diyeceğim, uyanamıyorum, uyansam sıcaktan yakınarak erteliyorum... Kitap mı okumam lazım, dur önce bir televizyona bakınayım nasıl olsa zaman bol diyorum... Çok şey yazıyorum ama defterden buraya geçirmek zor geliyor.. Burada da büyüsünü kaybeder diye korkmuyorum değil açıkçası.. O defterde kaldığı sürece benim için çok güzel özel olacaklar ama taşındığı zaman hiçbir özelliği kalmayacak diye korkuyorum..
sanırım buradan çıkarmama gereken ders,

''ne yapacaksan hemen şimdi yap. Zamanın bol falan değil. O işleri yapmaya başladığında aslında ne kadar kısıtlı zamanın olduğunu anlayacaksın...''



Kendinize iyi bakın, görüşürüz.

28 Haziran 2012 Perşembe

şu sıra *3

kısa kısa maddeler halinde olması gerekirken upuzun ve birbirinden kopuk yazılar silsilesine hoşgeldiniz. Adet olduğu üzere şarkımızı başta veriyorum:
We Are Young - fun
ve başlıyorum efenim.

  • bir akşam kalmalı bir ankara gezisi yaptım ve geri döndüm. Amaç askerden dönen kuzenimi görmek ziyaret etmekti. Güzeldi yorucuydu ama asıl olay ise kardeşimi Ankara'da bıraktık da geldik. Orada teyzem ve kuzenimle kaldı. Tatil yapmak istiyordu bana da o imkanı verdi! ehe ev bir hafta benim! (kötülük dolu bir kahkaha)

  • Bu sene sözde sınava hazırlanacağım ama geçen sene olmadığı kadar dolu geçmeye başladı tatilim! Hayır anlamıyorum bunca aktivite, gezme neden geçen sene yoktu. Geçen sene koca bir yaz dizilerle filmlerle boş boş geçmişti bu sene ise televizyon açmaya vaktim olmuyor. Sürekli bir yerlere gidiliyor, sürekli birleri gidip geliyor anlamıyorum ki... Murphy kanunu mu nedir illet bir şey var ya, hıh işte o devreye girdi anlaşılan!

  • daha ders çalışmaya başlayamadım..

  • Günlük yemek öğünüm ikiye düştü. Zaten saat 10dan önce uyanamıyorum, 12-1 arası  kendime güzle bir tepsi yapıyorum, televizyonda güzel bir çizgi film bularak kahvaltımı yapıyorum. Ki bu genellikle TNT'de Ben10 oluyor. Zaten evde kimse yok, mutfakta tek başıma kahvaltı yapmamın anlamı olmaz değil mi ama ehehe
    evet tepside yapıyorum kahvaltıyı ama tepsilerimi bir görseniz! bir ben yokum içinde. ahh ahh şu an daha kahvaltı etmemiş olmam ağzımın sularını akıtıyor düşündükçe..

  • Dün akşam bir rüya gördüm ki! Ayrıntıları anlatamam ama uyanınca çok mutlu oldum! Uzun zmaandır yüz yüze görmediğim birini yanıbaşımda bana sarılmış halde görmek beni afallatı. Ama çok iyiydi yaa.. Saat çalar ile uyanmayınca rüyalarımı hatırlıyorum ve yazın tek güzelliği bu. Uyanınca rüyalarımı hatırlamak.

  • Bildiğiniz gibi, yada bilmediğiniz gibi Postcrossing diye bir site var ve  ben bu siteye üye oldum. Taaa önceden Deep bana önermişti bunu. Bende o zamanlar okul falan derken ilgilenememiştim ama geçenlerde 5 adres birden aldım ve gönderdim. Hollanda'ya bir haftada gitmiş bile! Nasıl sevindim nasıl sevindim anlatamam! şimdi bir tane gönderdiğime göre bana da gelecek ayy çok heyecanlı!

    bunu daha ayrıntılı anlatan bir yazı yazarım daha sonra ama bilmeyenler için burası dünyanın her yerinden üye insanlarla kartpostal alışverişi yapılan bir site. İlk başta sadece 5 tane adres alabiliyorsunuz, zamanla adres alma kapasiteniz yükseliyor diye duymuştum. 
bunlar benim şu an yolda olan kartpostallarım.

Bu da Hollandaya gönderdiğim kartpostal.
Çoktan siteye tarayıp aklemiş ve teşekkür yazısı yazmış bile! 

  • şu sıra yazacağım hiç mektup yok. Tüm mektuplarım çoktan gönderildi. Kimisinden ulaştı diye cevap geldi kimisinden gelmedi. buna Mia'm ve Vişnem de dahil. Cevaplarını bekliyorum onların! Ah bu heyecanları hiçbir şeye değişmem! eheh

Ben yazının sonlarına doğru bir haber aldım.Bir saatlik mesafede oturan teyzemlere gidiyormuşuz ve bu akşam orada kalabilirmişiz annemle! gidip hazırlanmam lazımmmm! Hatta duşa girmem lazım! hatta kahvaltı bile etmedim ben daha ve annem 1 saate çıkarız diyor! Aman allahım!
E siz niye hala beni oyalıyorsunuz! ehehe
Kendinize iyi bakın, görüşürüz! 


13 Haziran 2012 Çarşamba

Jason Mraz!

size benim için çok özel bir adamı tanıtacağım bugün. Tanıtmak da değil aslında sadece o hakkında yazı yazmak isteyeceğim kadar önemli biri.
kim mi o? Adı Jason. Jason Mraz.
Her şarkısı benim için ayrı önemli, her şarkısı ayrı güzel. Daha önce hiç onu dinlememiş biri bile radyoda herhangi bir şarkısına rast gelse keyfini çıkarmak için sesi biraz daha açar eminim.


Dün D&R siparişim geldi! içinde yeni çıkan Sherlock Holmes serisinin iki kitabı ve Jason Mraz'ın yeni albümü LOVE vardı. Paketi nasıl açtığımı size anlatamam. Biraz daha heyecanlı olsaydım içindekilerdne de bir şeyler yırtabilirdim öyle diyeyim size ehe ilk albümünü de sene başında doğum günü hediyesi olsun diye kitapların arasına katmıştım bu sefer de karne hediyesi olsun dedim. ne de olsa 30 liraya yakın albümlerdi.
Her neyse ama çok mutluyum! Dünden beri yüzlerce kez cd takrar çaldı!

I'm yours şarkısı mesela..
melodide ve sözde en sevdiğim kısımda şöyle diyor
  And it is our God-forsaken right to be love loved love love
  -Ve bizim terk edilmiş tanrımız sevilmekte sevmekte sevilmekte sevmekte haklıdır...

Lucky şarkısı mesela..
bence bir çift için yazılmış en güzel düet parçalarından biridir.
  -onlar bilmiyorlar, böyle bir aşkı beklemek ne kadar sürerse sürsün değer..


Butterfly şarkısı mesela..
ilk duyduğum andan itibaren eksiksiz her çalışında her yerim tamamen asla yerinde durmaz. Etraf sakinse kalkar dans ederim, birileri varsa ayaklarım durmaz onlar dursa ellerim..

If its kills me şarkısı mesela
  -pekala.. gerçekten tüm yapmak istediğim seni sevmek. Bir arkadaştan çok daha yakın. Ama tüm yaşadıklarımıza rağmen bunu söyleyemiyorum. Ve senden tek istediğim beni hissetmen. İçinde büyümeye devam eden bir his olarak. Eğer bu beni öldürürse sana doğru ulaşmak için bir yol arayacağım. Eğer beni öldürürse.. Eğer beni öldürürse.. Bence bu beni öldürebilir..

Geek in the pink
baştan sonra içimi kıpır kıpır eden bir şarkı. Butterfly'dan önce bile gelebilir bu konuda. en çok güldüğüm kısım sa..
  -Ama aşk tanrısının taramalı silahı ona bir kaç kez isabet etmiş herhalde. Çünkü sık sık aşık oldu sorun bu işte!







Live High
  -Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Bu dünya koca bir rüya
Love For A Child
şarkının adı bile bana huzur veriyor. Altında bir yaşanmışlık hissediyorsunuz..
Only Human
şarkısın içinde de söylüyor zaten. Çoğu zaman kendimize söylediğimiz bir şeyi
  -çünkü biz sadece insanız..
The Dynamo of Volition
bu şarkıyı asla ezberleyemedim ve şarkının ne hakkında olduğunu dahil bilmiyorum. Dinlerseniz anlarsınız. Adeta bir tekerleme gibi!

**
ve ikinci albümünde ki şarkıları anlam çıkaracak kadar dinlemedim. -daha 2 gün önce aldım insaf ehe- tek bildiğim ilk dinleyişte dilime nakaratı dolanan iki şarkı.
I Wont Give Up
ve
Living in the moment

**
ömrüm boyunca hiçbir yazıya şarkı eklemesem bunlar onların yerine geçer herhalde ne kadar fazla oldular. amaaan gaza geldim ne yapayım. ehe
umarım beğenirsiniz!

LOVE albümünün içinden çıkan bu kağıtta şarkı sözü yazdığını sanmıştım. Ama hayır. Bu kağıtta yazanlar albümdeki tüm şarkıların özeti. Çok daha zekice!




           ''understanding love is one of the hardest thing in the world.''  *



*aşkı anlamak bu dünyadaki en zor şeylerden biri

5 Haziran 2012 Salı

hadi size birkaç film söyleyeyim *1

malumunuz okullar kapanıyor ve bende son haftamı genelde okulda geçirmeyi severim ama bu hafta gitmeyesim geldi. Daha doğrusu pazartesi günü sınıfımızdan okula giden sadece 2 kişi olduğunu duyunca gitmeyesim geldi ve deli gibi film izliyorum evde. Bir moviemax kanallarından bir dvd'den. Her neyse baktım liste kabarmış dedim bunları insanlarla paylaşmak lazım Summer. Ve başlıyorum efenim...
**

öncelikle Three Musketeers - Üç Silahşörler var. Klasik üç silahşörler hikayesi olmasına karşın, Şimşek Hırsızı filminden yakışıklı oyuncu Logan Lerman ve Orlando Bloom dikkatimi çektiği için izledim ve sıkılmadım. Yani elbet artık tekrarlardan bıkmış olabilirim ama efektler göze batmıyordu hatta gerçekçiliği bile vardı. Ki sonunda kötülerin tam anlamıyla ceza görmemiş olması bana ikincisinin geleceğini düşündürdü. ama gerçeklik payı var mı bilmiyorum. Ama Logan'ın bu film için çokça çalıştığı belli. Her ne kadar üç silahşörler desek de Logan'ın rolü Dartanyan etrafında şekilleniyor gibi çünkü Athos, Portos ve Aramis kahramandan çok  Kardinal'in adamlarına sataşan, ayyaş ama yetenekli tipler gibi ve Dartanyan sanki onları bir araya getiriyor gibi. Daha ne diyeyim benden tavsiye işte izleyebilirsiniz.

**

ikinci olarak Glorious 39 ki çevirisi hakkında bir fikrim yok. Bu filmi dün annemle televizyonda bir şey bulamadığımız için film kanallarında denk geldik başta izleme yanlısı değildim ama David Tennant'ı görür görmez kumandayı kaptım ve annemi filme hapis ettim. Doctor Who'da David dönemi bitince çok üzülenlerdenim ben. Ve o adamın sırf ses tonu için bile izleyebilirdim.
Ara ara sıkılsanız da sonunu merak edeceğiniz değişik bir gerilim, dram... Biz annemle sürekli fikirler yarıştırdık meğer katil uşakmış! ehehe şaka şaka ama cidden hiç düşünmediğim şeyler oldu filmde.

**

üçüncü olarak The Vow - Aşk Yemini. Afişi bana klasik bir aşk filmi gibi geldiği için başta izlemeyecektim sonra internette bir kaç sahnesine denk geldim ve hemen izledim! Filmin sonunda öğrendim ki film için gerçek bir öyküden yola çıkılmış. Rachel McAdams bu filmde o kadar tatlıydı ki! Zaten Zaman Yolcusunun Karısı filminden ona hayrandım. Konusunu söylemeyeceğim bazı filmleri konusunu bile bilmeden başlamak daha çok sarar bence bu film de onlardan. Güzel bir aşk filmi..

**


geldik gençlik filmime. Easy A -Adı Çıkmış. Bakire olmasına rağmen okulda sürtük olarak adı çıkmış Olive yani Emma Stone, gerçek olmadığı için başta dedikoduları önemsemez ama sonra gey bir arkadaşı, gey olmadığını kanıtlamak için onunla yattığı dedikodusunu yaymak için ona para verir ve insanlar sırf dedikodu yaymak için Olive'e ödeme yaparlar. ve işler yürür. Zamanlar herkes onu fahişe sanarken aslında o tek bir randevuya bile çıkmamıştır. gittikçe spoiler vermeye başlayacağım ve burada kesiyorum! Genel hatları ile böyle. Ben bu tarz filmleri izlemeyi çok severim o yüzden yazdım. -aramızda kalacaksa söyleyeyim hala Disney filmlerini ilk gösterimlerinde izliyorum şişşt- tabi bir Penn Badgley ayrıntısı da gözden kaçmamalı ahh ahh

sanırım benden bu kadar!
umarım beğenirsiniz. Hem filmlerimi hem şarkımı

2 Haziran 2012 Cumartesi

mim vol. 1



mimin konusu: silmeden içimizden geldiği gibi yazıyoruz. 
Nasıl aklımıza geliyorsa, düzeltmeden en dürüst halimizle. 

   Dün akşam beni uyutmayan şey mesela: keşkeler. Bazı  keşkeler diğerine göre daha az can acıtıcı olurlar mı gerçekten. Mesela ''keşke onunla konuşsaydım'', ''keşke konuşmasaydım'' dan daha büyük bir acı bence. Çünkü konuşmasaydım tüm hayatımı ona orada merhaba deseydim ne olurdu diyerek geçirebilirdim. Ve bende bunu düşünerek bir anlık hevesle arkasından yetişim seslendim ona. 5 saniyelik merhaba nasılsın faslı ile başladı ve ee daha buralarda mısın o zaman görüşürüz diyip bitirdi. toplamda 10 saniye sürdü. 10 saniyelik bir konuşmanın beni dün gece uykusuz bırakacağını düşünmezdim.

   Keşke konuşmasaydım, diyorum çünkü kendimi sanki onunla yeniden olmak istiyormuşum gibi oldu ve konuşabilseydik amacım bu değildi. konuşmasaydım diyorum çünkü, .. ım...sanırım ikinci bir nedenim yok. Her yanından o 10 saniye güzeldi.
   Bir yanan da konuşmasaydım olabilecek şeyleri düşünerek bir ayımı kendime zehir edebilirdim. hatta tüm hayatımı bir köşeme bir keşke daha eklerdim. Hem o mavi gözleri bir kere daha görmek güzeldi bence.

Kısaca yaşanmamış olayların keşkesi, yaşanmış olayların keşkesine göre daha acıtır.

Keşke şarkımız..

nasıl unuttum bilmiyorum ama Mia'ma blogumun ilk mimi için çoooook teşekkür ediyorum ve konuşmamız gereken konuları en kısa zamanda konuşmalıyız diyorum. Dedikodu gecesi!