23 Aralık 2012 Pazar

Bir pazar günümü bu üç minik şeye harcamış olmanın haklı gururunu yaşıyorum efenim

Zira artık cok sıkılmıştım test kitaplarından. Evde yalnız olmanın avantajını kullandım ve öğlen dershane çıkışımda önce D.R'a uğrayıp sinema dergisi ve bu filmi aldım. Sonrada burger king'e gidip kendime bir chicken royal meni alıp paket yaptırarak eve geldim.

Önce hamburgerim esliğinde filmi izledim (güzelliği tartışılırdı bu arada) sonra bir kahve yapıp dergımı okudum. Mutlaka izlenmeli dediğim filmleri not alıp, vakit bulup gidemediğim tüm filmlerin ıcığını cıcığını öğrendim.

Arada lazım böyle kaçamaklar azizim!

Bu ufak bildirimimin ardından yine test kitaplarıma dönüyorum arkadaşlar. Sağlıcakla kalın. Kendinize bu günlerde dikkat edin ben şahsen daha yeni kurtuldum hastalığın pençesinden..

22 Kasım 2012 Perşembe

Bugün, kayıp eldivenlerin teklerini anma ve arama günü..

Yani günüymüş..
Olmayan kelimeler ajandam öyle söylüyor. Tabi kış tam anlamıyla gelmesi gereken zamanda gelseydi daha anlamlı olabilirdi. Zira değil eldiven ben daha kalın atkılarıma bile gecemedim hala şal..

Bu ajandayı sene başında bana hediye etmişlerdi şimdi aralık ayı geliyor! Ahh ahh zaman ne çabuk geciyor. Ajandamın sayfalarını doldurmaya hem yetişemediğim hem kıyamadığım için kullanmıyordum ama böyle özel günleri de kaçırmıyorum ehehe

Bu kadardı söyleyeceklerim
Ne tatlı değil mi ama kayıp eldivenlerin teklerini anma ve arama günü :)

20 Kasım 2012 Salı

saç'maladım ve gittim..


hayatımın en hızlı blog yazısını yazmaya karar verdim. zira çevremde değişiklikler aramaktan bıktım diyebilirim. Hayır değişiklik yok, monotonluktan bıktım ama değişiklik katmaya çalışmaktan da bıktım.

fotoğrafta gördüğünüz keep calm and make tea benim sloganım oldu! canım mı sıkıldı? çay yapıp tes çözüyorum. canım atıştıracak bir şey mi istiyor? petibör bisküvi ile çay yapıyorum falan.. çay kahve bir sınav öğrencisini en yakınıdır nede olsa!

ımm ne diyordum? hıh! değişklik.
misal beş yeni film edindim cuma günü. çarşamba oldu birini bile izleyemedim. Hayır çabalıyorum şu testlerin arasına bir aktivite katayım, yemek yerken bir şeyler izleyeyim, evde boş boş vakit geçireyim, bloglar okuyayım falan.. ama yok! yok arkadaş! boş kalabildiğim her anı uyumakla değerlendiriyorum. yorgunluk diz boyu. üniversite için umutlar desen yerlerde sürünüyor.. çalışırken hala daha yapamayacağım kıvamındayım. neden bilmiyorum. daha konularımız bitmedi ondan belki de tüm bu güvensizlik.
neyse oralara girmek istemiyorum. çıkamam yoksa. sınava hazırlanıyorum işte kısaca. en kısa haliyle..

mesela... ımm hiç durmamaya çalışıyorum ya konu gelmiyor..
hıh! saçlarımdan nefret ediyorum. Geri zekalı kuaför yıllık fotoğrafı çekimi için saçımı yaptırmaya gittiğimde kıvırcık saç durmaz, kat verelim dedi. Öyle abzurt bir kat vermişki saçlarıma yüzüme hiç gitmedi. saçımı serbest bırakamıyorum artık. hep bir jöleler, tokalar, atraksiyonlar gerektiriyor.  ne güzel omuzlarımda küttü benim saçlarım. şimdi aşırı derecede kat var. off offf!!
ÇOK SİNİRLİYİM!

neyse..mezuniyet fotoğraflarım çok güzel hiç değilse. o mutlu ediyor beni. şuan tek büyük isteğim, üniversitenin de üstünde bir an önce saçlarımın uzamasııı! :(
saçlarımın şöyle yandaki fotoğraf olacağını hayal etmiştim. bu modeli istiyordum. yine jöleleyince bir derece buna benziyor ama yine de çok kötüüü!

böyle işte..
saç'maladım ve gidiyorum.
uzun bir banyo ve test çözümü sonrası yatacağım.
umarım iyisinizdir.

notnotnotnotnot..: şunu söylemeden geçemeyeceğim ki telefonumdan blog okuyorum yorum yapamıyorum fazla ama okuyorum. Erdi, Vişnem, Mia'm, melodram,  spot ışığını arayan kız, cessie'm, mori'm, Leah, Luna ve daha bir sürüsü... hepiniz telefonumun yer imlerinde birer birer varsınız. Bu sevmediğim sınfımda tenefüslerdeki tek eğlencemsiniz! İyi ki varsınız! :)


16 Kasım 2012 Cuma

Keşke bana yazılsaydı dediğim satırlar var..

Ve en çok acıtanı da onlar.

Hiç ummadığım birinin kağıtla kalemle aslında yazmakla ilgisi olduğunu öğrendim bu hafta. Belki birini düşünerek, belki gelecekteki sevgilisine ithafen yazdığı satırları okudum. Beni kendine tekrar hayran bıraktı..

Aşk da olabilirdi aslında bu. Ama olmaması gerektiği için söylemiyorum.
Şimdilik sadece yeni fark ettiğim ince ruhuyla beni şaşırtan, favori film dizi müziklerimizle imkan olsa saatlerce konuşabileceğimize emin olduğum, o tatlı insan olarak kalsın çevremde..
Belki bir gün..
Kim bilir..

2 Kasım 2012 Cuma

Tanıdığım bazı erkeklerin yalnız olmasına o kadar şaşırıyorum ki..

Anlam veremiyorum..

sonra bir bakıyorum onlar da öylesine ilişkiler aramayan, göstemelikten nefret eden, gerçekten aşık olmayı bekleyen ne bileyim bir şeyleri gerçekten yaşamak isteyen insanlarmış. Ah bir de birbirimizi bulsak..

31 Ekim 2012 Çarşamba

Bu yıllık olayları çok tatlı bir heyecan!

Ama en yakın arkadaşının acaba neler yazacak heyecanı bambaşka! Eheh

Çok merak ediyoruuummm!

2 Ekim 2012 Salı

Olmayan kelimeler *hep yazmak isteyenlerin günü..



Bilmem haberiniz var mı? Ya da bu ajandaya sahip misiniz? Bana doğum günümde en güzel dostdan hediye geldi.. Kitapçılarda görmüşler bilir sıra dışı bir ajanda, tam ben gibi :)

Neyse konuyu uzatmıyorum.

Ajanda da yazdığına göre bugün, Hep yazmak isteyenlerin günü ymüş.

Hepimiz için kutlu mutlu olsun ehehehe
Kelimelerimiz hiç tükenmesinler.
Hep yazalın hep buralarda olalım :) bahaneyle de blogumu çok seviyorum yazısı yazdım, çok fenayım.

Arada böyle hiçbirinizin bilmediği özel günler için yazacağım. Daha neler var neleeer..

25 Eylül 2012 Salı

....

İki akşamdır kalemim durmuyor. Bir şeylerin özlemi mi bu, yoksa salt yazma isteğimi çözemedim. Sevinsem mi, üzülsem mi onu hiç bilemedim..
Ben sevineyim diyorum. Uzun süre nadasa yatmış gibi hissediyorum kendimi. Yazabilmek adına bu kadar konuştuktan sonra güzel hissettiriyor.
Ya da koyu kahvelerin verdiği uykusuzluk sayesinde sessizlik ile yeniden tanıştım. Bu saatler diğer odalar uyku, boşluk ile dolu ama benim odam dalıp gidilmiş hayaller sayesinde rengarenk.
Her neyse güzel şeyler bunlar.
Devamı gelsin diye kendime iyi dilekte bulunmak amaçlı yazdım ve bende uyuyorum.
İyi geceler herkese

23 Eylül 2012 Pazar

şu sıra*5


yazdıklarının sevilmesi çok güzle bir duygu.
en duygusuz insanda bile, belli etmese de bir şeyler uyandırdığını bilmek olağanüstü bir duygu.

size yazdıklarımı neden paylaşmıyorum bilmiyorum...
kıskanıyor muyum?.. hayır
beğenmezseniz diye korkuyor muyum?.. biraz
güvensizlik?.. evet

kendimi hiçbir zaman ''yazar'' olarak nitlelendirmedim. yapamadım işte. güvenmedim kendime o kadar.
samimi bir dille günlük paylaşımlar daha çekici geldi.
çok sosyal bir hayatım olmadığı için, aşırı duygu değişimleri yaşamıyorum. yaşamayınca da yazamıyorum..
işte buldum! yazdıklarımın tükenmesinden korkmuşum ben hep.
defterden alıp buraya yazsam bir süre sonra defter tükenir de kendimi yazamıyormuş gibi hissederim diye defterden kopyalanmıyor buraya o tür yazılar.

elbet kelimeler de biter.
elbet duygular tanıdıklaşır.
elbet yadırganmaz artık karşındaki insanın hareketleri. çünkü öyle bir insandır o..

yeni bir koku girene kadar hayatına yazı yazamaz insan bazen.
özlenecek biri olmaması kötü müdür?
bence kötü.
onunla birlikte bir gelecek için hayal kuramadığın bir dost ya da sevgili olmaması?
tabi ki olabilecek en kötü şey

şu sıra çok arkadaşım var ama dostum yok.
şu sıra etrafım çok kalabalık, ama çok yalnızım..
şu sıra düşünmeme gereken tek şeyin ders olduğunu bile bile, kelimeler ağır basıyor

belki de o kadar zor durumda değilim.
yazmak açısından yani..
isteyince geliyor kelimeler..
yeter ki çağrılsın.

16 Eylül 2012 Pazar

Banyomu yaptım, saçlarım taradım, formamı dolabın en köşe dip bucak yerinden çıkarıp ütülettim..

bu da kendime yarın için notum. Cem Arian'ın yeni albümü geliyor!
Ve yarına hazırım!

Pazar günü banyo yapmak benim hep vazgeçilmezlmdi ama okulun ilk günü öncesinde yapmak da daha bir nostaljik. Şaka maka yaz bitti, şaka maka okul bitiyor Son senemdeyim arkadaşlar!

Yarın ilk gün. Sabahın 8inde giden bi 9. Sınıf değilim artık. Yada eşit ağırlık seçtiğim için sınıfta kimler varmış diye erkenden yola koyulmama gerekde yok. Yada sınıf arkadaşlarımı özledim diye koşa koşa giden 11. Sınıf da değilim. Gayette bir an önce başlasın da bitsin kafasıyla giden, bıkkın bir son sınıfım. Hem sınıfım hem de okul için hiçbir heyecan yok. Sadece 3ayın ardından üzüntü, burukluk, şaşkınlık...

Amaan bu kadar depresif bir ruh halimde yok aslında ama.. Öyle işte.

Bilmiyorsunuz siz. Hastaydım ben iki gündür. Dershaneye bile gidemedim. Aslında zorlasam giderdim ama dinlenmem gerek okulun ilk günü hasta hasta, yorgun argın dolanmayayım ortalıkta dedim kendimi yatağıma kapattım iki gündür. Bir mide bulantısı, bir baş ağrısı. Sonsuz burun akması derken annem olaya el attı ve o bitkisel karışımları ile beni ayağa dikti. Eğer otlardan zehirlenmezsem yarına sağlam çıkarım buna inanıyorum.

Okulun ilk günü öyle durgun durgun durmak olmazdı şimdi ama haksız mıyım?

O deği de kendimi bildim bileli yaklaşık 6senedir okulun ilk günlerine komşum ve sınıf arkadaşımla giderdim ama bu sefer değişti olay. Bir daha da olamayacak bir şey bu. Böyle düşününce de kalkıp ona mesaj atasım, onunla bitirmek isteyesim var bu lise hayatını. Çünkü orta okul da öyle bitmişti..

Sıkıntıdan bu akşam Krem dizisini izlettim evdekilere. Aslında sevmem ama zorla açtırdım daa kendime niye bu işkenceyi yaptım onıda bilmiyorum elbet.

Bakalım kısa saçlarıma yarın ne yorumlar gelecek? Aha yarın için heyecanlanmamı gerektiren bir konu..

Çok mu alakasız konuşuyorum bu gece? Cümlelerim bi uyumsuz geldi bana..
Çevresine ne kadar umursamaz görünse de aklı, kalbi, odası karman çorman Summer'ın okulun ilk günü temalı yazısını okudunuz, umarım sıkılmadınız..

Sevgiler

11 Eylül 2012 Salı

ve saçlar kısalır!





Evveeet!
Summer'ınız haftalardır hatta aylardır saçımı kısaltmak istiyorum modunda dolanmıştı belki bilirsiniz ( her postta bahsederdim bir ara en çok da Mori'm bilir ehe )

İşte kısalttım aklımda olan daha kısaydı belki bir kaç parmak daha omuzlarda bitebilirdi ama içim bu kadarına el verdi. Ahh ahh

Saçlarını kestirmek için cesaret toplamam saçlarımın uzunluğu ile ters doğrultudaydı. O uzun saçlar ama minicik bir cesaret.

we bought a zoo filminde derdi tek gereken 10 saniyelik deli cesreti.. Gerisi sonradan gelir diye. Kuaföre girerken aklımda bu söz vardı, dilimde ise yine bu söz.. Kendi kendime 10 saniye sadece 10 saniye summer! diyip durdum ehe

Neyse işte! Buda bitti!
Bu kış beni çok rahat kullanımlık saçlar bekliyor!

9 Eylül 2012 Pazar

Merhaba!

  Merhaba salı sendromu!

Dershanemin sadece pazartesileri tatil olmasından dolayı artık benim için sadece salı sendromu var. Gerçi pazartesi günü de tatilde miyim, yoksa dershaneyi eve mi taşıdım belli değil. Yine saat 7de de olmasa erkenden kalkıp kahvaltıydı mahvaltıydı derken derse oturuyorum. Televizyonu açarsam mutlaka izleyecek bir şeyler bulurum diye hiç salona falan kaymıyorum.

Kısaca evdeki hayatım atıştırmalıklar hazırlamak için mutfak ve odam arasında geçiyor.


Merhaba almam gereken test kitapları! Dershaneye o kadar para ödememize rağmen dershane kaynaklarım o kadar yetersiz ki! Her dersden birer soru bankası, birer konu anlatımı verdiler oldu bitti. Nasıl sinirliyim anlatamam. Gerçi sırf matematik hocaları çok iyi diye yerel küçük bir dershaneye gidersen sonuçlarına katlanmalısın Summer. Ahh ahh

Merhaba yazmayı unuttuğum tonlarca konu...
Ayy tıkandım resmen aklıma gelmiyor iyi mi....


aa Merhaba dershanede ilk aşkıma, eski sevgilime benzeyen çocuk. Aşırı derece benzeyen çocuk. Anladık yakın arkadaşın bizim sınıfta ama ikide bir gelip gitme. Hiç iyi anıların yok bende..



Merhaba sıra arkadaşım. Tüm soruları ışık hızında çözüyorsun ve birden ben daha testin yarısında iken kalemini masaya koyup bekilyorsun ya beni nasıl ezik hissettiriyorsun anlatamam. Tamam dershanedeki herkes senin ankara hukuk'u kazanacağını ve mükemmel bir puan alacağını biliyor ama bu kadar da gösteriş yapma ya. Ayy her ne kadar sinir olsamda beni gaza getiriyorsun. O konuda sağol yani ehe



Merhaba sabahın köründe dershaneye gittiğim için bana acıyan ailem. Ben sınava hazıralanıyorum diye bana her konuda rahatlık sağlamaya çalışıyorsunuz. Bunu biliyorum. Ve umarım tüm bu fedakarlıklalıklarınızın karşılğının sene sonunda verebilirim.

Merhaba kalemkutumdaki "sen gülerken çok güzelsin" broşu. Her baktığmda beni mutlu ediyorsun. Vişne çürüğümü hatırlatıyorsun.

Merhaba blogger alemi!
Merhaba dünya!
Merhaba televole! Ehe ne tatlı bir yazı oldu bu


5 Eylül 2012 Çarşamba

Summer mutfakta!

Fotoğrafda gördüğünüz spagetti benim eserim. Her zaman eğer evde tek isem uzun uzadıya mükemmel bir tabak hazırlarım ama bu sefer aştım kendimi bence. Bakın sizde deneyin diye neler kattığımı yazacağım. Aşağıda yazanları aynen yapın sonra da sanki ben siz hazırlamışım gibi beni anarak yiyin. Ama iyi anın lütfen. Beğenip beğenmediğinizi anlarım eğer sağ kulağım çınlıyorsa iyi, sol ise kötüdür. Aman ha! Ehehehe

Ben öncelikle 3 tane biberi sonrada bolca maydanozu yıkayıp küçün küçük doğradım. Sonra buz dolabından pul biber, domates ve yoğurdu çıkardım. Daha önceden pişmiş klasik domates soslu spagettimi genişçe bir tabağa koydum. Üzerine 3-4 kaşık yoğurdu koyup karıştırdım. Sonra doğradığım biber ve maydanozları kattım. Dereotu sevenler dere otu da katabilir. Roka da... Sonra sıra baharatlara geldi. Pul biber, nane ve tuz yeterli. Belki garip gelecek ama spagettiye katmadan önceki yeşilliğe veya en son dokunuş olarak spagettiye limon sıkabilirsiniz. Çok değil sonuçta. Damla damla sadece ekşilik için.

Size afiyet olsun zira ben kelimenin tam anlamıyla şiştim ehe sonra summer neden göbekli.. İşte bu yüzden! :( eheheh

Yapacaklar olursa umarım beğenirler.

Aklıma Nil'in sana kek yaptım şarkısı geldi. Bilmem dinler misiniz?
Bon apetit!

26 Ağustos 2012 Pazar

bu da bitti işte..

huzurlarınızda kocaman çalışma masam! 
Merhabalaaaaar!
Artık satır başı yapabiliyorum gördüğünüz gibi. ehe neyse konumuza gelecek olursak ben çok mutluyum!

Dedim ya bugun dershane sınavım vardı ve bende gırdım geldım. Sınav bitiminde 3 koca poşet kitap verdiler tasıyamadım eve kadar hemen bizim dükkana koştum. Babamlar araba ile getirsin dedim ehe. Ayrıca bir de akşam 8 ile 10 arası da sonuçlar açıklanır dediler.

Salı gunu dershanem baslıyor artık sadece pazartesileri boşum. Sabah 9, akşam 6 dershanedeyim artık. Heeey! Ben size neden mutlu olduğumu söylemedim! dershande birinci sınıftayım!

Tam 4tane tm sınıfı var ve ben birdeyim. Saat 8den beri dershane sitesinde nöbet tutuyordum ve az önce öğrendim. Neyseki mutluluğum burada bitmiyor! Bizim eve çok yakın oturan, hem çok çalışkan hem de orta okulda 3 sene aynı sınıfta okuduğum bir kız arkadaşımla aynı sınıftayım. Ahh ne iyi kız! Dershanelere beraber gidip geleceğiz, o bana ders çalıştıracak hatta beni kötü arkadaş ortamlarından uzaklaştırıp amacımın ne olduğunu hatırlatıp beni teşvik edecek biri. Dört ayak üstüne düştüm vallahi! neyse bu da bitti hayırlısıyla ehe

Son olarak bugün babama söylediğim bir şey beni çok şaşırttı desem yeri..

Ben öyle düğünmüş, sünnetmiş gezmeyi pek sevmem. Annem ise bugün sırf bir sünnet düğünü için başka bir şehre gitti. Daha doğrusu gitmiş sabah 8de. Ben öğlene doğru kalktığımda yoktu. Babam ise annemin bu işlerini hiç sevmez tamamen masraf olarak görür. Sabah söylenirken birden şunlar çıktı ağzımdan
aman babaaa! Yeter ya gitmiş işte. Hem gezer de teyzemlerle.. Ayrıca sen düğünlere gitmesen , ben gitmesem ne olcak? Benim düğünüme gelmezler sonraa

İnanın bunları söyleyecek son insan bendim. Normalde babamla birlikte söylenir ne gerek var derdim...
Bana ne oldu bilmiyorum. Büyüdükçe gerçekten böyle şeyler için endişelenmeye mi başlayacağım!

* şarkı olarak da Beirut - Elephant Gun'ı dinleyebilirsiniz efenim ehe henüz telefonda link veremiyorum. olmayacak da gibi sanki

25 Ağustos 2012 Cumartesi

ne de olsa anne işte ya

annem bugun beni çok mutlu etti! resimde gördüğünüz kahvaltı sofrasının ana etkeni o minik poğaçalar var ya hıh biz daha doğrusu ben onlara aşığım. böyle her öğün de onları yiyebilirim. ama bulamıyorduk buralarda onlardan. eskiden istanbul'da otururken her hafta alırdı annem, ama burada bulamadık. Geçen gün annem bir pastanede kurabiye alırken bunların içi malzemeli olanlarından görmüş ve ayrıyeten malzemesiz sadece poğaça siparişi vermiş. aç bakalım senin istediklerin bunlarmıydı diye eve geldi. tam bir kilo! allaaahh diyerek o aşkam bir yemeye başladıysak kardeşimle ertesi sabah kahvaltıya kalmayacaktı neredeyse ehehe ama kaldı bende bu muhteşem masayı kurdum ama sonra aşk-ı memnu başladı tepsiye taşıdım hepsini salonda yedim. aslında demek istediğim şuydu ki annemi çok seviyorum. girdiğimiz her marketin pasta bölümünde gözüm hep bunlardan arardı bulamayınca yine yok derdim. canımın ne kadar çok istediğini hep söylerdim. ayy unutmamış özel sipariş vermiş bir de! Yerim ya! Hem annemi hem poğaçaları ehe

23 Ağustos 2012 Perşembe

herşeyin bir ilki var


Bu da benim ilk mobil postum ehe.    Tahmin ettiğiniz üzere yeni telefonumu aldım. e tabi yeni alınan herşey gibi bende cılkını çıkartmak ile meşgulum. iki saatte bir şarj etmek mi dersiniz, sürekli boş boş fotoğraflar çekmek mi dersiniz, temalarla hafızasını doldurmak ve oyunlar indirmek ile uğraşıyorum.  ve hala klavyede paragraf başı yapamıyorum! Bu yüzden sıkılmamanız için kısa keseceğim.  bayram benim için çok güzeldi bunları ayrı ve daha rahat bir şekilde anlatacağım. bu sabah dershanemden aradılar pazar günü sınıf belirleme sınavı var mutlaka gel dediler elbet gideceğim ama beni fena bir telaş sardı. çalışmamın yeterli olmadığını düşünüyorum. zaten 2 veya 3 eşit ağırlık sınıfı var ama benim kesinlikle birde olmam lazım! stresliyim ama stresimi yatarak atıyorum, hiç bir iki test çözeyim gıbı bır dusuncem yok resmen.  son üç gün çözdügün testden ne hayır gelır dıyorum. iç rahatlatıcı birkaç cümleye her zamankinden çok ihtiyacım var. hem de çoook :(  neyse efendlm ben +vin internet kotası dolduığu içlin aslında biraz burada  uğraşmak zorunda kaldım ve sanırım söyleyeceklerim bu kadar. link yazamıyorum ama siz Cat Stevens'dan father and son'ı dinleyin ve kendinize çok iyi bakın. bu arada, şu sıra tek dileğim sizler gibi seneye buraya kazandığım üniversiteyi yazmak! fotoğraf ise kuzenlerimle neşeli bir bayram günü geçirmemizin hatırası. ahh ne eğlendik o gün!

15 Ağustos 2012 Çarşamba

durumlar sıkkın, karışık, kötü..


heeeey anlık yazı yazamadım ne zamandır! mimlerdi, dizi film kitaptı, bumerangın önerdiği postlardı derken kendimi anlatamadım. Ya da şu an biriyle konuşmaya ihtiyacım var..

her neyse.. ramazan bitmek üzereyken ailemin sürekli ''ramazandan sonra yaparız''  dediği deniz tatili yapmak için gün sayıyordum ama yaz boyunca işlerin istedikleri gitmediğini söylediler. Bize fark ettirmeden kriz yaşamışlar ama düzeliyormuş şimdi her şey. Babamda yeni yeni düzelirken öyle uzak yerlere uzun tatiller yapmasak dedi. Yine ben iki kere gidelim desem gider çünkü sınav stresim yeni yeni başlarken güzel bir tatilin bana iyi geleceğini ve ihtiyacım olduğunu biliyor. Babamı çok seviyorum. Tamamen beni düşünüyor ama durumlarda ortada... Ama ben de gidelim diyemiyorum. Mesela Antalya'da bayram boyunca boş bir ev var, gidebiliriz ama gidelim diyemiyorum..

öyle işte bir yada iki günlük kısa tatil yapacağız gibi görünüyor. Balıkesir'e sanırım. Bilemiyorum. Sahilde geçmiş 2 gün bana tatil için yeter. Bakın üç değil, bir hafta değil iki gün.. Umarım gidebiliriz.. Bir diğer derdim de dershaneye bembeyaz gitmek istemiyorum. Facebookdan bile alıyorum haberleri herkes deli gibi tatillere gitti, kamplara gitti arkadaşlarıyla. Bu kadar beyaz kalmak, bir kere bile yüzmeden yazı bitirmek istemiyorum.
Çünkü yaz bayramdan sonra benim için bitiyor. 
Çünkü hemen dershanem başlıyor.
Çünkü ben bu sene sınava gireceğim..

Israr da edemiyorum. Dershane ve test kitapları masraflarım zaten kocaman bir köşede duruyor, telefonun kırıldı şimdilik eski bir şey ile idare ediyorum ama onu da alacaklar önümüzdeki haftalarda ki az buz bir şey değil telefon sonuçta..
Kardeşim desen elektronik gitar istiyor, ud kursuna gitmek istiyor, mümkün değil ama londra'ya gitmek istiyor, fotoğraf makinesi istiyor, playstation istiyor... tabi bunlardan sadece birini alacak ama karar veremedi daha velet..

annemler hep böyle sıkıntılar yaşarlardı ama tatile her yaz giderdik. bu sefer geleceği de düşünerek gitmiyorlar sanırım.
Of çok sıkıldım. o kadar sıkıldım ki neredeyse boşverin herşeyi! bırakın! oturun oturduğunuz yerde! diyeceğim ve pişman olacağım.

annem sıkıntımı anladı ve beni alış-verişe götürdü bu akşam. Neye elimi götürdüysem etiketine bakma beğendiysen söyle dedi bir de yerim. Annemde böyle iyi davrandığına göre Antalya işi yatıyor..

O zaman ne yapıyoruuuzzz!
İşin iyi tarafından bakıyoruz! Ve bayramda tatile gitmiyor isek Ankara'ya aylar önce doğmuş kuzenimizin çocuğunu ziyerete gidiyoruz ve bebek seviyoruuuzzz! 40 yılın başı bir araya gelmiş akrabaların tadını çıkarıyoruzzz!

bu da neşe yerine getiren şarkımız olsun!

10 Ağustos 2012 Cuma

bir dizi, bir kitap, bir şarkı, bir film

Dikkat! Spoiler olabilir. Olmayabilir de ben pek anlamıyorum o işlerden ehe

Fringe!  4. sezonu ile
Hemen onunla başlıyorum çünkü Fringe'in 4. sezonunu izlemek için okulun tatil olmasını bile beklemedim salak gibi sınavlarım bile bitmemiş iken izledim ve pişman değilim!
Hele 5. sezonda ne olacağını anlattıkları bölüm yok mu! Beni benden aldı... anlaşılan 5. sezonda ''figh for the future'' olayı işlenecek ve gelecek için savaşacaklar! Peter'ın kızı ile görüşmesi! aman Allahım ne güzel bölümdü! ama 4. sezona gelirsek başlarda Peter'ın hala kendi evreninde olmadığını düşündüğüm ilk bölümler ''hadi artık kendi evrenine gitsin de Olivia ile aşkları devam etsin. Tam kavuştular derken neden  Peter evrenden silindi ki!'' tadında devam etti sonra zaten doğru  evrende olduğunu öğrenince daha güzel akmaya başladı sezon... Ah aşk hikayeleri vazgeçilmezim.
Son olarak September'a nasıl bir sempati besliyorum anlatamam. 5. sezon bölümünden anladığım kadarıyla bu sefer gerçekten ölecek ama hiç istemem öyle bir şeyi inanın.



Tanrı Daima Tebdil-i kıyafet Gezer!
şöyle ki bu kitabı daha bitirmedim ama bana çok şey katıyor bu yüzden sindire sindire okumak istiyorum. Yarısında sayılırım ve heyecan verici bir roman değil sakin, olayı merak ettiren ve kendine rehber edineceğin davranışlar içeren bir kitap.
Bir kişisel gelişim kitabını roman tarzında düşünün.
Nasıl şeyler mi var? Şimdi bir kere benim gibi çekingen, silik insanlara yardım edebilir. Öyle diyeyim.
Kitabın kahramanı eyfel kulesinden atlayacak iken biri gelir ve hayatını düzeltebileceğini ama o ne söylerse harfi harfine yapması gerektiğini söyler. Ve kahraman da kabul eder. Adamın söylediklerini yaptıkça hayatında fark edilmeye başlar..
böyle işte. Çok merak ederek aldım ve hakkını veriyor ne diyeyim..






Şarkımız Güntaç Özdemir ve Benimle Yan
şöyle ki sanki Güntaç'ı bir yerlerden bir diziden filmden hatırlayacağım ama beceremiyorum. En son Okan Bayülgen de dinledim ve çok sevdim. Albümünü almayı planlayacak kadar hemde. Tarzı hoşuma gitti.
Benimle yan en meşhuru sanırım. Klibin 16. saniyesinde ortaya çıkmış La Sardine fotoğraf makinesi ise hayallerimi süslüyor. Güntaç Özdemir de Lomo hayranıymış. Bak daha çok sevdim şimdi onu ehe




Filmimiz ise Neşeli Ayaklar 2! 
Ben hayatımda böyle tatlı sesler, yüzler görmedim. O kadar şekerler ki size anlatamam...
e anlatamam işte! o yüzden filmi izlemeniz gerekiyor! eheh
inanın pişman olmazsınız ben il filmi izlememiştim o yüzden pişmanım. en yakın zamanda ilk filmi de izleyeceğim

7 Ağustos 2012 Salı

mim vol. 3 ve 4



Öncelikle memento mori ve Erdi beni mimlemiş ve ne güzel yapmış! Çok sevindim :)

Çaresi bulunmayan bir hastalığa yakalandınız ve bunun sonucunda yaklaşık 1 yıllık ömrünüzün kaldığını öğrendiniz. Kalan 1 yılınızda ne yapardınız ?

şimdi bu soruya ne cevap versem gerçekte yapacağım bir şey olamaz. O an ki psikolojiyi tahmin etmek imkansız elbet. Kesin dramlar ile dolu bir yıl geçirirdim. Ama şu an drama gerek yok. 
önce ailemin üniversite için bana ayırdıkları tüm fonu ele geçirir, para yüzünden alamadığım her şeyi alır hevesim kaçıncaya kadar kullanırdım. Sonra herkesle vedalaşırdım. Günlüklerimi yakardım ve hatıra kutumu.. ne yapardım bilmiyorum. Onlar benden başkası için önemsiz belki gömerdim onları. İngiltere'ye kısa bir süreliğine gider. En son olarak bir karavan ile İstanbul'dan Antalya'ya doğru aylar süren bir yolculuk yapardım. Sanırım Antalya'da da ölürdüm. 

Fobileriniz , takıntılarınız var mı ? Varsa neler ? 

böcekler özellikle örümcekler. Nefret, kin, korku.. Onlara karşı tüm kötü duyguları hissediyorum. Birde kuklalardan korkuyorum. Tahta kocaman ağzı ve gözleri olan kuklalardan. Hıh! Yükseklik var bir de. Hiç dayanamam. Başım döner..
Takıntı ise her şeyi saklama, her özel andan bir anı oluşturma çabası olabilir sanırım. 
Ve güzel bir günü asla güzel bir fotoğraf olmadan bitirmem. Bazen o fotoğraf için eğlenceyi bile kaçırırım ama o fotoğraf olmalı! eheh 

Bir sabah kalktınız ve dünyada hiç bir insan olmadığını öğrendiniz, ne yapardınız ? 

sanırım will smith'in Ben Efsaneyim filmini tekrar izler öyle alışmaya çalışırdım. Tabi benim başa çıkacağım evrimleşmiş insanlar olmadığı için her şey daha kolay olurdu.
ımm dünyada yeni hiçbir şey üretilmeyecek o zaman. O yüzden ben de bulabildiğim en büyük eve girer, yemek için bir bahçe sera oluşturur, süpermarketi mutfağa taşır, en büyük odasını kütüphaneye çevirir bulabildiğim herşeyi dizer ve hayatım boyunca onları okurdum, evin bir odası sinema salonu olacak elbet oraya da tüm filmleri doldururdum.. Böyle günümü, gün ederdim işte hiç gezmez tüm hayatımı o evde geçirirdim. 
Ayyy ne güzel olurdu! bu bir ceza değilde hayal gibi adeta!

İtiraf edin prens/prenses e dönüşür diye kaç kurbağa öptünüz ?
hiç öpmedim.

En son yaşadığınız küçük düşürücü , unutamadığınız olay ?

Bir de burada anlatıp olayı daha unutulmaz yapmak istemiyorum. Küçük düşürücü olaylar benim kabusum gibidir. Asla unutamadığım bir kabus..

Asla yanınızdan ayırmadığınız 3 şey ?

Sanırım telefon bir numara ama asla yanımdan ayırmadığım şeyler.... ımmm... gözlüğüm! evet ne zaman sinemaya gideceğimiz belli olmuyor, gözlüksüz göremiyorum. Veee.. her zaman yanımda fazladan bir lastik toka oluyor. Saçlarımı açmayı seviyorum ama sıcak basmalarına, bunalmalara karşı anında toplayabilmem lazım.

Hayatınızın bir kitap/ film olmasını isteseydiniz hangi kitap/film olmasını isterdiniz ? 

aa bak bilemedim şimdi.. Doctor Who'nun yanındaki Amy Pond olmak isterdim. zamanda yolculuk, Herşeyin başlangıcı ve sonu. ayyy evet evet! kesinlikle Doctor Who! 





En yakın arkadaşınızın bir uzaylı olduğunu ve sizi ilk denek olarak kendi gezegenine götüreceğini öğrendiniz, ne yapardınız ?

heyecanlanırdım. Uzay sonuçta. Yakın arkadaş olduğumuz için orada canımı yakmayacaklarını umarak giderdim ne yapayım. -tabi ''gerçekten'' yakın arkadaş isek-


İsviçreli bilim adamları görünmezlik hapını buldu ve siz bu hapı kullanan ilk kişisiniz. Hapı kullandıktan sonra yapıcağınız ilk şey nedir?

ahahha neler yapmazdım ki.. Arkadaşlarımın hepsinin benim hakkımda gerçekten ne düşündüğünü öğrenir, asla yaklaşamayacağım ünlülerin evlerinde gezinir, girilmesi yasak neresi varsa oraya girerdim.  Ah bir de uçma gücüm olsaydı. ehe 


veee Spot ışığını arayan kız 'dan gelen mimde sıra bu da çok hoş :)

Mimin konusu: Kendimizi kötü hissettiğimizde neler yaparak mutlu oluruz?

Çok basit kendimi kötü hissettiğimde uyurum. Ve uyandığımda o ruh halinden çıkmış olmak için dua ederim. Bu durumda uyumadan önce bir bardak sıcak çikolatanın yardımı olur elbet.

**

Okuyan, okumayan, mimleyen, mimlemeyen herkes çok teşekkürler! Nasıl eğlendim bu soruları cevaplarken anlatamam! :) mim için geç kalmışım o yüzden herkes yapmış. İsim yazamıyorum ama isteyen üstüne alınabilir ehe
** 
gereksiz not:
böyle soruları cevaplarken hep ileride ünlü biri olacağımı ve benimle röportaj yapacaklarını hayal ediyorum. ne yapayım hayaller de olmasa yaşanmaz ki

3 Ağustos 2012 Cuma

şunu anladım ki Ted Evelyn Mosby benim ruh eşim



sanırım hayatımın erkeğini How I Met Your Mother'ın 7. sezonunu tamamen bir günde bitirmenin ardından buldum. O kişi de Ted Mosby. Evet yanlış okumadınız. Soyadını yanlış yazmış olabilir bilmiyorum ama bildiğim bir şey varsa o da kesinlikle ruh eşimi bulduğum.

Bir kere o da kader ile kafayı takmış. Tıpkı benim gibi işte! Sürekli hayatında gelişen olaylara çok fazla anlam yüklüyor ama sonunda tüm uğraşı, tüm çabası boşa gidiyor.. Bu sezonda son bölümlere doğru yıllar önce ayrıldığı kız arkadaşını görünce, ''aa bu kader işte! ikinci kez karşıma çıkmış olamazsın! Bu bir tesadüf olamaz! Seninle evlenmeliyim!'' diyor ama kız nişanlı çıkıyor.


Mesela Ted Mosby Star Wars'u izlememiş veya beğenmemiş biriyle asla çıkmazdı. Ben ise yabancı dizi kültürü olmayan veya filmleri sevmeyen ve how i met your mother'ın adını bile duymamış hiç izlememiş biri ile birlikte olamam.

Anlatabiliyor muyum derdimi? Tüm bunların nedenini?

Ben sevgilim ile favori süper kahramanımı yarıştırmalıyım. Hatta filmleri.. Ben eski Spiderman üçlüsüne hayranken o yeni seriye tutuklu kalsın. Ben 1978 yapımı Superman filmlerinden sıkılırken o onlara bayılsın. Ben en çok superman'i severken o Batman'i sevsin ve ben onunla ''gerçekten uçamadığı halde pelerin takan bir süper kahramanın nesini seviyorsun'' diye dalga geçeyim. Sonra o bana ''mavi tayt üzerine kırmızı çamaşır giymiş bir Superman'in nesini seviyorsun'' desin. 10 dakika küselim surat yapalım ve sonra barışalım istiyorum.

O Lord Of The Rings hayranı olsun ben Harry Potter.
O Queen hayranı olsun ben Beatles.
Onunla oturup tüm eski filmleri izleyelim. Gerekirse tekrar tekrar.
O neden yuvarlak John Lennon gözlüğünü bu kadar çok istediğimi anlayabilecek biri olmalı.
ben betales'a aşık iken onun demet akalım, serdar ortaç dinlemesi olmaz.
Ondan başka biriyle Batman'in son filmine gitmeyi düşünmemeliyim bile-ki hala gitmedim meraktan ölüyorum!-
onunla Özdemir Asaf mı, Cemal Süreya mı diye kavgalara tutuşmalı, Ona Aylak Adam kitabının beni ne kadar etkilediğini anlatabilmeliyim, Onunla cafede cam kenarında oturup dışarıda karşıdan karşıya geçen garip çantalı kadının sağa mı sola mı döneceği hakkında iddiaya girmeliyim ve kaybeden hesabı ödemeli...

ve böyle daha bir sürü şey..
Şu tanışmadığım sevgiliye not gibi oldu bu biraz ama amacım bu değildi. Hani çok güzel bir film izlersin de o duygusallıkta yaşarken bir şeyler karalamak istersin ya, hani favori kitabını üçüncü kez bitirdikten sonra bir iç çeker ve bu kitaba aşık olan adama aşık olacağım dersin ya..
Benim şu an yaşadığımda o..

En sevdiğim dizinin koca bir sezonunu odamdan çıkmadan izledim ve kalemimden bunlar döküldü.

Ben Ted Mosby gibi hayatımı ''O''nu arayarak geçirebilirim.
Ben sevdiğim şeylerden bahsederken bana boş boş bakmayacak, anlayacak, mümkünse benimle birlikte sevecek birini arıyorum.

İşte bu yüzden Ted Evelyn Mosby benim ruh eşim.


23 Temmuz 2012 Pazartesi

140 karakter tadında zırvalar

Size şu an kenarda köşede virgin fm'de çalan şarkıyı hediye ediyorum klip de pek hoş ehe



Ersin Karabulut'un Amatör çizmesini sevmiyorum değil çok seviyorum ama Sandık içi çizmesini özlemedim değil.


Karikatür dergisi macerama GIRGIR okuyarak, Deniz Kestane'ye hayran olarak başlamış biri olarak şu sıra gırgır alamamak bana onlara ihanet etmişim gibi hissettiriyor. Bir hafta uykusuz, bir hafta onu  alayımda olmuyor ki. Köşeleri takip edemiyorum aynı anda iki dergide fazla geliyor.


Fazıl Say videoları ile saatler geçirdiğim doğrudur. Bir ara piyanoyu bırakmayı düşündüm ama onun 4 yaşında başladığını öğrendim, vazgeçtim.


İki aydır Sinema dergilerini alıp bir köşeye atıyorum. Bir kolleksiyonum olması heyecanı okuma heyecanına yenik düştü. Üzülüyorum.. En kısa zamanda onları okumak istiyorum.


Sherlock Holmes-Akıl Oyunları Gölgesinde tüm hikayelerin toplamı ve çok güzel!


Uluslar Arası İlişkiler okumayı bir süredir aklıma yatırmıştım ama sonra editör olmanın ilginçliği geldi. Yine sinema, tv, derg, gazetecilik gibi hayallerimin işlerine dönebilirim. Allahım ben ne yapacağım!


Keşke 30 Olsam filmini üçüncü kez televizyonda denk gelerek izledim ve ben gerçekten Mark Ruffalo'ya aşığım arkadaş!


bazen, hayatımdaki bazı insanlarla bir gün oturup karşılıklı kahve içme hayali beni hayata bağlıyor


telefonumu sırf mesajlar yüzünden değiştirmeye korkuyorum. 2010 yılından mesaj kalır mı yahu


kenarda bekleyen film dvd'si kadar beni rahatsız eden bir şey daha yok. Ne yaparsam yapayım aklım hep onda.


keşke filmlerde olduğu gibi, depresyon ayrılık anlarımda izlediğim bir film olması gibi bir geleneği yaşayabilseydim.çok özendim bak.


ilişki başındaki utanıp sıkılma olayları favorim. Baksam mı, konuşsam mı, gitsem mi, görsem mi mi mi mi..

postcrossing için 4 farklı kırtasiye gezdim ama elde edilen kartpostal sayısı 6.. ve her seferinde tozlu raflardan kalkıyor ne kötü aslında..


açık havada oturuyorsan hele bir de ufak ufak esiyorsa 567847 bardak çay içebilme kapasitemi kontrol altında tutmam lazım..


Bana ilk karışık cd yapan erkekle evleneceğim. Filmlerde 8 yaşındaki velet yapıyor sizin eksiğiniz ne arkadaşım!

18 Temmuz 2012 Çarşamba

tanışmadığım sevgilime not



Merhaba sevgilim..
Kimsin nesin necisin bilmiyorum ama bir şeyler söylemem lazım. Senin için değil kendim için. Kendimi açıklığa kavuşturmak için.. Neyse otur sen bir çay koy ve oku...

Sen, senden önce ne olduğunu bilmek ister misin? Ben seninkini bilmek isterdim çünkü.. ama üzecekse söyleme.. adı üstünde benden önceydi. Bana gelince sadece mavigözlü biri vardı. Birkaç gece buluşması, bir konser, bir kaç filmden başka bir şey paylaşamadık. Zaman yetmedi.
ikinciye geçeceğimi sandın değil mi? Hayır ikinci olmadı. Evet geçmişimdeki rakibin güçlü her ne kadar paylaşamadık desem de ilk aşkımdı. Neyse işte. Öyle..

Şimdi bir kaç konuda anlaşmamız gerekiyor. Öncelikle bana yalan söylemeyeceğine söz ver. Sonra beni gününün her saniyesini elinde telefonla sevgilisine yetiştiren manyaklardan yapma.. Hayatı minik bir ekran yüzünden kaçırmama izin verme olur mu?

Fotoğraf çek. Yani fotoğraflarımızı.. her özel günden ufak hatıralar oluşturalım. Bir fotoğraf çekelim, kahvenin yanında gelen peçeteye garsondan kalem isteyerek sadece ikimiz için anlamlı birkaç kelime karalayalım, yemeğin fişinden gemi yapalım.. bilmiyorum işte. Eğer ki olur da bir gün yürümezse diye bana seni hatırlatacak şeyler ver. Böylece onlara bakarak yastığımda boğulacak gibi ağlayabileyim..

Kucağına al beni. bunu çok severim. Benden daha kısa olamayacağın için sorun olmaz hem boy hem kilo.. Kilo takan biri değilim, zaten kilolu da değilim ve boyumla barışığım gibi görünsem de değilim. Sadece 5 santim daha uzun olmak için neler yapabilirdim bilemezsin. bu yüzden boyumla dalga geçme.. Bana her zaman minyon tipli kızların sevimliliğinden bahset..

Bana özel lakaplar üret. İster sevgi sözcüğü olsun ister komik.. Ama sende herkesden farklı bir adım olsun ve bu aşkım sevgilim güzelim olmasın. Ve lütfen çok sık aşkım kelimesini kullanma. Sevgilim kelimesi ise tam tersi..

ayrılık vakti öpücüklerimiz hep uzun olsun. Başta uzun sonra süresi giderek kısalanlardan olsun. Ayrılmak istemediğimizi hatırlat bana..

aaa bak unutuyordum neredeyse. Bana bir kaç tişörtünü ver. Pijama yapayım onları. Evde onlarla dolaşayım.. Mümkünse kokun sinecek kadar uzun zamandır kullandığın bir şey olsun. Lütfen. Hatta al bu maddeyi en başa taşı.

bizim bir şarkımız olmasın. Eğer ki konserlere gideceksen mutlaka 3den fazla gidelim! Hatırlayamayacağım kadar fazla olsun. Şarkılar insanı mahvediyor doğru ama bir şarkıcı ise bizim için özel olan, zamanla onun tüm şarkılarından nefret etmek istemiyorum. Eğer ki gidersen müziğimi de parçalamış olma istiyorum. Çok mu şey istiyorum?

arada ben uyuduktan sonra özel mesajlar at bana. Su içmek için gecenin bir yarısı kalktığımda saate bakayım derken o mesajı göreyim. Ve şapşal bir gülümseme yerleşsin uykulu gözlerime.. hadi şimdi bunu al ve ikinci sıraya çıkar. hadi kuzum..

Devam edeyim mi yoksa daha senle tanışmamışken bunları yazan kızdan, daha da ileri gitmiş ve hiç tanışmadığı birine günün birinde ayrılırsak diye ültimatom vermiş bu kızdan korktun mu?

Korkma.. Ben sadece... Ben... Ben o kadar uzun zamandır yalnızım ki sadece seni yanımda hissetmek istedim. Bu yazıyı yazdığım 24 dakikadır da benden daha mutlusu yok.. Sadece bunları düşünerek bile..

Korkma.. daha sonra devam ederim. Şimdi yatmaya gidiyorum.. Günün birinde bunların gerçekleşeceği hakkında umutlarım hala yarım saatliğine daha tazeyken uykuya dalmayı deneyeceğim..
İyi geceler hiç tanışmadığım sevgilim.
İyi geceler..

16 Temmuz 2012 Pazartesi

şu sıra *4

Tek maddelik şu sıra yazıma hoşgeldiniz!

adet oldu şarkı başta veriliyor bu yazıda,
buyrun efenim

İşte şu sıra tek yaptığım şey yanda gördüğünüz resimden ibaret!
Evet aynen öyle. YGS çalışıyor, Çok özenerek aldığım Sherlock Holmes kitaplarımı okuyor ve piyano kursuna gidiyorum.
Benim bir şikayetim yok açıkçası. Sadece canım çok yazı yazmak istedi. Bende bir Şu Sıra patlattım gitti.
Öyle işte..

*hani ygs çalışıyor yazdım ya oraya, o çalışmaya çalışıyor olacaktı. Dershane de başladı sayılır. Evde çalışamıyorum bari sabahları dershaneye gideyim, akşama kadar çalışayım diyorum. Derslerimiz başlamadı sadece öğretmenlerimiz ramazan boyunca haftaları bölüşmüşler gelip soracağı şeyler olan varsa öğretmenlere göre gelecek demişler. Bende gider kütüphaneye kapanır çalışırım diyorum. Bir de sıcaklar olmasa off off


13 Temmuz 2012 Cuma

bir şarkılık yol


Müziği kapatmamalıyım dedim kendime. Ama buradaydım işte evin sokağına girmiştim ve birazdan bitmesi gerekti müzik. Sırf şarkının sonunu getirebilmek için bir sonraki sokağa girdim. Daha önce sadece ağaçların arasından arabaların akışını gördüğüm bizim evin önünden daha işlek bir sokak.

Hikayeler daha başka burada. Belli... Hava egzozdan daha çok koşuşturma içindeki yetişkin nefesleri sayesinde kirleniyor burada, ama bizim sokak istop oynayan çocukların birbirinden kaçarken ki nefes nefese kalmışlıkları ile dolu.

Bir kız posta kutusu başında elinde sarı bir zarf bekliyor. Kararsız belli. Yakınına mektup atacak değil ya dedim kendi kendime sevgilisi var zarfın sağ alt köşesinde apaçık. Ayrılmak mı istiyor yoksa barışmak mı bilemedim bir an. Boş verdim sonra. Aklımda sadece hala mektuplaşanların olduğunu bilmenin zevki kaldı.

İki küçük takıldı gözüme ufacık çimenlikte topu yola kaçırmadan paslaşıyorlar. Anneleri uyarmış ki korkuyorlar. Öleyise top oynamak istiyorlar ama biliyorlar ki top yola kaçarsa arkasından gidemezler, biliyorlar ki anneleri bir daha izin vermez. Miyop gözlerime aldırmadan yüz ifadelerini görmeye çalışıyorum. İkiz. Tüm bu lar ler ekleri boşunaydı. Anneleri birdi, endişeleri birdi, belki odaları hatta eğlenceleri birdi. Onlarda bir sayılırdı. Daha değişik dünya görüşleri öğrenerek birbirlerinden ayrılacak kadar büyük değillerdi çünkü. İçlerinde tamamen saf benlik olan aynı evde büyümüş iki kişi nasıl farklı olabilirdi ki..
Bilemezdim..
Bu yüzden devam ettim yoluma.

Evin yoluna geri döndüğümde parkın içinde bir kız dikkatimi çekti. Oturmuş banka, gözleri yerde.. Bir şey düşünüyor belli ama dertli gibi değildi.. Daha da yaklaştıkça gözlerinin yerde değilde elinde olduğunu anladım daha doğrusu elindeki kitapta. Öyle imrendim ki ona, çevresindeki kimseye aldırmadan oturmuş açık havada kitap okuyordu. Ben bunu yapamazdım. Çevremde o kadar çok çocuk koşuştururken, anneler oğlu-kızı şimdi düşüp dizini incetecek diye beklerken, bir kaç ağaç ötemde biri sevgilisini beklerken nasıl da dalmıştı kitabına...

Şarkımın sonunu dinleyebilmek için yolu uzatmıştım ama baksanıza çevreme öyle daldım ki şarkı sadece arka plan olarak kaldı düşüncelerimde.. Ben sadece şarkısının sonu gelsin diye yolunu uzatmış sıradan biriydim. Sanki kendi hayatımla ilgili düşünecek hiçbir şeyim kalmamış, hiç derdim yokmuş gibi çevremi anlamaya çalışıyordum...


Sonra kendi kendime ''e be kızım çok dertsizsin sanki. Boş ver kim ne yapıyorsa yapsın'' dedim ama dememe kalmadan ikizlerden az biraz uzun olanı topu yola kaçırdı ve annesine fark ettirmeden dikkatlice topu geri aldı,posta başındaki karasız kız mektubu atmaktan vazgeçti, sevgilisini bekleyen çocuğun yüzünde bir karşılama gülümsemesi belirdi, kitap okuyan kızın telefonu çaldı ve benim şarkım bitti..


7 Temmuz 2012 Cumartesi

mim vol. 2


çok şeker bir mim bu. Anlamlı ayrıcada... Olabilecek iki güzel insandan geldi mim,
Spot Işığını Arayan Kız  ve  Memento mori..
Hemen başlıyorum. Ne de olsa mim kısa ve özlük hakkında ehe

Memento Mori benim için tek kelime ile derin demek.. Hemen açıklayayım. Bunu ona da söylemiştim daha önce onun bloguna bazen yeni yazısı olmasa bile giriyorum. Neden mi? Sanki blogu sevdiğim her şeyin bir kolajı gibi.. Ya da olmak istediğim bir kişiliğin.. Zevkine, sözlerine, blogunda ki favorilerine bende hayranım. Daha nasıl anlatılır bilmiyorum ama öyle işte.. Ve onunla ilgili her şey daha bir derin, onunla ilgili her şey daha bir anlamlı geliyor.. Bloguna girdiğimde olmayan ceketimi ilikleyesim geliyor sanki ehehe Ne bileyim işte sevdiğim insanları anlatırken zorlanırım bu kelimeyi bulduğuma bile şükrediyorum.
Teşekkürler bu arada mim için! :)

Spot Işığını Arayan Kız için ise ikiz derdim sanırım. Hatta diyorum! açıklamam gerekirse anlattıkları çok tanıdık geliyor. Kelimelerde kendimden parçalar görüyorum. Ve blogu o kadar tatlı ki! ehehe blogu şeker olsa en sevdiğim tatlı olurdu herhalde

ilk defa birilerini mimlemek heyecan veriyor!
Mia,  Vişne Çürüğü,  Elif,  Spot ışığını arayan kız , Memento mori,  Erdi karadeniz
*mimi yayın olarak yapanlar olduğunu biliyorum o yüzden sadece yorum olarak yazsanız daha kolay olur hatta çok hoş olur bence ehe

5 Temmuz 2012 Perşembe

Bu haftanın önemi hatırlanabilecek bir yerlere kaydedilsin amaçlı yazı


Merhabalar! 

Mutlu gibiyim. Sadece az önce çok güze bir sofradan kalktım da onun mutluluğu geçmedi sanırım. Ya da değilim. Aslında mutlu olmak istiyorum ama içimde bir yerlerde yapamadığım bir şeyler varmış, birileri beni engelliyormuş gibi hissediyorum. Ya da ben kendimi engelliyorum. Evet evet ben kendimi engelliyorum. Rahatıma fazla düşkün biriyim tam olarak öyle denmese de ımm... hani kova burçları evcimen olur ya. Bende öyleyim. Evim güzel evim misali..  Bu sıcaklarda evimde buzlu çayım ve atıştırmalıklarımla dizilerimi izlemek varken hiçkimseyi arayıp sormadım. Gerçi biraz meşgüldüm de hiçbir yaz olmadığı kadar gidip gelme yaptım akrabalarımla... O çıktı, bu vardı, keyfimi bozmadım derken ramazam geliyor. Ve ben ev kuşu Summer olarak bunu değiştirmeye karar verdim, yani evde daha fazla oturmamak adına ve bilin bakalım neler yaptım!
İşte asıl konuya gelebildim ehe


Şimdiii ilk olarak piyano kursuna yazıldım! Evet. Uzun zamandır hayallerimi süsleyen şey gerçek oldu. Piyanom daha yok ve daha sadece bu hafta başladım ve topu topu iki saat dersim oldu ve sadece pıratikten ileri geçemedik ama piyanonun başında hissettiğim şeyler güzeldi. Kuzenimin eski bir orgu varmış bana kargolamasını rica ettim ve bir iki güne oda gelir ve gerçekten çalışmaya başlayabilirim. Ödev olarak verilen parmak egzersizini masanın üstünde yapmaktan yoruldum artık.


İkinci olarak ders çalışmaya başladım! En sonunda geçen gün evde gerçekten yapacak bir şey bulamadığım da kafama dank etti! dedim ''summer sen galiba tatilini yaptın buraya kadarmış boş boş evde dolanmak. Oraya buraya gidip gelmek. Resmen bir YGS öğrencisi olmaya hazırla kendini!''  ve gerçekten başladım. Bu kadar zaman başlamama sebebim dershane öğretmenimin kendine dinlenmek için de zaman ver. Kendin belirle bunu. Kafanı iyice boşalt. Okul yüzünden yapamadıklarını yap, görüşemediğin arkadaşlarınla görüş, kaçırdığın filmleri izle ondan sonra başla demişti. Okulun bitimi ile aralıksız derse başlama demişti. Hayır bahane üretmiyordum öğretmenimin tavsiyesini uyguluyordum! ehehe


Ve bir kaç arkadaşla iletişime geçtim. Buluşmak istedim. Biri biraz zorla oldu. Ona borcum sözüm varmış gibi hissediyordum ama diğeriyle buluşmak için sabırsızlanıyorum. Onunla dertleşmeyi özlemişim. Ayy aklıma geldi de onunla ne kadar eğlendiğimiz. Yerim. ehe neyse işte böyle. 


bu arada Memento Mori beni mimlemiş. Evet mim kolay gibi görünen ama hileli mimlerden. Düşünmek lazım gerçi ben ne yazacağımı aklımda sadeleştirdim ama yinede biraz vakit. Yapacağım mimi çok mutlu oldum inan.


Doğum günüme 7 ay var biliyorum ama eğer ki bana Bu kitabı almak isterseniz hayır demem. Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer. Sadece aşık oldum sanırım kitaba daha okumadan ve okuyacağım zamanı bekliyorum.


Ve son bir hatırlatma duyduğumda inanamadım! D&R'da Can Yayınları'na ait 380 cıvari kitap 5 lira olarak etiketlenmiş. Yaz kampanyası var sanırım ve kampanyanın sözü ''yeni bir kitaplığa ihtiyacınız olabilir!'' Kesinlikle öyle! yarın D&R'a gidip talan etmek istiyorum orayı! Aklımda olan kitaplar umarım indirim kapsamındadır!

Buyrun şarkımız. Bu kadına hayranım iyi ki yarışmayı o kazandı!
Kendinize iyi bakın, hoşçakalın.

30 Haziran 2012 Cumartesi

zamanın bolluğu yüzünden hiçbir şey yapamıyorum

Garip bir başlık evet. Yazı bittiğinde anlam bulacak bitiremezsenizde anlarım zira biraz fazla kopuk kopuk. Yine de durum bu evet..

düşünmeden yazmaya başlamak.. uzun zamandır yapmadığım bir şeydi.. ne olacak nasıl olacak bilmiyorum.. aklımda hiçbir şey yok sadece içimde bir yerlerde bir şeyler yazma isteği var. bunun nedeni uzun zamandır bir arkadaşı karşıma almamış olmam sanırım. Bazı şeylerin gökten zembille inmeyeceğini anlamam lazım.

Hiç kimse kapımın önüne gelp beni zorla ''beraber bir şeyler yapalım!'' diye dışarı çıkarmayacak

Hiç kimse neler yapıyorsun bakalı diye mesaj atmayacak durduk yere. Yapsalar bile mutlaka bir şey isteyecekler..

Hiç kimse yanılıyor olmasına rağmen inadı yüzünden geri adım atıp karşıma çıkıp özür dilemeyecek. Bende haklı olmama rağmen şimdiye kadar attığım geri adımları düşünüp o zaman yaptıysan şimdi de yap diyeceğim. Uzun zaman bunu yapmadığım  için garip olacak ama olsun.. Arkadaşlıklar güllük gülüstanlık gitmiyor her zaman. Kaybetmek istemiyorsan bazı şeyleri yutacaksın. Önemli olan bu kelimeleri yutmanın arkadaşlığımıza değip değmeyeceği.. bunu da çözdüm mü değmeyin keyfime..

Arayıp birlikte olmak istediğim o kadar çok kişi var ki, yapmak istediğim  o kadar çok şey var ki, okumak istediğim o kadar kitap izlemek istediğim o kadar film var ki...
Ne durduruyor seni derseniz zamanın bolluğu durduruyor. Evet aynen öyle.. o kadar çok bol zamanım var ki nasıl olsa yaparım, amaaan şimdi gerek yok diyerek sürekli ertelemek beni durduruyor. Amann tatilim neyle dolacak bırak sonra yaparsın diye diye 3ayın bir ayı bitiyor hatta bitti!

Birini arayıp hadi kahvaltıya gidelim mi diyeceğim, uyanamıyorum, uyansam sıcaktan yakınarak erteliyorum... Kitap mı okumam lazım, dur önce bir televizyona bakınayım nasıl olsa zaman bol diyorum... Çok şey yazıyorum ama defterden buraya geçirmek zor geliyor.. Burada da büyüsünü kaybeder diye korkmuyorum değil açıkçası.. O defterde kaldığı sürece benim için çok güzel özel olacaklar ama taşındığı zaman hiçbir özelliği kalmayacak diye korkuyorum..
sanırım buradan çıkarmama gereken ders,

''ne yapacaksan hemen şimdi yap. Zamanın bol falan değil. O işleri yapmaya başladığında aslında ne kadar kısıtlı zamanın olduğunu anlayacaksın...''



Kendinize iyi bakın, görüşürüz.

28 Haziran 2012 Perşembe

şu sıra *3

kısa kısa maddeler halinde olması gerekirken upuzun ve birbirinden kopuk yazılar silsilesine hoşgeldiniz. Adet olduğu üzere şarkımızı başta veriyorum:
We Are Young - fun
ve başlıyorum efenim.

  • bir akşam kalmalı bir ankara gezisi yaptım ve geri döndüm. Amaç askerden dönen kuzenimi görmek ziyaret etmekti. Güzeldi yorucuydu ama asıl olay ise kardeşimi Ankara'da bıraktık da geldik. Orada teyzem ve kuzenimle kaldı. Tatil yapmak istiyordu bana da o imkanı verdi! ehe ev bir hafta benim! (kötülük dolu bir kahkaha)

  • Bu sene sözde sınava hazırlanacağım ama geçen sene olmadığı kadar dolu geçmeye başladı tatilim! Hayır anlamıyorum bunca aktivite, gezme neden geçen sene yoktu. Geçen sene koca bir yaz dizilerle filmlerle boş boş geçmişti bu sene ise televizyon açmaya vaktim olmuyor. Sürekli bir yerlere gidiliyor, sürekli birleri gidip geliyor anlamıyorum ki... Murphy kanunu mu nedir illet bir şey var ya, hıh işte o devreye girdi anlaşılan!

  • daha ders çalışmaya başlayamadım..

  • Günlük yemek öğünüm ikiye düştü. Zaten saat 10dan önce uyanamıyorum, 12-1 arası  kendime güzle bir tepsi yapıyorum, televizyonda güzel bir çizgi film bularak kahvaltımı yapıyorum. Ki bu genellikle TNT'de Ben10 oluyor. Zaten evde kimse yok, mutfakta tek başıma kahvaltı yapmamın anlamı olmaz değil mi ama ehehe
    evet tepside yapıyorum kahvaltıyı ama tepsilerimi bir görseniz! bir ben yokum içinde. ahh ahh şu an daha kahvaltı etmemiş olmam ağzımın sularını akıtıyor düşündükçe..

  • Dün akşam bir rüya gördüm ki! Ayrıntıları anlatamam ama uyanınca çok mutlu oldum! Uzun zmaandır yüz yüze görmediğim birini yanıbaşımda bana sarılmış halde görmek beni afallatı. Ama çok iyiydi yaa.. Saat çalar ile uyanmayınca rüyalarımı hatırlıyorum ve yazın tek güzelliği bu. Uyanınca rüyalarımı hatırlamak.

  • Bildiğiniz gibi, yada bilmediğiniz gibi Postcrossing diye bir site var ve  ben bu siteye üye oldum. Taaa önceden Deep bana önermişti bunu. Bende o zamanlar okul falan derken ilgilenememiştim ama geçenlerde 5 adres birden aldım ve gönderdim. Hollanda'ya bir haftada gitmiş bile! Nasıl sevindim nasıl sevindim anlatamam! şimdi bir tane gönderdiğime göre bana da gelecek ayy çok heyecanlı!

    bunu daha ayrıntılı anlatan bir yazı yazarım daha sonra ama bilmeyenler için burası dünyanın her yerinden üye insanlarla kartpostal alışverişi yapılan bir site. İlk başta sadece 5 tane adres alabiliyorsunuz, zamanla adres alma kapasiteniz yükseliyor diye duymuştum. 
bunlar benim şu an yolda olan kartpostallarım.

Bu da Hollandaya gönderdiğim kartpostal.
Çoktan siteye tarayıp aklemiş ve teşekkür yazısı yazmış bile! 

  • şu sıra yazacağım hiç mektup yok. Tüm mektuplarım çoktan gönderildi. Kimisinden ulaştı diye cevap geldi kimisinden gelmedi. buna Mia'm ve Vişnem de dahil. Cevaplarını bekliyorum onların! Ah bu heyecanları hiçbir şeye değişmem! eheh

Ben yazının sonlarına doğru bir haber aldım.Bir saatlik mesafede oturan teyzemlere gidiyormuşuz ve bu akşam orada kalabilirmişiz annemle! gidip hazırlanmam lazımmmm! Hatta duşa girmem lazım! hatta kahvaltı bile etmedim ben daha ve annem 1 saate çıkarız diyor! Aman allahım!
E siz niye hala beni oyalıyorsunuz! ehehe
Kendinize iyi bakın, görüşürüz! 


13 Haziran 2012 Çarşamba

Jason Mraz!

size benim için çok özel bir adamı tanıtacağım bugün. Tanıtmak da değil aslında sadece o hakkında yazı yazmak isteyeceğim kadar önemli biri.
kim mi o? Adı Jason. Jason Mraz.
Her şarkısı benim için ayrı önemli, her şarkısı ayrı güzel. Daha önce hiç onu dinlememiş biri bile radyoda herhangi bir şarkısına rast gelse keyfini çıkarmak için sesi biraz daha açar eminim.


Dün D&R siparişim geldi! içinde yeni çıkan Sherlock Holmes serisinin iki kitabı ve Jason Mraz'ın yeni albümü LOVE vardı. Paketi nasıl açtığımı size anlatamam. Biraz daha heyecanlı olsaydım içindekilerdne de bir şeyler yırtabilirdim öyle diyeyim size ehe ilk albümünü de sene başında doğum günü hediyesi olsun diye kitapların arasına katmıştım bu sefer de karne hediyesi olsun dedim. ne de olsa 30 liraya yakın albümlerdi.
Her neyse ama çok mutluyum! Dünden beri yüzlerce kez cd takrar çaldı!

I'm yours şarkısı mesela..
melodide ve sözde en sevdiğim kısımda şöyle diyor
  And it is our God-forsaken right to be love loved love love
  -Ve bizim terk edilmiş tanrımız sevilmekte sevmekte sevilmekte sevmekte haklıdır...

Lucky şarkısı mesela..
bence bir çift için yazılmış en güzel düet parçalarından biridir.
  -onlar bilmiyorlar, böyle bir aşkı beklemek ne kadar sürerse sürsün değer..


Butterfly şarkısı mesela..
ilk duyduğum andan itibaren eksiksiz her çalışında her yerim tamamen asla yerinde durmaz. Etraf sakinse kalkar dans ederim, birileri varsa ayaklarım durmaz onlar dursa ellerim..

If its kills me şarkısı mesela
  -pekala.. gerçekten tüm yapmak istediğim seni sevmek. Bir arkadaştan çok daha yakın. Ama tüm yaşadıklarımıza rağmen bunu söyleyemiyorum. Ve senden tek istediğim beni hissetmen. İçinde büyümeye devam eden bir his olarak. Eğer bu beni öldürürse sana doğru ulaşmak için bir yol arayacağım. Eğer beni öldürürse.. Eğer beni öldürürse.. Bence bu beni öldürebilir..

Geek in the pink
baştan sonra içimi kıpır kıpır eden bir şarkı. Butterfly'dan önce bile gelebilir bu konuda. en çok güldüğüm kısım sa..
  -Ama aşk tanrısının taramalı silahı ona bir kaç kez isabet etmiş herhalde. Çünkü sık sık aşık oldu sorun bu işte!







Live High
  -Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Bu dünya koca bir rüya
Love For A Child
şarkının adı bile bana huzur veriyor. Altında bir yaşanmışlık hissediyorsunuz..
Only Human
şarkısın içinde de söylüyor zaten. Çoğu zaman kendimize söylediğimiz bir şeyi
  -çünkü biz sadece insanız..
The Dynamo of Volition
bu şarkıyı asla ezberleyemedim ve şarkının ne hakkında olduğunu dahil bilmiyorum. Dinlerseniz anlarsınız. Adeta bir tekerleme gibi!

**
ve ikinci albümünde ki şarkıları anlam çıkaracak kadar dinlemedim. -daha 2 gün önce aldım insaf ehe- tek bildiğim ilk dinleyişte dilime nakaratı dolanan iki şarkı.
I Wont Give Up
ve
Living in the moment

**
ömrüm boyunca hiçbir yazıya şarkı eklemesem bunlar onların yerine geçer herhalde ne kadar fazla oldular. amaaan gaza geldim ne yapayım. ehe
umarım beğenirsiniz!

LOVE albümünün içinden çıkan bu kağıtta şarkı sözü yazdığını sanmıştım. Ama hayır. Bu kağıtta yazanlar albümdeki tüm şarkıların özeti. Çok daha zekice!




           ''understanding love is one of the hardest thing in the world.''  *



*aşkı anlamak bu dünyadaki en zor şeylerden biri

5 Haziran 2012 Salı

hadi size birkaç film söyleyeyim *1

malumunuz okullar kapanıyor ve bende son haftamı genelde okulda geçirmeyi severim ama bu hafta gitmeyesim geldi. Daha doğrusu pazartesi günü sınıfımızdan okula giden sadece 2 kişi olduğunu duyunca gitmeyesim geldi ve deli gibi film izliyorum evde. Bir moviemax kanallarından bir dvd'den. Her neyse baktım liste kabarmış dedim bunları insanlarla paylaşmak lazım Summer. Ve başlıyorum efenim...
**

öncelikle Three Musketeers - Üç Silahşörler var. Klasik üç silahşörler hikayesi olmasına karşın, Şimşek Hırsızı filminden yakışıklı oyuncu Logan Lerman ve Orlando Bloom dikkatimi çektiği için izledim ve sıkılmadım. Yani elbet artık tekrarlardan bıkmış olabilirim ama efektler göze batmıyordu hatta gerçekçiliği bile vardı. Ki sonunda kötülerin tam anlamıyla ceza görmemiş olması bana ikincisinin geleceğini düşündürdü. ama gerçeklik payı var mı bilmiyorum. Ama Logan'ın bu film için çokça çalıştığı belli. Her ne kadar üç silahşörler desek de Logan'ın rolü Dartanyan etrafında şekilleniyor gibi çünkü Athos, Portos ve Aramis kahramandan çok  Kardinal'in adamlarına sataşan, ayyaş ama yetenekli tipler gibi ve Dartanyan sanki onları bir araya getiriyor gibi. Daha ne diyeyim benden tavsiye işte izleyebilirsiniz.

**

ikinci olarak Glorious 39 ki çevirisi hakkında bir fikrim yok. Bu filmi dün annemle televizyonda bir şey bulamadığımız için film kanallarında denk geldik başta izleme yanlısı değildim ama David Tennant'ı görür görmez kumandayı kaptım ve annemi filme hapis ettim. Doctor Who'da David dönemi bitince çok üzülenlerdenim ben. Ve o adamın sırf ses tonu için bile izleyebilirdim.
Ara ara sıkılsanız da sonunu merak edeceğiniz değişik bir gerilim, dram... Biz annemle sürekli fikirler yarıştırdık meğer katil uşakmış! ehehe şaka şaka ama cidden hiç düşünmediğim şeyler oldu filmde.

**

üçüncü olarak The Vow - Aşk Yemini. Afişi bana klasik bir aşk filmi gibi geldiği için başta izlemeyecektim sonra internette bir kaç sahnesine denk geldim ve hemen izledim! Filmin sonunda öğrendim ki film için gerçek bir öyküden yola çıkılmış. Rachel McAdams bu filmde o kadar tatlıydı ki! Zaten Zaman Yolcusunun Karısı filminden ona hayrandım. Konusunu söylemeyeceğim bazı filmleri konusunu bile bilmeden başlamak daha çok sarar bence bu film de onlardan. Güzel bir aşk filmi..

**


geldik gençlik filmime. Easy A -Adı Çıkmış. Bakire olmasına rağmen okulda sürtük olarak adı çıkmış Olive yani Emma Stone, gerçek olmadığı için başta dedikoduları önemsemez ama sonra gey bir arkadaşı, gey olmadığını kanıtlamak için onunla yattığı dedikodusunu yaymak için ona para verir ve insanlar sırf dedikodu yaymak için Olive'e ödeme yaparlar. ve işler yürür. Zamanlar herkes onu fahişe sanarken aslında o tek bir randevuya bile çıkmamıştır. gittikçe spoiler vermeye başlayacağım ve burada kesiyorum! Genel hatları ile böyle. Ben bu tarz filmleri izlemeyi çok severim o yüzden yazdım. -aramızda kalacaksa söyleyeyim hala Disney filmlerini ilk gösterimlerinde izliyorum şişşt- tabi bir Penn Badgley ayrıntısı da gözden kaçmamalı ahh ahh

sanırım benden bu kadar!
umarım beğenirsiniz. Hem filmlerimi hem şarkımı

2 Haziran 2012 Cumartesi

mim vol. 1



mimin konusu: silmeden içimizden geldiği gibi yazıyoruz. 
Nasıl aklımıza geliyorsa, düzeltmeden en dürüst halimizle. 

   Dün akşam beni uyutmayan şey mesela: keşkeler. Bazı  keşkeler diğerine göre daha az can acıtıcı olurlar mı gerçekten. Mesela ''keşke onunla konuşsaydım'', ''keşke konuşmasaydım'' dan daha büyük bir acı bence. Çünkü konuşmasaydım tüm hayatımı ona orada merhaba deseydim ne olurdu diyerek geçirebilirdim. Ve bende bunu düşünerek bir anlık hevesle arkasından yetişim seslendim ona. 5 saniyelik merhaba nasılsın faslı ile başladı ve ee daha buralarda mısın o zaman görüşürüz diyip bitirdi. toplamda 10 saniye sürdü. 10 saniyelik bir konuşmanın beni dün gece uykusuz bırakacağını düşünmezdim.

   Keşke konuşmasaydım, diyorum çünkü kendimi sanki onunla yeniden olmak istiyormuşum gibi oldu ve konuşabilseydik amacım bu değildi. konuşmasaydım diyorum çünkü, .. ım...sanırım ikinci bir nedenim yok. Her yanından o 10 saniye güzeldi.
   Bir yanan da konuşmasaydım olabilecek şeyleri düşünerek bir ayımı kendime zehir edebilirdim. hatta tüm hayatımı bir köşeme bir keşke daha eklerdim. Hem o mavi gözleri bir kere daha görmek güzeldi bence.

Kısaca yaşanmamış olayların keşkesi, yaşanmış olayların keşkesine göre daha acıtır.

Keşke şarkımız..

nasıl unuttum bilmiyorum ama Mia'ma blogumun ilk mimi için çoooook teşekkür ediyorum ve konuşmamız gereken konuları en kısa zamanda konuşmalıyız diyorum. Dedikodu gecesi!

21 Mayıs 2012 Pazartesi

yeter ki istemeyin!

Glee cover - We Are Young

öğleden sonra geometri çalışırım diye okula gitmedim önce hava ok güzeldi sonra gök gürültüleri başladı falan filan tahmin edin ne oldu! çalışamadım. Daha doğrusu çalışmadım. Şimdi başlayacağım daha. Ama tam başlayacaktım sayısal dersleri müzik ile çalışmayı seviyorum dedim ve müziklerim çok eski geldi ve yeni müzikler ediniyorum.

Yani insanın canı yeter ki bir şey yapmak istemesin.
Bak Modafobik'in twiti de tam bunların üstüne geldi


Önümüzdeki iki hafta her gün sınavım var. Bu gün kaytardım ama daha kaytarmayacağım. Mimler aklımda yeni blogun ilk mimi olacağı için özen göstereceğim ve hafta sonuna bırakıyorum.

Okul arkadaşlarımın ask.fm cevapları şu sıra eğlencem.
Glee'nin sezon finali fragmanı bile gözlerimin dolmasına yetti.
Piyano çalmaya başlayacağım bu arada. Benim için doğru düzgün yapmak istediğim işlerden biri. Bu hafta sonu ders için görüşmeye gideceğim Başlarım herhalde en kısa zamanda.
youtube'dan karaoke parçaları açıp kardeşimle bağıra çağıra Glee şarkıları söylediğimiz gerçeği ise aslında saklamak istediğim bir şeydi ama kardeşimi hiç bu kadar çok sevmemiştim! eheh Baştaki şarkımız da bizim ortak favori parçamız.
İyi bir hafta geçirin!

19 Mayıs 2012 Cumartesi

19 Mayıs

Bugün statlarda olmasa da okulumda bir 19 mayıs kutlaması yapıldı. Hiçbir lisede böyle bir kutlama yapılmamıştı. Cumartesi günü bu gün nasıl olsa. Kimse sıcak yatağından kalkmak istemedi, kimse cumartesi gününü okulda geçirmek istemedi. Ama yaklaşık 700 kişilik okulda 100 kişi vardı yoktu demek beni utandırıyor. Böyle bir okula, böyle bir imkana, böyle güzel bir okul müdürüne sahipken oraya gelmemek... yorum yapılamayacak cinsten bir şey.

19 Mayıs'ın statlarda kutlanmayacağı haberi çıktığından beri yeri göğü ''laflarıyla'' inleten, inkılap dersinde bilmişlikler taslayan, dini inancına Kemalist yazan arkadaşlarımdan hiçbirini göremedim orada.

Benim haddim değil hesap sormak, ben sadece bundan sonra onların samimiyetine güvenemem.

Her gün Yılmaz Özdil, Bekir Coşkun yazıları paylaşmakla, garip garip yerlerde Atatürkçülük'ten bahsetmekle, sabah facebookdan 19 Mayıs'ı kutlayan durum güncellemeleriyle olmuyor. Olsaydı o zaman daha çok olacağımıza inanacaktım.

Çelenk koymanın bile bu kadar zorlaştığı, saygı duruşlarının atlandığı, gençlerin hafta içi olsaydı okul kaynayacak diye koşa koşa gidecekleri Gençlik Bayramı'na sırf cumartesi diye gelmediği bir 19 Mayıs.
Yazık..

Bugün bu okulda okuduğum ve böyle bir okuldan mezun olacağım için ne kadar gurur duyduğumu ve ne kadar şanslı olduğumu anladım.

Bugün 52 senelik bir öğretmenin konuşması sırasında ağlamasına tanık oldum.

Bugün bambaka bir okuldan müdürümüzü arayıp ''Duyduğuma göre siz kutlama yapıyormuşsunuz. Katılmayı çok isterim'' diyen öğretmenlerle tanıştım.

Bugün çok ayrıydı. Yıllar sonra çocuklarıma anlatacağım türde ayrı hatta.